açılsa da gitsek , hiç çıkmasak dediğim mekan. on parmağında on marifet olan palanthaser in son eseri. artık benim de forsum var , ''arkadaşımın kafesi var ya oraya gidiyorum'' diyebileceğim. emeği geçen herkesin ellerinden öpmüşüm.
hayırlı olacak bir cafe. bol kazançlar versin. duvarında ''sözlük yazarlarına veresiye defteri yoktur'' yazacakmış.
girişte yaş kıstası var mı acaba? diye düşündüren kafe.
gidildi, görüldü, takdir edildi ve belli oldu ki gidilecek yerler listemizin üst sıralarında olacak bir mekan. ufak, şirin mi şirin bir düzen mevcut. her ne kadar alkol olmasa da menü zengin ve hoş, fiyatlar uygun, oyunlar bonus. ayrıca mekanın sahipleri çok sevecen insanlar*
resmi açılışını yapmış açılış partisi de an itibarıyle başlamış ve devam etmekte olan, bir sürü kıl yün sebebin biraraya gelmesi nedeniyle olunmak istenen ama olunamayan yerdir.üstelik orda bi zirve var uzakta......ağla1
iyi eğlenceler arkadaşlar demek istiyorum burdan ve kolay gelsin pala**
menüden, kupalardan çay kaşıklarına kadar herşeyin ince ince düşünüldüğü, gelenleri müşteri değil misafir gibi hissettiren ortamı ve sahipleriyle nezih, güzel, kısaca on numara mekandır. müdavim listesinin başındayız, tekrardan hayırlıı, uğurlu olsun pala.
vaat edilen şeyleri birebir yerine getiren ve dün gözlemlediğim kadarıyla müşterileri tanıdık olmasına rağmen samimiyet dolu olduğu kadar da ciddiyetle işlerini yürüten sevimli bir mekan.
gidecek olanlar için biraz içini tarif etmek gerekirse:
ne kadar ''bizden'' de olsa, great dilemma'nın tabiriyle elit döşenmiş lakin bunu ağza yüze çarpmadan hissettirmeyi ; son zamanlarda birçok kafede görülen ''salaşlık'' imajını yıkıp eli yüzü düzgün bir mekanın ferahlığını yaşatabilmeyi başarabilmiş bir yer. tuvalete giden yolun mutfaktan geçiyor olması ise ''bakın biz işimizi bu kadar temiz yapıyoruz, siz de görebilirsiniz.''in bir ifadesi diye düşünmekteyim. mekanın yapısı falan öyle değil yani kasti bunlar, düşünülmüş planlanmış evet. tuvalet demişken, oldukça güzel ve hijyenik bir tuvaleti var. tuvalet önemli bir mesele, sırf bu sebepten bir daha uğranılmamasına ant içilen yerler oldu geçmiş zamanlarda.
beşiktaş'ı zerre bilmeyen biri olarak mekanı yaklaşık 4 dakika içinde bulabilmiş olmam da mutlaka bir şekilde oraya ulaşılabiliceğinin göstergesi sanırım. menüsünde ise bir kafeden beklenebilecek her şey mevcut. avrat salatası bile var misal . güzel şeyler bunlar.
herkesin gidip görmesi, oturup bir şeyler yiyip içmesi, müzik dinlemesi, oyun oynaması, sohbet etmesi, kısacası tecrübe etmesi gereken bir mekan. öyle bir ortam var ki sanki isteyen mutfağa girip kendi işini kendi görebilir, parasını ödeyip çıkabilir gibi. o denli sıcak. adeta bir ev ortamı.
ayrıca içtiğim kolanın parasını ödemeden çekip gitmeme ve bunu bir mesajla bildirmeme rağmen ''olsun canım senden de para mı alıcaz.'' şeklinde bir cevapla karşılaştım. yapılan kibarlığa karşı ''hayır abi yea ne yiyip içtiysem parasını öderim ben'' diyerek kabalık gösterme niyetinde değilim fakat, ''ilk müşteri'' grubuna dahil olup aldığım fişi herhangi bir özel günde hediye edilecek fiks çerçevelerden birine koyup masamın baş köşesine yerleştirecektim. faiz işlesin.
bir gün gelir laptopu açar 5-6 saat tek bir çayla, wireless'ı sömürmeye kalkarım. ''bir şey ister misiniz? a verelim b verelim'' derseniz yarım saatte bir; o zaman kalkar giderim. bu da ipucu olsun.
dün gidip açılışına katıldığım mekan. her şeyden önce çok hoş ve sade bir mekan. kalaba yok , gözünüzü yoracak bir şey yok. müzikler dinlendirici ve ruh okşayıcı. dün açılış münasebetiyle verilen ikramları lapur lapur götürüp , hayatımda yediğim en güzel pastayı yiyip , çayımızı da içip kalktık. bundan sonra beşiktaş ta , inönü stadından sonra müdavimi olacağım bir yer daha var. palathaser ve great dilemma nın ellerine sağlık.
pek güzel bir mekan. sakin, sıcak, samimi bir yer. açılışında bulunduğum ve ilk gününe rağmen eksik görmediğim kafe. özellikle kurabiyelerine ve pastasına bittim. elimden geldiğince sömürmeye çalıştım ama her ihtimali göze almışlar. bize rağmen bitmedi kurabiyeler. ayrıca menüde gördüğüm avrat salatasını da pek bir merak ettim. ilk fırsatta yemek istiyorum. hazırlayıp, sunanların ellerine sağlık diyoruz.
