islam dinini anlamada temel konulardan biridir. kader altbaşlığında irdelenir. bir insanın kaderinde gidilen yada gidilecek olanın belli bir kısmının kendi cüz-i iradesiyle belirlediğini kasteder. (tabi ki hadise sadece bu kadar değildir. sayfaları geçtik kitaplar dolusu şeyler yazılmıştır tam olarak açıklanması için). bir de şöyle bir şey var:
(bkz:
külli irade)
tam olarak anlamak isteyenler de şuraya bi göz atabilirler. (bkz:
onuncu söz)
(bkz:
eh bu da böyle bi ukteydi)
(ephendy, 18.03.2005 00:34 ~ 00:35)
külli iradenin bir nevi alt kümesidir.
itikâdi (amellerle ilgili değil de daha çok inançsal değerlendirmelere yaklaşımlarla ilgili) mezhep imamlarından imam-ı maturudi’ (türk imiş kendisi, cevat akşit söyledi geçen..) ye göre insanın başından geçen hadiselere müdahalesini, olayların akış mecralarını değiştirebilme ihtiyârını temsil eden cüz i iradenin, külli iradenin yanındaki yeri, diğer akidelerde (cebriye) olduğu gibi bütün bütün yokluk ölçüsünde değildir.
her ne kadar yaratıcının dilemesinin payının, bir fiilin meydana gelmesinde, temsili olarak 99% mesabesinde olması, ferdî inisiyatifleri hükümsüz kılıyor gibi görünse de, geriye kalan hisse, (1% gibi bir şey oluyor..) yeryüzünde kendisinden başkasına, eşyayı kullanma, yaratılmışlar üzerinde tasarrufta bulunma özgürlüğü sunulmamış insanın “yeryüzünde yaratıcının temsilcisi” olma sorumluluğunu tav’an (teklifsiz) yüklenmesine yetmektedir deniliyor.
yani bir meleğin, fiillerini tercih veya sahibine sınırlı bir zaman için de olsa itaat edip etmeme hususunda bir serbestliğe sahip olmamasından, ya da evvelce kendilerine teklif edilen yeryüzü temsilciliğinden ‘dağ’ların kaçınmış olmasından ve de hayvan ve bitkilerin irade dışı, ilahi programlara göre hareket ediyor olmasından ileri gelen bir farklılık, bir sorumluluk yüklüyor insana bu 1%.
peki %99 nedir? %1 nedir? 99’un içinde, yaratıcının dilemeleri, uygun görmeleri, mühlet vermelerinden, 1’in içinde de ferdin bir işin niyetine girip, başlaması, fiilleri işlemesi ve gayretinden söz edilebilir. bu noktada ferdin aklına “ben şu merdiveni çıkana kadar 20 kalori yaktım, işin hepsini ben yapmış olmaz mıyım” sorusu gelebilir.
mesela birisi, patronunun, çok yıldızlı bir otelde verdiği resepsiyona katılacak olsa, kapıda bell boy: “efem terasa çıkacaksınız, asansör şurda” dese. o da kabine girip 40’a bassa, teras kata varınca kabinden adımını atarken “amma da kolay çıktım yau (inanarak tabi.., yoksa şabanlığı hepimiz severiz sayarız)” dese amma da komik olmaz mı sayın seyirciler.
yani çoban sülü fırat’ın böğrüne keban barajını setti çekmiş, gürül gürül suların türbünleri döndürtüp, ürettiği alektrik ta ordan 1476 km boyunca işçi gardaşlarımızın diktikleri enerji nakil hatlarından tek’çi ağaların trafo neyimlerinde regüle olup taa kumburgaz princess’ın panosuna intikal etmiş. ithalatçının ispanya’dan getirttiği ‘mac puersa’ marka hız kontrollü, pabuç frenli asansörün, montajcı ustaların 100m döşedikleri kılavuz rayların (asray asray), şunun bunun daha yüzlerce detayın uyum içinde çalışıyor olmasının yanında, davete icabet eden personelin yukarıya çıkmak için sadece bir düğmeye basmasının ne önemi kalıyor peki?
şöyle oluyor, birey şeşi beş görüp 40 yerine -4 tuşuna bassa, açık büfede kankalarının yanına varacağı yerde -12 metre kotundaki otoparka iner yanlışlıkla. co2 emisyonu, karanlık falan, ama havalandırma vardır yani orda da , sprinklerler standart olarak 4m de bir yerleştirilmiştir. hem asansörde orada durmaktadır, çıkabilir yani çatıya isterse.
işte 1% böyle bişey, yani final destination’ı direk etkiliyor. peki yaratıcının kalplerini mühürledikleri ne oluyor, böyle ayrım gibi? ona da demişler ki, onlar o kişilerdir ki yaratılıştan sahip oldukları iyiliğe meyil kabiliyetini defalarca kötüye kullanarak, her seferinde nefsine, şeytana uyarak artık kendi kendilerine zulmetmişlerdir. yapacak bişey yok yani. yoksa yaratıcı, onlara da kendilerine çekidüzen verme imkanı, mühleti vermiş, veriyor, tövbe edenleri bağışlıyor, müjdeliyor.
(bee veil, 16.07.2007 13:43 ~ 09.03.2009 16:17)
kişinin niyetiyle birebir ilintili olan durumdur.
insan fikrinden geçirdiği bir aksiyonu hayata geçirmesiyle kendi amelini ortaya koymuş olur. fakat kuran-ı kerim'de saffat suresi 96. ayette " halbuki sizi ve yaptıklarınızı allah yarattı " (elmalılı hamdi yazır tefsiri) buyruğu geçmektedir. burada sorulması gereken "nerede bizim, cüzi de olsa irademiz?".
ulemadan gelen cevap çok manidardır: insanın niyeti cüzi iradesidir.
kalbin insan tercihlerinde bir numaralı karar merkezi olduğunu düşünürsek varacağımız nokta çok ilginçtir biz tercih ettik ona göre yaşadık ya da davrandık allah da yarattı....
peki kalp denen şeyin neden karar merkezi olduğunu düşünüyoruz dersek, örneklendirmiş olalım: misal bir insan akıl yardımıyla iyinin ve kötünün ne olduğunu kestirebildiği halde bilerek ve isteyerek kötü fiili nasıl işler?! yani akıldan üstün bir kanaat merkezi vardır ki akılın ortaya koyduğu sonuçları görmezden gelebilmektedir. işte biz ona kalp diyoruz. hani filmlerde sık sık rastladığımız "kalbinin sesini dinle..." repliği aslında bahsettiğimiz olayla bire bir alakalıdır.
netice diyelim: niyetimiz tercihimiz, tercihimiz amelimiz, amelimiz neticemiz... aslında görünenden ötesi de varya ona da biz memur değiliz hoş bunları paylaşmaya da değildik ya işte sosyal sorumluluk...
var olamayacak bir kavramdır. akıl yürütme yapacak olursak;
allah herşeydir, zaman ve mekanın yaratıcısı, geçmiş ve gelecekte ne olduğunu ne olacağını bilen kişidir. öyle olmasa allah'ın subutî sıfatlarından biri olan ilim, yani "allah'ın herşeyi bilmesi" geçersiz olur. buradan hareketle allahın bilgisi ve kudreti dışında herhangi bir varlığın bir tercih yapma şansı olması demek allah'ın mutlak bilgisi ve kudretinin olmaması demektir. bu sebepten ötürü cüz i irade kavramının var olması mümkün değildir.