görseller
can dündarcan dündar
can dündarcan dündar
belki ilginizi çeker
  1. · entelseksüel
  2. · özledim seni
  3. · uzaklar
  4. · ikizler burcu erkeği
  5. · öyle içimdesin ki
  6. · bir daha sevmemeye yemin edeceksin
  7. · kırmızı bisiklet
  8. · taies farzan
  9. · benim gençliğim
  10. · şimdi sen de herkes gibisin
gündem
  1. · beşiktaş ile fenerbahçe taraftarı arasındaki fark
  2. · tahrik edici erkek kokuları
  3. · tanrıya sorulacak tek soru
  4. · her şey iyi giderken ayrılalım diyen sevgili
  5. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  6. · yaran diyaloglar
  7. · dinde zorlama yoktur
  8. · eskisinden güzel olmak
  9. · bütün gün yataktan çıkmamak

can dündar  

 sayfa  / 9
  1. gerçekten kaliteli yazılar yazan özellikle körfez savaşı süresince takip ettiğim ve sonrasında bu yazıları kitaplaştırılan milliyet gazetesi yazarı
    (cyrus the virus, 10.03.2004 15:50)
  2. romantik genç
    (savager, 21.03.2004 23:44)
  3. geleceğe ilişkin politik yorumları kesinlikle tutan başarılı gazeteci, yazar...politikaya atılması için gelen teklifleri inatla geri çevirmektedir...
    (clarinet, 25.03.2004 14:36)
  4. yazılarındaki mesaj verme kaygısı nedeniyle sıkılıp artık okuyamadığım milliyet gazetesi yazarı.
    (mia, 25.03.2004 16:34)
  5. (bkz. entelseksüel)
    (balta, 05.04.2004 03:56)
  6. ülkemiz de gerçekten iyi yazılar yazan,iyi balgeseller hazırlayan,kaliteli programlara katılan iyi insan.onu dinlemek ayrı bi keyif veriyo insana.
    (telvin, 15.04.2004 09:56 ~ 09:57)
  7. aşka ve terke dair...

    bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... en güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. gözyaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. sınırsız ve nihayetsiz;
    "ölmek var, dönmek yok"tur.
    lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını... tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya... şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz:
    "şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..."
    başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... böyle süremeyeceğini bilirsiniz. değişsin istersiniz.
    o, sevgisizliğinize yorar bunu... ihanete sayar. tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...
    bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya, bir kâbusa dönüşür birden... kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... hoyrattır, bakmaz yüzünüze... zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkûm eder. mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden...
    "iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
    ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. ihanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz...
    "madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra...
    mademki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, mademki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmiştir". lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
    aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre... ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...
    uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "bana ne... kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre... ama sonra... ansızın kulağınıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye...
    dönüp "seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...
    dönemezsiniz.
    göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
    anlarsınız ki çaresiz bir aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "ne olacak sonunda" kuşkusu...
    böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
    sürünür gidersiniz...

    can dündar
    (esdora, 24.01.2005 13:10 ~ 18.04.2005 13:31)
  8. haziran ayında doğduğunu ve haziran ayını ne kadar çok sevdiğini her kitabında gözümüze gözümüze sokan romantik yazar
    (kaybeden, 18.04.2005 13:26)
  9. forward maillerin karakter oyuncusu.
    (right lane must exist, 18.04.2005 13:27)
  10. hayatın havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyun olduğunu düşünelim.
    bu toplar;
    1. işimiz,
    2. sevdiğimiz,
    3. sağlığımız,
    4. dostluklarımız ve
    5. benliğimizdir.

    bu 5 top içinde bir tek "işimiz" lastik bir toptur. düşürürsek zıplatabiliriz. ancak diğer 4 top camdan yapılmıştır. düşerse kırılır, yerine konulamazlar. bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız. oysa hepimiz o ilk lastik topu tutabilmek uğruna diğerlerini kırıp dökmüyor muyuz?

