alpay erdem'in konu hakkındaki aşkını örnekleyecek bir yazı için..
"şehirlerarası bir otobüs yolculuğu yapacak isem, günler öncesinden, cam kenarından bilet alırım. son gün veya günlere bırakırsam, cam kenarından koltuk kalmamasından çok korkarım. yalnız her defasında, otobüse bindiğimde, günler öncesinden parasını ödediğim cam kenarımda, oturan bir adam görürüm. bana bakar. ben ona bakarım. umar ki, önemsemeyeyim, cam kenarımda o otursun, koridor kenarında ben. her defasında cam kenarının bana ait olduğunu ifade etmek zorunda kalırım. aksi takdirde asla cam kenarımdan kalkmaz, yolculuk boyunca cam kenarımda oturur, bütüün dağları köyleri o görür. şerefsiz oğlu şerefsiz. kurnaz. hayır madem o kadar seviyorsun cam kenarını, sen de benim gibi önlem al. hem önlem alma, hem “cam kenarı.” oh ne ala. uyanık. ulan ben metroda bile cam kenarına oturmak isteyen bir cam kenarı insanı olarak, otobüsteki şahane manzaralı cam kenarımdan mı feragat edicem. hiç sanmıyorum.
cam kenarımı sadece özlem’imle paylaşırım."