yanında bir an olsun, sadece bir an diyorum, ufacık bi an yüzümün asılması mümkün olmayan, ankara günlerimin kurtarıcısı (ne zor zamanlardı benim için, aah aahh, hala yüreciğim yanar), mütemadiyen gülmemi sağlayan, her ayrı kalışımızda deli gibi özlediğim, aklıma düştüğü an illa yüzümde gülümseme yaratan caaanım arkadaşım.
16 yıllık dert, sindirim sistemi, ikametgah, çilingir sofrası ortağım. ayrıca beni itüsözlük camiasına kazandıran şahıstır kendisi. kazandıran diyerek hafiften megalomanlık yapar gibi oldum kusura bakmayın. bunun bir kazanç olup olmadığına tabi ki camia karar verecek. gururla 'beni sizler var ettiniz diyebileceğim' günlerde görüşmek dileğiyle...
bir istanbullu olmasına rağmen ankara'nın istanbul'a dönüş yolunu değil ankarayı ve ankarada yaşadıklarını sevmesine ve ankaraya duyduğu özlemine saygıyla eğildiğim yazar.
efsanevi bir pixies şarkısı. bu şarkıyı yazan her kimse, duygularını ifade ediş biçimine hastayım. hani "seni özlüyorum oh bebeğim / gel kurtar beni eski halimize dönelim" şeklinde bin tane şarkı var piyasada. "özlemek" konsepti ile ilgili duyduğum en güzel güftelerden. "bloody your hands on a cactus tree / wipe it in your dress and send it to me" / özlemenin en hastalıklı hali (aha sonuncuyu da ben uydurdum türkçe, kafiyeli oldu ama) bu kadar övdükten sonra sözlerin tamamını verelim:
sitting here wishing on a cement floor
just wishing that i had just something you wore
i'd put it on when i go lonely
will you take off your dress and send it to me?
i miss your kissing and i miss your head
and a letter in your writing doesn't mean you're not dead
run outside in the desert heat
make your dress all wet and send it to me
i miss your soup and i miss your bread
and a letter in your writing doesn't mean you're not dead
so spill your breakfast and drip your wine
just wear that dress when you dine
sitting here wishing on a cement floor
just wishing that i had just something you wore
bloody your hands on a cactus tree
wipe it in your dress and send it to me