    dizelerinin sahibi kaliteli yazar.
    (gblack, 20.04.2005 11:17)
  11. tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak. evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin. sokağa fırlayacaksın. sokaklar da dar gelecek, tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi. ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü. kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin. birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan. "önemli olan sağlık..." "yaşamak güzel." "boş ver, her şey unutulur." sen hiçbirini duymayacaksın. gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin. `ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin`. hep ondan bahsetmek isteyeceksin. "ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp ”ne dedin?" diye sormayacaksın. yalnız kalmak isteyeceksin. hem de kalabalıkların arasında kaybolmak. ikisi de yetmeyecek. geçmişi düşüneceksin. neredeyse dakika dakika... ama kötüleri atlayarak… onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin. gittiğin yerlere gitmek… bu sana hiç iyi gelmeyecek. ama bile bile yapacaksın. biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın. aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin. hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin. aksini iddia edenlerden nefret edeceksin. herkesi ona benzetip, kimseyi onun yerine koyamayacaksın. hiçbir şey oyalamayacak seni. ilaçlara sığınacaksın. birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan... sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren… bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin. uyumak zor, uyanmak kolay olacak. sabahı iple çekeceksin. bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin. ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler. ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin. belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin. nafile... düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek. rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin. her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin. `telefonun çalmasını bekleyeceksin aramayacağını bile bile`. her çaldığında yüreğin ağzına gelecek. ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla. yüreğin burkulacak. canın yanacak. bir daha sevmemeye yemin edeceksin. hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden. onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın. defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin. yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin, onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek. ama bir umut... onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... bu umut seni gitmekten alıkoyacak. gel gitler içinde yaşayacaksın. buna yaşamak denirse. razı mısın bütün bunlara? hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye? o halde âşık olabilirsin.

    can dündar
    (esdora, 24.04.2005 14:49 ~ 14:51)
  12. bıkkınlık veren fw maillarından* ötürü bir web sitesi açmayı düşünüyormuş kendisi. sadece bu maillar yüzünden bu tür yazılarını da azalttığını söylüyor. bugünkü turkuaz'da yayınlanan röportajından ilgili bölüm:

    (...)

    -yazıları en çok forward edilen yazarlardansınız. forward’ların melankolik efendisi olmak ve kadınlar tarafından okunmak nasıl bir duygu verir insana?

    +(gülümsüyor) sonuçta insanlarda duygudaşlık yaratmak için yazıyoruz. sanal tarikata dönüşmemesi kaydıyla insanların bunu başkalarıyla paylaşmasında sorun yok. ama bunu sadece kadınlar yapar yaklaşımını yazarlık açısından sınırlayıcı bulurum. maço olmamaya çalışan bir yazarım, maçolardan da hiç hazzetmem. çünkü kadınlar içinde büyüdüm. aile, halalar, teyzeler, hala-teyze kızları... gezmeler, içmeler, kaplıcalar filan... (gülüşmeler) dolayısıyla kadın tabiatına yatkın olduğumu düşünüyorum.

    -e-postamıza neredeyse her gün bir yazınız düşünce, imzanızın ‘fwd: can dündar’ olduğunu düşünüyor insan. her gün birinin yazısının size gelmesi bir gıcıklığa yol açmaz mı?

    +buna hak vermemek mümkün mü? bana da kalpli, çiçekli yazılar geldiği zaman siliyorum. son dönemde bu nedenle az yazdığımı fark ettim. bir süre sonra internette aşk yazıları dolaşan bir adam oluyorsunuz. ama sizin yeniden yazmamanız bunu etkilemiyor, eski yazılar dolaşıyor. (gülüşmeler) internet ile başım dertte. sinir bozucu, tehlikeli bir şey, o kaos ortamında yazılarım çarpıtılmış, kısaltılmış olarak ya da başkasının imzası ile geziyor. yayılan bir yalanı toparlamanın imkanı yok. bu yüzden şimdi web sitesi yaptırıyorum.

    -arkadaşına can dündar yazılarıyla birlikte kedi, kalp resimleri göndermeye başlayan biri orta yaşı geçmiş midir?

    +(gülüyor) bizim gençliğimizde hazır şablon aşk mektubu vardı. ben de bazen onu hissediyorum, bir tür hislere tercüman olma hali. ama başka tercüme bürolarının da olduğunu düşünüyorum. (gülüşmeler) tek bir dile tercüme edilmek rahatsızlık verici.

