|
|
- karanlık bir odada son ses dinlendiğinde etkisini tam anlamıyla hissedebileceğiniz, tüyler ürperten şarkı. o çığlıklar, fısıltılar içinize işler gecenin bir vakti. psychedelic rock'ın ne olduğunu tam olarak anlatır. live at pompeii versiyonunun özellikle dinlenmesi tavsiye olunur.
(chikusho, 16.09.2006 13:49 ~ 17.10.2006 18:27)
- sözleri;
careful with that axe eugene....
(ve bolca çığrınış-ses)aaeeeeeeeeehhhh
arggghhhhhhhhhhhh
nanahahhaaahaaa
uuuuuhhuuhauuhh
şeklinde olmakta birlikte tükçe mealide; 'o baltaya dikkat etsen ii olacak eugene' dir.
phsysdelic rock örnegidir,hemide pinkfloyd dur.dadındanda yinmez.
ancak kişi bu tarz rock dinlerken süresine çok dikkat etmelidir.piskolojinin amına koyma tehlikesi herzmaan pek çok yüksek..ben koydum ordan biliyorum..
- (bkz: ölmeden önce söylenen sözler)
- dikkatlice dinlendimi kendinizden geçmenizi sağlayan,psychedelic rock ın en iyi örneklerinden biri.
benzer nitelikteki bir başka şarkı için:
(bkz: set the controls for the heart of the sun)
- roger waters'ın çığlıklarıyla süslediği, rick wright'ın klavyesiyle "büyülediği" eşsiz pink floyd şarkısı.
gereksiz bilgiler köşesi gibi bir şey: "bu şarkının yapım aşamasında, şarkıya murderistic women ismi verilmesi uygun görülmüş, fakat şarkı canlı performans kaydı olarak ummagumma albümünde* ve stüdyo kaydı olarak relics albümünde* careful with that axe eugene ismiyle yer almıştır."
live at pompeii versiyonunda, normalden farklı olarak şu sözler çığlıklara eklenmiştir:
down, down. down, down. the star is screaming.
beneath the lies. lie, lie.
careful, careful, careful with that axe, eugene.
the stars are screaming loud.
- (bkz: hey eugene)
- (bkz: ne koydun lan kafana)
- her ezgisi insanı farklı yerlere çağıran ve bünyem üzerinde şiddetli karın ağrısına sebebiyet veren bir pink floyd şarkısı. sanırım yaşamıyoruz.
dinlemek için;
(bkz: http://www.youtube.com/...)
- arkanda nefesini hissettiğin biri vardır dönüp bakamazsın.
paranoyadan paranoyaya koşarsın ama kaçamazsın.
çığlıkla aklına gelir ve ondan bir türlü kurtulamazsın.
- doktor, "turp gibisin, hiçbir şeyin yok ki" diyor muayeneden sonra, "nasıl olur ulan?" diye soruyorum kendi kendime, doktora ise, "anlıyorum sağolun" diyorum. düpedüz başım dönüyor, kalbim sancıyor, bileklerim titriyor, "olmaz olsun böyle tıp" diye söylene söylene yürüyorum yollarda. tıp hastalığımı tanımıyor, neyim var bilmiyor, hiçbir şey bilmiyoruz, her kitaptan sonra daha az şey hatırlıyorum. unutmak acıtıyor.
her terafta sert köşeler, bulutların bile sivri sivri köşeleri var, ayık kafayla dolanmak için fazla usandırıcı gün ışığı. bazen 'duvar' özgürleştirici gibi, 'duvar' çok büyük, ara sıra duvara aşık oluyorum yeniden, ara sıra ceryan yapan açık bir pencere gibi oluyor gözlerim.
"etrafa harika bir hüznün tatlı kokusu yayılmış", karşılıklı cilveleşiyoruz, placebo etkisi yaratıyor elimdeki kahve ve oluşumunun en yüksek doruk noktasına ulaştıktan sonra gelişimini, daha çok trans müzik dinleyip daha çok sevişmek arzusunda tamamlamış akdeniz kültürünün kertenkelelerle dolup taşan kırgın tiyatrolarından birisine kuzeyin endişeli adamları iniyor bir anda.
insanın içindeki bütün yaşam enerjisini çalan pas tatlandırıcılı nem kokusu silinip, bir ingiliz yağmurunun beklenti dolu, arayış dolu huzursuzluğu sarıyor anfi tiyatroyu. taş kesmiş imparatorlar rönesans tablolarına kurulmuş, aslında hiçbir yüce şeyi anlatmıyor yaptıkları; sıcaklığın da etkisiyle akıyor yüzlerindeki çok mühim yağlı boyalar. bütün yollar artık roma'ya değil, şarkıdan sonra bütün yollar geceye çıkacak, gaybın kapıları patlayacak dante'nin cehennemlerinde.
roger waters bağırdıkça mekan ve zaman kırılıyor. dikkatli ol diyor ama bütün izleyiciler o baltanın üzerine koşmak için orada toplanmış. o baltayla bir sorunumuz var. o baltayla kapanmamış bir hesabımız var. rahat yolları bırakıp orda kalacağımızı biliyoruz. söyleyecek çok şey birikmiş. her şey sembol içinde. esneyip bükülüyor gitarlar. iyileştikçe daha da kanıyoruz. pompeii'nin lav akıtan dağları bir korku değil, sadece içimizdekileri betimleyen, huzur verici karanlık bir resim oluyor..
tam da, gözlerim karıncalaşmaya, etraf bulanıklaşıp dönmeye başlamışken duruluyor, yavaşça susuyor şarkı.
gerisinde tuhaf bir pişmanlık, gerisinde tuhaf bir kaybolmuşluk, gerisinde haz, gerisinde milyonlarca gecenin içinden geçmeye yakın bir zevk, gerisinde iyileştikçe daha çok kaşınan ve bu yüzden de daha çok kanatılan yaralar bırakıyor.
gün, bütünüyle deliye dönüyor. kabarmış suskunluklarla ortada bir yetim gibi kalakalıyoruz.
kimseye anlatılmıyor, şimdi, wish you were here'ı nasıl da dinlemek istediğimiz.
|