ankara içelim bari zirvesinde tanışıp bir galatasaraylı ile tanışmanın verdiği zevki bana yaşatan yazardır. ayrıca benimle aynı liseden mezun olmuş olduğunu farkedincew bu sevincim iki katına çıktı. kendisim içki alemlerinin kralıdır. zirve bitiminde tek başına tunalı'ya çıkışı sırasında kendisine eşlik etmek isterdim ama yol acaip uzadığı için hiç teklif etmedim.
ankara ne idüğü belirsiz zirve vol 1 bünyesinde tanıma fırsatı elde ettiğim yazar. tabuda gayet iyi tahminler yapan, rakip gruba yardım edecek kadar iyiniyetli sükun eyleyen yazar. umarım keyif almıştır zirveden diyorum kendisi için
2 ayı aşkın bir süredir tatilde olan, bu süre zarfında ara sıra sözlüğe göz atmış, o yaz günlerinde statü kazanmanın sevinciyle dolmuş, tatilini bitirmiş ama statüsünü kaybetmiş yazar.
kendisinin ilginç ve eğlenceli bir gözlem yeteneği var. sakince oturmayı tercih etti gece boyu, ki bence en mantıklısını yaptık. ama çabuk üşüyor. bundan dolayı bu asenalı * soğuk zirveye karşılık, ibrahim tatlısesli çiğ köfteli bir zirve oldukça sıcak olabilir gibi görünüyor.
misketi saklıyormuş, sakladığı yetmiyor gibi bir de üstüne postmodern fotoğraflarını çekiyormuş. bir de abd planları varmış, ama o kısmı anlatmıyayım zira anlayamadım gürültülüydü mekan.
kendisini yılbaşına kişe zirvesinde tanıdığım konuşkan ve cana yakın olmasına rağmen gürültüden fazla sohbet edemediğim yazardır.başka bir zirvede görüşmek dileğiyledir.
bahar ankara da da güzeldir vol.2 zirvesine ev sahipliği yapmış ve hakkını vermiştir.
bizi karşıladığı an hoş-beş muhabbetinden sonra deccal muhabbeti ile ayrıca koparmıştır. en önemlisi; üstüme bira döktü ama çok da mahçup oldu. ben üzüldüm valla bu kadar mızmızlık yapınca ürküttüm sanırım. kusura bakma sevgili bulsaraa hırkamın ipinin çekilmesi, kafama konan arının kulak arkamdan çıkması ve en son biranın üstüme dökülmesi son damla oldu sanırım. benim için ilginç bir gün ve zirveye ev sahipliği yapmış olsan da ilgin-nezaketin için teşekkür ederim.
bahar ankara da da güzeldir vol.3 son fasıl zirvesini düzenleyen, organizatör diye hitap edemeyip yerine zirvetör dediğim yazar.
kendisine çok teşekkür ediyoruz böyle zevkli bir zirve organize ettiği için...
bunca zirvede karşılaşmama rağmen, bahara ermeden ömrüm kış oldu zirvesinde ilk kez muhabbet etme imkanı bulduğum ve kolaylıkla müdahale edebilecekken eşeklik edip etmediğim bu gecikmeye fena halde yandığım yazar kişisidir.
londra'ya gidiyormuş, yolu açık olsun. o yokken kim organize edecek zirveleri bilmem.*
sözüne sadık insan. kötü olabilmek için çok çabalamasına rağmen içinde en ufak bir kötülük barındırmadığı, alçakgönüllü olduğu için asla başarılı olamıyor. fotoğraf çektirirken bilinçli verdiği pozlarda bile.
tam tanıştığıma sevinmişken yollara düşen yazar kişi. meğer biz orta anadolu'da yiğidin harman olduğu bir yerlerde aynı zamanlarda aynı mekanlardaymışız da bunu zirvede farkettmişiz yıllar sonra.
sınırı geçtikten sonra artık kraliçenin himayesinde olacağından sanmıyorum ki aklımız onda kalsın. ne diyeyim bulsaraa; tanrı kraliçeyi korusun!
bundan kelli londra gecelerinin aranan adamı, avrupa zirvelerinin organizatörü, rahmetli freddie mercury'nin yerine queen vokali, prömiyer lig'in en flaş transferi, kraliçenin tacındaki en şık elmas olarak hayatına devam edecek olan güzide insan.
sözlüğün mesaj arabirimi vasıtasıyla tanıştığım insan. ondan aldığım son cevabı hala o günkü kadar net bir şekilde hatırlarım:
"((:"
telaşla zirvetöre girip etkinliğe kaydolmam, berbere gidip kulak tüylerimi yaktırmam, yıllardır görmediğim bir arkadaşımın evine gidip "sende çok güzel bir gömlek vardı, duruyor mu hala" diye sormam, eve dönünce siyah nokta önleyici losyonunun tamamını yüzüme boca etmem; hepsi peşi sıra geldi.
sonraki güne gelindiğinde zirvedeydim. "sarışın mı esmer mi acaba "diye düşünürken yanıma tıknaz bir adam oturdu ve nickinin bulsaraa olduğunu söyledi. her ne kadar ilk gördüğümde kendi kendime "allah belanı versin" dediysem de sonradan sever oldum. iyi biriymiş. çok da naif bir insan.
önceki hafta içki masasındayken "ne yapsam acaba, ingiltere'ye mi gitsem" diye kendi kendine mırıldandığını duydum. yakınlaşıp neden bahsettiğini sordum.
-ingiltere'ye gidiyorum diye birkaç ay ortadan kaybolsam nasıl olur? geldiğimde ilgi çekebilir miyim sence?
-ingiltere'ye mi gideceksin? tuvalete gidiyorum diye bardan çıkıp kaldırımda bira içen bir adamsın lan. vize vermezler ki hem sana.
-yalandan olacak abi. iki ay ortalarda görünmem işte. bizim power of the right böyle bir şey yaptı. halinden çok memnun.
-o almanya'da değil miydi?
-hayır, gümüldür'de. amcasının döner salonu varmış. orda çalışıyor. ben de ingiltere'ye gittim derim işte. zaten az çok tanıdığım bir ülke. havalar nasıldı derlerse yağmurlu der geçerim. uğraştırmaz, anlıyor musun?
-iyi de güzelim, lisan ne olacak?
-evde oxford'un seti var abi. akşamları bakarım azcık. çanak antenden de bbc'yi ayarladık mıydı tamamdır . hava nasıl? yağmurlu. akşamları ne yaptın? pubda içtim. ingiltere'de bunlar yapılır.kolay ülke abi ,anlıyor musun? muse konserine gittim derim mesela. uzaktan prens charles'i gördüm derim. maç izledim, söyledikleri kadar çok holigan yok derim.
-planını yapmışsın.
-abi, ama rica ediyorum bunlar aramızda kalsın.
-güven vermeyen biri gibi mi gözüktüm? birbirimizi tanıdığımızı zannediyordum.
-öyle demek istemedim.
-arkadaş olduğumuzu zannediyordum.
-yanlış anladın abi. en ufak bir şüphem bile yok zaten. lafın gelişi söyledim.
-tamam. gelmeden önce bana uğra da sana bir şeyler öğreteyim. ken't diyorsun ya kan't olacak mesela. öyle nüanslardan bahsederim. bak, bi de ortama "bloody hell" diyerekten girdin mi güzel prim yaparsın. bunlar önemli ayrıntılar.