    -eşiniz de yazılarınızı forward eder mi?

    +yok öyle bir şey yapmaz. o tür yazılarımı sevdiği kanısında değilim, çok takdir ettiğini düşünmüyorum. eşim daha ciddi şeyler okur. (gülüşmeler) onun okudukları ile kendi yazdıklarımı kıyaslayınca mahcup oluyorum.

    (...)
    (balta, 14.08.2005 17:08)
  13. (bkz: @471188)
    (guest8644, 11.09.2005 22:20)
  14. bavulları hep toplu durmalı insanın
    bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı
    tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli..
    ihanetlere,terk edilmelere,bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı
    yalnızlığa alışmalı
    çünkü omuz omuza günlerin vakti geçti.
    dayanışma,günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık..
    bireyin keşif çağı,geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
    terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
    zaman,birlikten kuvvet dogurma zamanı değil;
    zaman,tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır..
    işte o yüzden alışmalı yalnızlığa..
    sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa yaşamayı göze almalı insan..
    güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı
    hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli..
    sofrada tek tabağa,tabakta az yemeğe alışmalı..
    romanlardan,yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına..
    yalnızlık paylaşılmaz,paylaşılırsa yalnızlık olmaz dizeleriyle başlamalı güne
    telesekretere şu anda size cevap verebilecek kimse yok! denmeli,
    belki de hiç olmayacak.. cevapsızlığa,sessizliğe ısınmalı..
    oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
    haklılığın onuru yaşatır insanı
    susmanın utancı öldürür
    o yüzden en sessiz gecelerde doğruydu,yaptımla teselli bulmalı insan.
    feryada komşuların yetişmemesine,
    soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı..
    kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı..
    gece yastıkla ağlaşmaya,sabah aynayla gülüşmeye,
    kendiyle hüzünlenip,kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı..
    hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
    ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli..
    sessizliği,sese dönüştürebilmeli
    ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan..
    yollarla barışmalı
    yalnızlığa alışmalı

    can dündar
    (beyaz, 07.10.2005 01:58)
  15. atatürk'ün son 300 gününü ablatan her insanı(atatürkçü) izlerken göz yaşlarına boğan "sarı zeybek" adlı belgeseli hazırlayan ve sunan türk medya tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir.
    (gunslinger, 22.11.2005 18:26)
  16. bir ayrılığın anatomisi

    insanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır" der dostoyevski...
    veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yaldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer.
    birlikteliğin örttüğü tüm kusurları, ayrılık sergiler.
    sanırım troyka ile derviş için de öyle oldu.
    bir ayrılık arifesinde helalleştiler ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleştiler.
    o mağrur "birimiz hepimiz için" kan kardeşliğinin çatlaklarından, mahrem yaralar, saklı kuşkular, gemlenmez hırslar köpürdü.
    ***
    bu siyasal boşanmada, bir ayrılık sürecinin bütün heyelanı, hüsranı, hicranı gizliydi.
    gündelik hayatta da öyle değil midir?
    "ölene kadar" diye söz verilmiştir, ama "ölüm yolunda" başka tercihler belirmiştir.
    kararsız prensesin vicdanı azap çekerken 7 cücelerin somurtkanı "aklını başına al" diye fısıldar kulağına; haytası ise "kalbinin sesini dinle" diye çekiştirir eteğinden...
    hep hayran bakan gözlere, hatalar takılmaya başlar.
    "ama"yla biter alelade iltifat cümleleri:
    "sen iyi bir insansın, ama arkadaşların kötü", "seni seviyorum, ama bu ilişkide mutlu değilim", "ben başka türlü bir beraberlik düşlemiştim" vs.. vs...
    sonra gelsin uykusuz geceler...
    bir türlü karar verememeler...
    ruhen gidip gelmeler...
    "hele biraz daha zaman geçsin" diye nikah ertelemeler...
    birlikteymiş gibi yaparken, sevecek başka yüzler, yüzecek başka denizler kollamalar...
    "aslında bütün bunlar bizim iyiliğimiz için"e kendini inandırmalar...
    ***
    sonrası hep aynı:
    bekleyenin "hani sonbaharda buluşacaktık. hazan geldi geçti, sen gelmez oldun" sızlanmaları...
    bekletenin "geliyorum az kaldı" oyalamaları...
    bittiğini bile bile işi uzatmalar; söyleyemedikçe hepten batağa saplanmalar...
    terke makul bir gerekçe ararken hepten çarşafa dolanmalar...
    veda konuşmasında süslü iltifat cümlelerinin arasına, o cümleleri hiçleştiren mayınlar serpiştirmeler...
    üzgün görünmeler... bağış dilenmeler... "...ama kaçınılmazdı" demeler...
    "sözünden caydın" yakınmalarını "sen de eski sen değilsin. değişmişsin" diye göğüslemeler...
    ... asıl kendinin değiştiğini bilmezden gelmeler...
    ve son sahne:
    terk edenin o mahcup "gönlüm başkasında" itirafına karşılık terk edilenin kırık çalımı:
    "uğurlar olsun! ben yoluma devam ediyorum".
    ***
    ecevit’ten de aynı şekilde ayrılmamış mıydı derviş?
    ihanetler böyledir:
    ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az acı verir.
    ondan sonra dur durak yoktur:
    güvenilmez aşık, sevdikçe kıran, gezdikçe ardında bir kırık kalpler mezarlığı bırakan biçare dervişe döner.
    artık acılara hapsolmuştur:
    buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak, sonunda terk ettiklerinin "ah"ı tutup terk edildiğinde mukadder yalnızlığına kapanacaktır.
    (mualla, 22.11.2005 19:25)
  17. romantik demokrat
    (deep thinker, 23.11.2005 21:22)
  18. (bkz: felluce)
    (srce, 07.12.2005 00:36)
  19. türkiye'nin üslup olarak en şiirsel yazarı.yaptığı ve seslendirdiği belgesellerin her biri türk medyası için kilometre taşıdır.
    (orcinus orca, 07.12.2005 00:38)
  20. türk belgeselciğinin en iyi temsilcisi.ayrıca çok mütevazı bir bünyeye sahiptir.henüz hazırlıktayken ytü yılın enleri isimli bir ödül törenine katılmıştır.program iyidir fakat organizasyonda tecrübesizlikten kaynaklanan aksaklıklar sonucu rezaletler silsilesi yaşanmıştır.can dündarın yılın gazetecesi seçilmesine rağmen ekranda"yılın mankeni" yazmaı gibi.ancak çıkışta tanışmak için yanına gittiğimiz can abi(hemen kurduk samimiyeti) yaşananların azmimizi kırmaması gerektiğini söyledi ve "bizde geçtik bu yollardan" diyerek etrafta çarpan gönüllere su serpti.bütün görüşlerine katıldığım söylenemez ama dopdolu ve faydalı bir ömür yaşadığı kesindir.
    (digitallart, 07.12.2005 00:47)
  21. http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=19737,10,6
    (mitya, 20.12.2005 17:23)
  22. metal müziğe ayar vermeye çalışıp sıçmış ve dibine kadar batırmış adam.
    (keyif pezevengi, 15.01.2006 11:31)
  23. geçen sene bilmediği bir konu (bkz: heavy metal) hakkında yazdığı şeylerden sonra, aydın da böyle olduktan sonra vay haline bu ülkenin dememi sağlayan kişidir.tiksinti getirmiştir.
    (zaknafein, 01.02.2006 12:06)
  24. (bkz: benim gençliğim)
    (bkz: kırmızı bisiklet)
    (bkz: uzaklar)
    (emma, 13.02.2006 19:40)
  25. asırlardır aynı mekanda buluştuğu herkesle selamlaşıp konuşmaya alışmış insanoğlunun çağımızda kendi soyuna yabancılaşmasının ve külliyen suskunlaşmasının en sembolik mekanıdır asansör diyerek her asansöre binmemde aklıma bu sözü getiren kişi...
    (skin, 22.04.2006 15:04 ~ 15:05)
 sayfa  / 9

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil