erzurum'a özgü muhteşem bir kebap. şekil itibariyle, uzun bir çubuğa asılan dönerin yan yatırılmışıdır ama tadı konusunda hiçbir benzerlik taşımazlar. erzurum'da en meşhur ceğ kebabı salonunun adı koç'tur ve lavaş ekmeğinin üzerinde servis edilir,dürüm yapar yersin..sevgilim 2 taneyi zor yerken benim 3-4 tane yediğim olmuştur.lezzeti anlatılmaz, yolunuz düşerse mutlaka yiyin derim.
sipariş geleneği biraz değişiktır. şu kadar cağ kebabı istiyorum diye sipariş vermezsiniz. sadece "gubban olim hele cağ kebabi getir" dersiniz. cağlar birer birer gelir, siz yedikçe yeni cağ gelir, yeni cağ geldikçe siz yersiniz. ta ki "cırıliram yeter" diyene kadar. süper taktik aslında.
hiç bir esprisi yoktur bu kebabın, bildiğin et işte mına koyim. sadece adını öyle artistlik olsun diye cağ kebebı koymuşlar.bir de yöresel yemekmiş, çok lezzetliymiş, başka yerde yiyemezmişiz falan diye reklam yapmışlar, millete kol gibi geçiriyorlar.özellikle erzurumda'ki öğrencilerin "neymiş lan bu cağ kebabı biz de gidelim, biz de bi tadına bakalım" demesiyle başlayan olaylar silsilesi, siz dur demeyene kadar önünüze etlerin gelmesiyle ve sizin bu gelen etlerin hepsinin sadece bir porsiyon olduğunu sanmanızla ve çıkışta bütün paranızın cebinizden alınmasıyla sonuçlanır.
oltu orijinlidir.
dönerden farlı bi lezzeti olmasının nedeni kuzu etinden yapılmasıdır.
dönerin yan çevrilmiş haline verilmiş kebap ismi. başka bir numarası yok kendisinin.
asıldığı o "uzun çubuk"ların ismi "cağ" olduğu için bu ismi almış olan kebaptır. erzurum'da yenmesi midenize bayram ettirmesi açısından tavsiye olunur. ardından da kıtlama şekerle çay için tam olsun.
erzurum'a gittiğimde kabusum olan kebaptır. çok ağır bir kokusu vardır. herkes ayıla bayıla yer.
(bkz:
vejeteryan)
(bkz:
erzurumlular etsiz yemeğe yemek demez)
(bkz:
tercihlere saygı)
%100 kuzu etinden yapılır. bu et bir gün boyunca bir küvette bekletilir sadece tuzlanır başka hiç bir sos eklenmez ve şişe geçirilip döner haline getirilip yan biçimde pişirilir. hiç yemedim ama her türlü kebabın hastası olan biri olarak en kısa sürede deneyeceğim. bu arada
istanbul'da
sirkeci'de bir yerde yapılıyor bildiğim kadarıyla.
genellikle ''cag'' diye telaffuz edilen, yemek borusu dolup taşıncaya kadar yenilesi kebap.
edit: ben artvin'de böyle denildiğine şahit oldum, o açıdan.
bir de gece gece akıllara getirdiğim için özür dilerim zira benim de canım çekti şu an.
artvin ve
erzurum'un paylaşamadığı leziz yiyecek. yemeğe kıyamaz, yiyince tadına doyamazsınız. o derece yani...
doyma hissini epey geç veren lezzetli kebap türü, erzurum'a yolu düşenlere gel gör kebapta yemelerini tavsiye ederim, daha yeni tattım, kalkmadan bir de kadayıf dolması getirsinler, gerçekten hafif yapıyorlar. sonra da çık dışarı, çek bir nefes kar havası,
oh be dünya varmış.
erzurum'a özgü gördüğünüzde döneri yan yatırmışlar diyebileceğiniz, kesilirken şişe geçirilerek servis yapılan et yemeği.kebab. tarafımın yediği etin siniri hiç temizlenmemiş olup geneli böyle yapılıyorsa yakınından geçmeyin diyebileceğim yemek çeşidi.
erzurum tortumda keşfedildiği rivayet ediilir ancak artvin'in bol yağmurlu olması hayvancılığa elverişi sayesinde ünü paylaşmasına neden olmuştur. kimin bulduğu değil kimin lezzetli yaptığıdır.
c ve ç karışımı baskılı bir söylenişi vardır erzurumda da artvinde de cağ dönerin. yani ne c ne de ç!
