belki ilginizi çeker
  1. · mevlana
  2. · can ateşinde kanatlar
  3. · bora seçkin
  4. · yiğit sertdemir
  5. · turgay nar
  6. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  2. · author
  3. · bakire kız ile evlenmenin verdiği huzur
  4. · insanın hayatına sıçan şeyler
  5. · sözlük yazarlarının hayalleri
  6. · domuz gribi
  7. · colin kazım richards
  8. · kaynaşlı
  9. · amsterdam görmemiş üniversite öğrencisi

can ateşinde kanatlar  

  1. şehir tiyatroları'nda gösterilen turgay nar'ın yazdığı, bora seçkin'in hem oynayıp hem yönettiği mevlana'yı konu alan oyun.
    (culdesac, 23.07.2005 01:31 ~ 25.07.2005 23:57)
  2. dün gaziosmanpaşa sahnesinde izlediğim hem oyuncuların performansına hem de repliklerine hayran olduğum şaheser...
    şems-i tebriz-i'nin şüpheli kayboluşundan sonra mevlana'nın onu arayışını konu etmektedir. mevlana'nın bu arayışı ile 7 vadiden geçişi simurg'a ulaşmaya çalışan kuşların geçmeye çalıştığı 7 vadi birbirine benzetilebilir. mevlana her vadide tarihten isimlerle karşılaşmaktadır. sırasıyla derviş, hallac-ı mansur, ömer hayyam, zümrüdü anka, feridüddin attar, zerdüşt, hititli yontucu, menocchıo, yunus emre, cankıyıcı, seyyid nesimi ve son vadide şems-i tebriz-i...
    valla ben en çok zerdüşt ile mevlana'nın satranç oynadığı sahneye hayran oldum...
    kısaca gidilesi bi eser...
    ek:1,5 saat sürüyor ve tek perde..
    (palantir, 12.11.2005 20:12 ~ 20:25)
  3. 'ne soyunacak giysilerim kaldı ne giyinecek çıplaklığım' cümlesinin söylendiği oyundur.
    (volshebnik, 06.05.2008 02:08)
  4. oyun, şems’in simgesel olarak öldürülüp kuyuya atılmasıyla başlar. mevlana, onu bulmak için metaforik bir yolculuğa çıkar; yollara düşer. şems’in öldürüldüğü kuyunun başına geldiğinde tanrı’dan o kuyuyu bir ayrılıklar ney’ine dönüştürmesini ve kendisini de o ney’e üflemesini ister. oyun, mevlana’nın o ney’de bir ‘nefes’ olarak yolculuğu üzerine gelişir; o yolculukta simurg’a ulaşmaya giden kuşlara karışır. yazar, bu kuşlara ‘ayetü’l sema kuşlar’ adını vermiştir. o kuşlarla yedi ayrı vadiyi geçer. bu yedi vadi, tasavvufun öngördüğü ‘vahded-i vücud’ düşüncesiyle ‘insan-ı kamil’e giden aşamalardır. mevlana yedi vadi aşıp yolun sonuna vardığında anlarız ki, onun yolculuğu şemsi aramak değildir. aşk diye tanımladığı onun aşkı değildir. yolculuğu, bilgiye yapılan sonsuz yolculuk, aşkı da, allah’ın yarattığı, yüreğine kendi ışığını koyduğu insana olan aşkıdır ve bütün çaba yaradan’a ulaşmak için verilen çabadır.

    turgay nar / can ateşinde kanatlar ( mitos-boyut yayınları)

