can yücel hakkında anlatılan çok hikaye vardır.
o artık efsane olduğundanmıdır,ettiği küfürlerin kendine haslığından mıdır bilinmez, duyulduğunda "bunu söylese söylese can baba söyler" fikri uyandıran hikayelerdir bunlar..
örnekleri:
üstad bir gün devlet büyüklerine bir şiirinde isim vermeden "hepiniz götsünüz" dediği için mahkemeye çıkarılır..
hakimin karşısına palas pandıras her
zamanki haliyle gelir ve elindeki kalın tdk sözlüğünü açar..
- hakim bey "p" harfine bakalım, türkçe'de "popo" diye bir kelime var mı? yok.. peki "k"ye bakalım, "kıç" var mı? o da yok.. bir de "g"ye bakalım, "göt" var mı? evet göt kelimesi tdk sözlüğünde var.. demek ki sayın hakim, bu memlekette göte göt deniyor!!! der ve beraat eder..
***
türkiye işçi partisinin komünist zamanlarında bir tüzük toplantısında herkesin komünizmi anlatmaya çalıştığı şöyle olsun , böyle olsun dediği bir toplantıda can baba ayağa kalkar ve bir efsaneyi daha patlatır.
"beyler beyler, türkiyede komünist olmak tüzük değil büzük ister...
***
bir sergide ortada dolanırken, alımlı bir kadın heyecanla yanına gelir:
- can bey, tanıştığımıza ne kadar memnun oldum anlatamam. sizin en büyük hayranınızım.
can baba sırıtır:
- demek öyle, yatalım o halde?
kadın küskün bir ifadeyle bozuk atar:
- aşk olsun can bey!!
can baba cevaplar:
- aşk da olacak elbet..
***
can yücel bir gün canlı yayında.konuklardan biri de mhp li bir milletvekili.konu dönüp dolaşıp nazım hikmete gelir.mhp milletvekili nazım hikmetin solculuğu yahya kemale tepkiydi, sağcı biri olan yahya kemal nazım hikmetin annesiyle kırıştırdığı için nazım hikmet ona kızarak solculuğu seçip komünist olmuştur der.can yücel hemen cevabı yapıştırır:
-senin ananı hangi solcu sikti de sağcı oldun lan..
başka bir canlı yayında duygu asena nazım hikmet için kartpostal şairi der.can yücelden jet gibi gelen cevap:kart sensin postal da sana girsin.olayın bu kısmı meşhurdur.bir de gerisi var.sonraki günlerde can yücelden sözlerini geri alması istenir.can yücel lafı gediğine koyar:kartı aldım, postal kalsın.
can yücel ve küçük iskenderin de aralarında olduğu bir grup şair yazar çizer içki masasındadır.küçük iskenderin can yücele karşı olan derin sevgisi bilinen bir durumdur.içkinin de etkisiyle küçük iskender elini can yücelin takımlarına götürür ve mıncıklamaya başlar.can yücel içkisinden bir yudum alır ve küçük iskendere şöyle der:siksem büyüğünü sikerdim....
can yücel boğaziçi üniversitesinde konferans vermektedir. öğrencilerden biri el kaldırıp sorar ,
-can baba neden bütün büyük aşk şairleri erkek..kadınlardan aşk şairi çıkmaz mı ??
can yücel kendi üslubu ile yanıtlar :
- ne bileyim ulan, biz s.kimizlemi yazıyoruz şiiri??
can yücele sorarlar:
-efendim nedir bizim memleketteki bu sağcılık solculuk davaları?
can baba:
-bu ülkede sabah kalktığında malafat eğer sağ tarafa kaymışsa sağcısındır, yok eğer sol taraftaysa solcu..
-peki sizinki ne tarafta ?
- ileride daima ileride.
odtü bir panele gider. sorusu olan varmı diye sorulur. bir süre sonra bir kız öğrenci söz alır ve "sayın yücel şiirlerinizde kadını bir meta olarak yansıttığınızı düşünüyorum, acaba gerçek hayattaki can yücel kadınlar hakkında ne düşünüyor?" diye sorar. usta şairin tepesi atmıştır şiirinde kadına meta olarak baktığının düşünülmesi abesle iştigaldir diye düşünür belki de ve o meşhur homurtusuyla açar ağzını "kadınlar hakkında hiçbir şey düşünmem, sadece sikerim".
onun en büyük efsanesi
to be or not to be çevirisidir bence:
"bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin?"
rivayete göre karısı da kendi gibidir.hatta katıldıkları bir televizyon programında sohpet futbola geldiğinde sunucu "siz hangi takımı tutuyorsunuz?" diye sorar.karısının cevabı:evlendiğimden beri can ın takımlarından başka takım tutmadım.
izmir
kıbrıs şehitleri caddesi'nde arkadaşlarıyla bir geceyi sabaha bağlamış ve
sevincin önüne doğru yürümektedir. birden yere yatıp gökyüzüne bakmaya başlar. arkadaşları buna önce anlam veremez. can baba'nın eliyle "gel gel" yapmasıyla onlar da aynı can baba gibi kıbrıs şehitleri caddesinin ortasına boylu boyunca yatarlar. belli ki çok şairane bir söz sarfedecektir can baba. tarih yazacaktır yine bu sözyüle. ve arkadaşları bu sözü büyüdüğünde torunlarına anlatıp gururlanacaklardır.
biri dayanamaz sorar:
- n'oldu can baba? ne düşünüyorsun. neden yattık yere?
+ ne bileyim?
çok sarhoşum amına koyayım!
can yücel'in rivayete göre yanında taşıdığı tdk sözlüğüne göre efsane; "eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence" olarak tanımlanır. efsane'nin ikinci anlamı da "mecaz, gerçeğe dayanmayan, asılsız söz, hikâye vb" olarak geçmektedi tkd sözlüğünde. her iki anlama göre de can yücel hakkında uydurulmuş hikayelerdir bunlar. belki de fıkralardaki kahramanların yerine can yücel isminin konulmasıyla üretilmiş hikayelerdir. en azından ben öyle olmasını temenni ediyorum. zira eğer can yücel iyi bir şairse -ki gerçekten mükemmel şiirleri vardır, ama bunları bulmak için, onlarca safsatayı okumak zorunda kalırınız-, toplumda önde gelen bir insansa, insanlara hitap ediyorsa, bu kadar edepsiz olmamalıdır. ayyaş, ne dediğini bilmeyen, insanlarla saygısızca konuşan bir insan olamaz, böyle "insan" olamaz. izleyince güldüğümüz kamera şakalarıdır bunlar, kendimize yapıldığında kaldıramayacağımız. o meşhur küfürlerinden birisini size söyleseydi bakalım bu kadar gülebilecek miydiniz? gerçi gülebilecek illa ki vardır. ne de olsa memlekette mezhebi geniş, eşek derisinden kalın yüz derisine sahip insan çok.
zamanında
+ can baba sence
zeki müren'e neden
paşa diyorlar?
sorusuna
- bu ülkede paşalara
ibne demek yasak olduğundan ibnelere paşa diyor millet.
cevabını vermesi gerçekten efsane olmuştur.
leman dergisinde ilk yazdığı gün,
metin üstündağ kendisini derginin son sayfasına koyunca
met üst'ü aramış ve "beni derginin kıçına koyanın gelir kıçına koyarım" diye duygularını en güzel şekliyle belirtmiştir.. ruhu şad olsun..
edit: imla
en güzellerinden biri budur kanımca.
cemal süreya ve arkadaşları her pazartesi belli bir mekanda toplanırlar. şiir, muhabbet, içki vs.. kadınlı erkekli kalabalık bir gruptur.bir gün bu toplantılara can yücel de katılır.cemal süreya ile aralarında şöyle bir diyalog geçer:
yücel- oo darphane müdürü de buradaymış.
süreya- darphane müdürlüğü yaptım ama, oradan ayrılırken paçalarımı silktim ki, üzerimde
altın tozu kalmasın. ne olacak sen de bakan oğlusun
yücel- babam bakandı, evet ama benim bir şeyim yok, sadece şiirim var benim!
süreya- evet şiirin var, ele gelir bir şey yazdın mı bugüne dek?
ortam ısınmıştır.
yücel- senin eline gelecek başka şey var bende ister misin vereyim mi?
süreya- ver ulan!
bunun üzerine can yücel kalkar ve ortamın kalabalığına kadınlara aldırmadan aletini çıkarır.
süreya- hiç değişmemiş ulan! eskisi gibi.
yücel- değişmez tabii, niye değişsin ki
can baba, kızını
* evlendirdiği gün, davetlilere:
- aha bu kızım
su. şu yanındaki de vurucu
su.