dün güzel bir kadın geçti
kabrimin yakınından
doya doya seyrettim
gün hazinesi bacaklarını
gecemi altüst eden
söylesem inanmazsınız
kalkıp verecek oldum
düşürünce mendilini
öldüğümü unutmuşum
varlık dergisinde yayınlanan yazısında edebi hayatını ikiye ayırır: charles baudelaire öncesi ve charles baudelaire sonrası...
kendisi fransız edebiyatını içmiştir adeta.
cahit sıtkı'nın şiirlerinde en baskın his: ölüm korkusudur.
genel itibariyle dizelerinde kırılgan bir ölüm derdi vardır. ne yazık ki yaşlılığa kalamadan genç yaşta vefat etmiştir.
tutsam ellerinden ağlarsın
benek benek büyür karanlığım
nokta nokta korkutur seni
tutsam ellerinden, ağlarsın
toprak kokar avuçlarım, kan kokar
ben hoyrat gecelerde boy atmış fidan
boz bulanık sularda yıkanmış, arınmışım
geceleri çok yakınım yıldızlara
ışığa çıkınca bir karışım
tutsam ellerinden ağlarsın
doğduğum köyü bir bilsen
gecesi gecemden büyük
acısı acımdan derin
tutsam ellerinden, üşür ellerin
şair 1910'da diyarbakır'da doğdu. ilkokulu orada okudu. istanbul galatasaray lisesi'ni bitirdi. bir süre mülkiye mektebi'ne devam etti. paris'te siyasal bilgiler okulu'nda okurken, ikinci dünya savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü. askerlikten sonra, bir süre, istanbul'a taşınmış olan babasının ticarethanesinde çalıştı. ankara'da anadolu ajansı'nda, toprak mahsülleri ofisi'nde, çalışma bakanlığı'nda memurluk yaptı. hastalandı (1954), konuşma yeteneğini yitirdi. iyileşmesi için devletçe viyana'ya gönderildi. 13 ekim 1956'da orada öldü. ankara'da toprağa verildi. kitapları, ömrümde sükut (1933), otuş beş yaş (1946), düşten güzel (1952), sonrası (1957), bütün şiirleri (derleyen; asım bezirci, 1982)'dir.
adı her geçtiğinde derin bir iç çekmeme neden olan değerli şair. insan şiirlerinde kendisini, kendi cümlelerini bulduğunda hayrete düşebiliyor. bu şiirleri yazan kişiyle aynı dönemde yaşamak, onu görmek, onunla konuşmak ne müthiş olurdu kimbilir. *
şiirlrinde genellikle karamsar duyguları açığa vuran, ölümü sanki hep yakınlarda dermiş gibi hissedermiş gibi dizelere döken, ölümü kendine ilham seçen büyük şair. ayrıca okul yıllarında herkese mektup gelir ona gelmediği için üzülür ve kendine mektup yazarmış. okurken de sevinirmiş tabi.
abbas
haydi abbas, vakit tamam;
akşam diyordun işte oldu akşam.
kur bakalım çilingir soframızı;
dinsin artık bu kalp ağrısı.
şu ağacın gölgesinde olsun;
tam kenarında havuzun.
aya haber sal çıksın bu gece;
görünsün şöyle gönlümce.
bas kırbacı sihirli seccadeye,
göster hükmettiğini mesafeye
ve zamana.
katıp tozu dumanı,
var git,
böyle ferman etti cahit,
al getir ilk sevgiliyi beşiktaş'tan;
yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
ölçü ve kafiyeye bağlı kalmış bir şairdir. şiirlerini hece ölçüsü ile yazmıştır. ancak bu konuda önyargılı değildir. serbest şiiri de beğenir. şiirinde uzun cümleden kaçınır. anlamı tek mısrada vermeye çalışır. gözünün yaşına bakmamak, şakaklarına kar yağmak gibi halk deyimlerini şiirlerinde sıkça kullanır.
ne bileyim ben
kimdi amerika'yi keşfeden
ne eder beş kere beş
güneyden mi kuzeyden mi dogardı güneş
kaçıncı padişahtı yavuz
aylardan nisan mı yoksa temmuz
ne bileyim nereye gider turnalar
şeftali ne zaman çıkar
bahçemde gül açmis ya karanfil
umurumda değil
sabahlara dek kadeh elde
aklım fikrim o güzelde...
ilk okuduğumda çarpıldığım ve işte olay budur diyerekten hayatımda ezberlediğim ilk ve tek şiir olan ömrümde sükutun sahibi büyük şairdir:
-ömrümde sükut-
çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
ipekli mallarını kimseye göstermeden,
sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
ömrüm böyle esrarlı geçecek ses vermeden,
ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek
beğendiğim şairlerden birisidir....
şiirlerinde genellikle ölüm ve aşk temasını işlemiştir. şiirlerinin bir kısmını serbest vezinle, bir kısmını heceyle yazmıştır.
"serenad" adlı şiirden
kimdir bana gülümseyen yeşillik balkonundan,
demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor.
bir gülüşündür gençliğimi döndürdü yolundan,
yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor.
...
aşık mı olmadım taparcasına
bir mecnun geçti o çöllerden bir ben
diş mi çektirmedim alemde kerem gibi
ferhat gibi gürz mü sallamadım dağlara
ne leyla yar oldu bana ne aslı ne şirin
o gün bugün sırtımı kendim sıvazlıyorum
sabahları sokağa çıkmadan evvel
cesaret şairim cesaret
kendi saclarımı okşuyorum geceleri
sevgilimin saçları niyetine
hayattan ve insanlardan "sıtkı" sıyrıldığı halde ve değer görmemesine rağmen hayatı kucaklayan şiirlerin sahibi şair. belli bir hayat felsefesine de sahip olduğu halde türk edebiyatında çirkinliğinden şikayetçi olan ve genelde kadınlarla olan ilişkilerinde başarısız olmuş genelde yanlış anlaşılmış şairlerdendir. en yakın dostu ziya osman saba'ya mektupları içtenlikle yazılmış iç-dökmelerden oluşur. bu mektuplardan kimi kez oldukça ilginç anılar ya da bilgilere ulaşılabilir.
bunlardan biri de tarancı'nın lise yıllarında yatılı okuldaki arkadaşlarıyla arasında geçen bir anıdır. okuldaki erkek arkadaşları sürekli dışarıdan, özellikle de sevgililerinden mektup almaktadır. cahit sıtkı ise bunun sıkıntısını çekmektedir. yalnızlığın getirdiği yükü azaltmak ve arkadaşları arasında edinmek istediği itibarı kazanmak için kendi kendine bir oyun oynar. kendi eliyle kendine okulun adresine gelecek şekilde yazdığı mektubu bir izin gününde dışarıdan atar. okula döndüğünde ertesi hafta ulaşan mektubu arkadaşlarına göstererek keyifle odasına çekilir. herkes şaşkındır. işte böyle içli bir durum söz konusu olunca türk edebiyatında şair olmanın da yeri hakkında sonraki nesillere ilginç biranı kalmış olmaktadır.
tarancı, kendisini öyle çirkin buluyordu ki başını kesip kurtulmak istiyordu. ama aynı zamanda tanrı'sına "her mihnet kabulüm / gün eksilmesin penceremden" diyecek kadar da yaşama arzusu taşıyordu. hayatı bu diyalektiğin varlığıyla geçti. ama geride insan sevgisi, aşk, hayat güzellemesi dolu bir yığın şiir bıraktı.