kendi evimde yeterince ısınamadığımdan ve yiyecek içecek sıkıntısı çektiğimden kalan ömrümü pencere kenarındaki kırmızı koltuğun üzerinde; şu an adını hatırlayamadığım oyundaki faideli bilgileri ezberleyerek geçireceğim yerdir.
bugüne dek palanthaser inc. tarafından kullanılan tüm sloganlar 32 kısım tekmili birden aşağıdadır:
oks ye 108 gün kaldı. oysa cafe dört hep açık!
fly me to the moon and let me play at cafe dört
yalnız yiyen yalnız ölür. ortam insanı dört e ak!
cafe dört kutsaldır kaderine terk edilemez
mevzubahis dört ise gerisi teferruattır
ya dört ya ev. aynı anda ters mıknatıslanma yapar
cafe dört te başörtüsü takıyorum. sulhi için.
geçen pazar seni cafe dört te göremedim john?
iyi ki bu isimdedir dedirten kafe..
baktıkça sanki insanlar bana sesleniyormuş gibi oluyor; "dörti gel, dörti kek yap" gibi..
en bi sevdiğimiz beşiktaş kafesi ailecenek..
gidip görmesi bu hafta kısmet olacak gibi olan..
hani böyle dizilerde, filmlerde falan olur ya. küçücük, sıcacık bi yer. biri girer içeri, herkes kafasını çevirir selam verir, masalar arası konuşulur, laf yetiştirilir. kimse sözleşmez ''şu saatte şurda'' deyu. birbirlerinden habersiz giderler ve mutlaka oturup bir kahve içecek, sohbet edecek birileri vardır. kısaca, where everybody knows your name durumu.
işte cafe dört, bu konsept dahilinde ''fazlası var eksiği yok'' bir mekan. kapısını açıp şöyle bir göz gezdirildiğinde mutlaka gülümseyen ve 'hoşgeldin' diyen birinin orada olacağını bilmek bile iğrenç iş günümden sonra ayaklarımın beni oraya götürmesi için gayet yeterli bir sebep.
ha tabi bir de iş yerime fazlasıyla yakın olduğu için mesai biter bitmez bir atı bile yiyebilecek kadar açken anında karnımın doyurulması da önemsenmeyecek bir neden değil benim için. öyle ki artık palanthaser ve great dilemma'ya anne demek istiyorum. olmadı birine anne birine baba diyim diyecem de bu sefer de yanlış anlaşılacak. neyse sonuna doğru sıçtım sanırım, uzatmadan bitireyim;
ben çok sevdim. iyi ki açılmış. gidin siz de, tanısanız siz de çok seversiniz ehe mehe de demiycem, seversiniz zaten.
gittik gördük, biz dedim evet, tazmanya canavarı ve ben gittik gördük.. görmeden evvel çok dere ve tepe geçtik, yersiz manasız.. zira şehrin tam olarak "göbeğendeki" bir mekanı ters kulak yapmak sureti ile bulduk..
sevdik. yapmış çocuklar, pek şık olmuş..
o minik masalar birleşmiş bir koca uzun masa olmuş.. içeri sözlük yazarları dolmuş neyin.. bir de bir poster üzerinde "bebeğim..." yazısı gördük ki dillere destan..
hala çoğul konuşuyorum ben, evet..
etkisinde kaldım..
içindeki gillian anderson posteriyle beni derinden yaralamış, "hani tek talibin bendim gillian, palanthaser de nereden çıktı" diye düşünmeme sebep olan kafe. bir de posterin üstünde bebeğim yazıyor. tövbe tövbe... neyse. elmalı kurabiye ve keki süper olan mekan. kek hazırmış, başka yerden geliyor dediler ama ben inanmıyorum. o müthiş ıslak kekler hazır olamaz. o kafeyi yapan, o posteri oraya asan ekip o keki de yapar kardeşim. ben bundan eminim.
yıldız teknik'li öğrencilere tanıtıldığı takdirde beşikteş'ta gidilebilecek hoş bir mekan olmamasından yakınan gençlerin müdavimi olabileceği mekan. gittim gördüm, dekarasyon zaten çok hoş; parmaklıklarında küçük mumların olduğu fıstık yeşili perdeli pencerenin önüne konuşlanmış kırmızı koltuklu alan mekanın en kral yeri kanımca. tabi arada bir tekli kırmızı koltuklardan hayvancasına gülerken düşme tehlikesi yaşanmıyor değil; ama o mekan sahibinin değil, tasarımcının suçu.. tabi hayvan gibi kendini kaybederek gülen biz insanlarda da suç olabilir belki.. işte neyse..
kurabiyelerine değinmeden yorum yapmak imkansız tabi.. gerçekten çok leziz kurabiyeleri var. en iyiyi en sona saklama taktiğini alt üst eden bir yaklaşımla masaya oturduğunuz gibi kurabiyeleri ikram ediyorlar ve zaten o andan sonra o lezzetin yanına kahveyi ısmarlamamak namümkün oluyor. (gerçi ben aç bir insan olduğum için direk ton balıklı salataya daldım, bi dahaki sefere inşallah) çok başarılı bir strateji cidden, leziz de aynı zaman da. hatta o kadar ki insan bir an lezzetinin büyüsüne kapılıp great dilemma'ya bunları siz mi yaptınız diye sormak gafletine düşebiliyor (tabi alınan cevapla da ağzınızın payını alarak o vakitte gerçekçiliğe dönüş yapıyorsunuz)
tebrik ediyorum "mülk sahiplerini".. gidilesi görülesi, kırmızı koltuklarından düşülesi minicik çok hoş, sıcacık bi mekan yaratmışlar. dolar taşar umarım..