artvin tanımamış artvinli bir ailenin evladı olarak derim ki, cağ döneri horasanda, 2500 rakımlı bir yaylada, otlak dağ hayvanından yapılmış cağ döner gibisi yoktur,hele soğuk suyu akan bir gözenin başında oturup yersen uzansan dokunabileceğin güneş bile yakamaz o suyla etin seni yaktığı(hoşuna giden yanma) kadar
ve o yöreye ait bir söz vardır;
`ye yağı iç suyu donarsa donsun, ye balı içme suyu yanarsa yansın`
çürüspil yaylası'nda, hele ki cağ kebabı yapmayı bilen bir dayınız/amcanız/dedeniz varsa, o oksijenli ortamla birlikte tadı ikiye, hatta üçe katlanan ziyafet. yere değen bulutları izleyerek yenip yenebilecek en lezzetli yemeklerden birini yemek şahane bir duygu.
bir de ordan
içbir'e geçeceksin var ya!
bildiğimiz yaprak dönerden birçok farklı tarafı bulunmaktadır,en önemli ayırt edici özelliği 1 gün evvelinden dinlenmeye bırakılan şişe geçirilmiş etin her katının arasına rendelenmiş soğan koyulur,yan olarak odun ateşinde çevrilen cag kebabı ,özel şişlerinin pişen kısımlarına ince bir şekilde batırılarak bıcak yardımıyla kesilir, şişte kalan et parçaları lavaşa sarılarak veya şişten dişlenerek afiyetle yenir.
bir şişin asla yetmediği kebaptır. sıcacık, nefis kokulu
lavaşla şişteki etin bir kısmını sarıp çekersiniz. şişten kurtulan güzelim et lavaşın arasındaki saklı cennettir. tadını çıkara çıkara yersiniz, o an hiç bitmesin istersiniz..
(bkz:
gece gece bitirdiniz ulan beni)
eğer yemeği siz ısmarlıyorsanız, menude en son seçmeniz gereken çeşittir şöyle ki yendikçe yenisi istenir istendikçe yenir, istenir yenir, bu döngü sürer gider, olan kesenize olur..
etin "etim ben" dediği kebaptır kanımca. ağızınızda etin et olduğunu hissedersiniz resmen. hele ki marmara bölgesinde doğup büyümüş birisi iseniz. öyle pek ahım şahım sosu püsürü yoktur ancak yanında ayranıyla acılı ezmesiyle üstüne bir de kadayıf sarmasıyla ardından bir de köpüklü türk kahvesiyle süper gider.
koç cağ kebapçısı bu kebabın mucidi olarak tanıtır kendini. diğer kebapçılarda yemedim bilemiyorum. koç kebapçısına gider iseniz eğer bir gün, oranın sahibin yazdığı şiirlerin ve biyografisinin bulunduğu kitapçıktan isteyiniz. çok samimi bir dille hayatını anlatmıştır ve şiirleri de aynı samimiyettedir. ayrıca kebapçının duvarları zamanında oraya gelmiş ünlülerin fotoğraflarıyla doludur. fotoğrafları gördüğünüzde "bunlar ne zaman gelmiş buraya ya?" demekten alamazsınız kendinizi zira gelmiş geçmiş neredeyse bütün ünlüler vardır duvarda. barış mançodan, özcan denize, tarkandan, nükhet duruya kadar.
ayrıca bir diğer anektot da, siz 2 cağ kebabıyla doyabilmekte iken duvarda 30 cağ kebabını yemiş bitirmiş olan abilerin fotoğraflarıdır.
(harpy, 30.04.2009 15:32 ~ 15:33)
bir rivayete göre
kıpçak türklerine aittir. kebap özellikle düğün ve kutlamaların , şölenlerin vazgeçilmezlerindendi. misafirlere ikram edilirdi. yaklaşık olarak 300 yıldır bölgede hüküm süren bir yemektir.
1930'lu yılların başında
erzurum'un
oltu ilçesinde ekonomik sıkıntılardan bunalan bir şahıs cağ kebabını
köhne bir yerde satmaya başlar. cağ kebabının ticaretteki ilk adımı olarak bu olay görülmektedir. kebap özel bir yemek olduğu için her zaman yapılmıyordu. her istenildiğinde yenilememesi kebabı
cazip kıldı. hal böyle olunca da ticaret hayatında önemli bir yer edindi. son 70 senede ne kadar yol katetmiş olunduğu görülmektedir.
son olarak şunu da belirmek istiyorum ki cağ kebabı yakın zamanda oltu cağ kebabı şeklinde anılacaktır. yapılan çalışmalar göstermektedir ki oltu , cağ kebabı için patent başvurusunda bulunmuştur. görüşmelerin neticesi göstermektedir ki patent konusunda son aşamaya gelinmiştir.
oltuya hayrlı olsun diyoruz şimdiden.