"ne yesem" diye dolaplar karıştırılmaya başlanınca kendinizi bulabilieceğiniz durum. vardır bişeyler dolapta ama canınız çekmez. sonra bişey daha bulursunuz ama bozulmuştur. ordan size gülümseyen tatlıya gözünüz takılır, bakışırsınız, o sizi siz onu kesersiniz. sonunda eliniz oraya gider ve odanıza gidersiniz. o da ne tam 10 dakika geçmiştir orada, odaya gittiğinizde farkedersiniz.
önce can sıkıntısından kaynaklanan taksi hareketi ile buzdolabına doğru yönelinir. maksat açlığı bastırmak olmadığı için; hemen yiyecek seçilmez, dolap incelenmeye başlanır. inceleme uzun sürerse amaçtan uzaklaşılıp zihinsel gezintiye çıkılır. bu esnada dışardan bakan gözlemci buzdolabına boş boş baktığınızı düşünür.
öğrenci evinde boşluk hissine düşüp kalan iki zeytine ezilmiş ufak bir domatese ve parmaklanmaktan mundar olmuş krem peynire aval aval bakılmasıyla sonuçlanan anne evindeyse zeytinyağlılara mı saldırsam pastalara mı saldırsam sorunsalıyla boğuşulan durum. tabi öğrenci evinde sıcaktan bunalıp buzdolabına sarılan arkadaşların da serinlik kaynağı olduğunu unutmamak gerekir.
yemek yeme eylemi gerçekten hayatınızda başı çeken şeylerden biriyse,yapacak şeyin sınırlı olduğuna inanıyorsanız,evde kös kös oturuyorsanız yapılması en muhtemel davranışlardan biri olduğuna inandığım ancak dakikalarca gerçekleşen seyir akabinde temkinli olmanız gereken aktivite..
buzdolabı yeni alınmışsa "bunda kaç raf var", "lambası nerde", "bu kısım sebzelik herhalde", "vaay şişeler devrilmesin diye lastik olayı.." vb. düşüncelerle yapılabilecek şey.
aç olmayan ama yine de ne yapsam ne etsem deyip buz dolabına saldıran genelde gençlik çağlarındaki insanlardır (bkz: ben) bu durumdan muzdarip olan ailenin diğer fertlerine şöyle bir öneri getirdim yakın zamanda, "kapağı şeffaf olan buz dolabı procesi" böylece içindekileri kapağı açmadan da izleyebilirsiniz. tabi aynı zevki verir mi bilmem. içini açıcaksın dolabın, o serin hava yüzüne şöyle bir çarpacak..of canım nası çekti şimdi... yok yok gene de açarım ben o kapağı.
(bkz: zihni sinir)
hayatın anlamını arıyorsundur, sıkıntıdan bir de buzdolabına bakayım demişsindir, gözün dolaptaki elmaya takılır ve şu soru beynini tırmalamaya başlar "sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?" ve derken dakikalarca kapı açık kalmıştır...neden olmasın? (bkz: kıçımdan uyduruyorum rahatlıyorum)
termodinamik açıdan yapılması son derece gereksizdir, buzdolabı içerideki havayı soğuk tutmak için kasar, siz öyle kapağı açıp aval aval içeri bakarsanız içerideki sıcaklık hızla düşer, buzdolabı içeriyi soğutmak için yırtınır, deli gibi enerji harcar, bir taraftan da etrafı ısıtır. yani küreyi azıcık daha ısıtmış olursunuz, etmeyin, eylemeyin, çevreye duyarlı olun.
aç bünyenin boş dolapta yiyecek bulmaya çalışması ya da inanılmaz dolu olan dolapta ne yiyeceğine karar verememesi durumlarında dolapla katatoni yaşamasıdır.
iç sıkılmasından dolap açılır, düşünülen çikolatalı pasta orda değildir, o zaman başka şeyler düşünülür, aşkımla buluşsam mı, biraz alışveriş mi yapsam, onu çok seviyorum yaa...vb...sonra dolap niye açık ya, denir kapatılır, iç sıkıntısı devam eder
bir sonuca ulaşmayan eylemdir. dakikalarca içine bakılıyorsa o kişi çok açtır, canı da mutlaka fast food tarzı şeyler istiyordur, gecenin bir saatinde böyledir çünkü genellikle. üçte acıkıp da sebze çeken pek duymadım. neyse dolapta olmayacağından mütevellit ağlamaklı bir şekilde küçük emrah gibi o dolaba bakılır, bakılır yatılır. belki de doyulur bilemiyorum.
buzdolabını açıp rafında kedinizin mutlu mesut yattığını görmek, ne zamandır burda, donmuşmudur,ama yok sağlıklı görünüyor, nasıl girdi ki buraya, sosisler nerde yedimi acaba hazır girmişken diye dakikalarca bakıp düşünmek. sonra silkinilip kedi dolaptan çıkarılır, öpülüp koklanır, hala yaşıyor diye şükredilir.
okuldan gelince bakalım benim cici annem bugün ne yapmış deyip büyük umutlarla! açıp baktığım zaman sonu hep hüsran olmuştur... sen zahmet etme anne ben çubuk krakerle de yetinebilirim..
ay sonunu getirememiş, aldığı tüm parayı borç harç diyerek alacaklının ağzını bir süre de olsa kapatmak için harcamış, sonunda mutfak masrafına pek bir şey kalmadığını görünce, "yahu elde kalanla ay sonuna kadar nasıl idare edeceğiz" şeklinde düşünerek, buzdolabına bakakalmış saplantılı kişi hali.
babaannemin torunlarına sürekli ayar vermesine neden olan durum. buzdolabının kapağının uzun süre açık kalması içinin ısınmasına dolaysı ile daha çok elektrik sarfiyatına neden olmaktadır. o zamanlar kürüsel ısınma, enerji tasarrufu gibi kavramlar piyasada olmadığından babaannemin bu çıkışını bir türlü anlamlandıramazdım. ayardan pay almamak için ise dolabın bir şemasını, hangi materyalin nerede durduğunu iyice hafızama kazırdım ki ne alacağımı, neyin nerede olduğunu iyi bileyim ve en hızlı şekilde işimi göreyim. şükür ki fotografik hafızam iyi.