    ...
    nefes alırsın gül açar, nefes verirsin deniz kurur. git kalbindeki gözün kapısını aç, o kapıdan geç ve yürü; o gözün içinde yolculuk yap, o damarları yol eyle, o gözdeki ışığın câmını ayna yap, bak ona. ne görürsün? evreni görürsün. evrende neyi görürsün? insanı. git, o insan denen bahçede otur. güzel olan kalbindeki gözdür, o gözdeki yolculuktur, o gözdeki ayna, o aynadaki evren, o evrendeki insandır güzel olan. güzel olan o insanın oturduğu bahçedir. güzel olan o bahçeye giden yolcudur.
    ...
    güneşin battığı sanılır da bir başka yerde doğduğu akla gelmez.
    ....
    hangi zulümden bahçemize kan damlamışsa, o kanın rengiyle güllerimiz yeniden açmış, sevgilinin al yanağı gibi gülümsemiştir.
    ...
    hiçbir yara bize kalbimiz kadar acı vermez
    hiçbir ilaç bizi kalbimiz kadar çabuk iyileştirmez
    ....
    aradığın neyse, seni bekleyen odur. aslolan aramaktır, aramanın kendisidir. varla yok arası bir nefeslik yolculuğa dönüştür hüznünü. umudun kundağına belediğin o gönül yalnızlığınla düş yola ey celaleddin!...yürüdüğün kendi uzaklığındır, ulaştığın kendi ayrılığın.
    ....
    ümitsizlik köyüne gitme, ümitler vardır; karanlıklara gitme, güneşler vardır.
    ....
    yaradılışın sırrı hangi yeraltında gizli, hangi göğün koynunda saklı? devranın dönüşü, dönen zerrecikler. evrende zaman neden bu kadar uzun? neden insan ömrü pervane ömrü kadar kısa? evrendeki yerim ne? kimim ben? neden kavrayış gücüm evreni anlamaya yetmiyor? aradığım mı benim peşimde, ben mi aradığıma tutsağım...içimde uzayıp giden ıssız yol korkutuyor beni ey allah? nereye gideyim?
    ....
    sen birinden ayrıysan o da senden ayrıdır. bu ayrılığın ateşine nefes edip harlatan kim? ey muhammed celaleddin , şu yıldızların yalnızlığına bak da kendi yalnızlığına yüz çevirme. sonsuzluğun sırlarını kim bilebildi ki senle ben bilelim? o muamma yazısını ne sen okuyabilirsin ne ben. perdenin önünde ikimizin gölgesi durur, perde kalkınca ne sen kalırsın ne ben.
    ....
    geceye dedim ki: ‘ey gece, sevgilimle buluşmamı kimseye söyleyip de sırlarımı ortaya dökme!’ gece de bakıp yüzüme dedi ki: ‘yüreğini geniş tut ey mevlana! neden kaygılanıp da sağa, sola koşturursun? zaten güneş sende değil mi? ben nasıl olur da sabahı getirebilirim güneş sende oldukça. sırları nasıl yayabilirim?’
    bütün gelmişi-geçmişi düşünüyorum da, meğer sırları taşıyanın kendisi sırmış da kimsenin haberi yok. bundan onun da haberi yok.
    ....
    dünyaya gelip gitmemizin kime ne faydası olmuştur ey celaleddin? bu evrende yaşamak kime ümit verir, neyi anlatır? bir varsın, bir yoksun!...zamanın ateşten çemberinde nice temiz insanların cismi yanıp kül oldu da neden dumanları çıkmadı? bu sırrı kim söyleyecek? yananlar mı? onlar zaten sırrın kendisi oldular yanmakla. yanmaya gidenler mi? onlarsa nasıl bilebilirler yanmadan önce?...
    ....
    bu öyle bir aşk ki, ey muhammed celaleddin, tanrıyı bahane edip insanı, insanı bahane edip tanrıyı seviyorsun. bazen de yetmiyor, öylesine coşup kendinden geçiyorsun ki, ikisini bir aynada çoğullayıp sonsuzlukta arıyorsun; ne mutlu sana ki aklını gene aklınla kovuyorsun.
    ....
    madem hakikati görüyoruz, ne diye bildiğimiz şeyin peşine düşüyoruz? bilmiyorsak, bilmediğimizin peşinde işimiz ne?
    ....
    mumu gece yaksaydım kendim için yakmış olacaktım. şimdi ise kendisi için yanıyor; artık yanmaktır mumun yolculuğu da.
    ....
    bir kartalın mutluluğuyla kendi mutluluğunu karıştırma. eğer kuş değilsen yuvanı uçurumlar üzerine yapmamalısın!
    ....
    ey ruhumuzun ruhu, senin karşında bizlik lafı edilir mi hiç? biz bu fani halimizle görülen gölgeleriz, gölgeleriz. yeni bir gün, yeni bir gece, yeniden yeniye bağlar, bahçeler; her şey yeniden yeniye. her an, her adımda yeni bir düşünce, yepyeni güzellikler, yepyeni bir zenginlik. o, gözün görmediği sonsuzluk alemi olmasa yeni nereden gelir? eski nereye gider? dünya bir hakikat ırmağıdır. yeniden akar, yeniye akar; bu akış neredendir, nereye gider? sus, başka söz söyleme!...söz kime gerekse ona söyle, o dinlesin.
    ....
    hakikat ışığı gözüne, gönlüne dolsun...eğer insanlığın yolunda yürümeye meyl etmişsen, ne okusan, ne görsen, ne düşünsen azdır, yetmez. çünkü insanlık sonsuz bir güzelliktir. bu öyle bir sonsuzluktur ki seni hiçliğe kadar götürür. hiçliğe ulaştığın zaman sende öyle bir güzellik bahçesi vücut bulur ki, o bahçe seni kainatın en derin varlığı yapar. aklın yoluyla gerçeği bulsan da, ona gidecek yolu görmen gönül gözüyle olur.
    ....
    bilge kişi odur ki, bir denizi bir incide saklar
    ahmak odur ki, bir inciyi bir denizde saklayamaz
    ....
    kıyıyı kaybetmeyi göze alamazsan, sonsuzluk deryasını göremezsin.
    *
    (kabuk adam, 22.07.2009 12:53)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil