1. gayet çalışkan insanlardır. ve sanırım bu çalışkanlıkları yüzünden bazı yurdum insanı tarafından kıskanılırlar, ve bu yüzden kendilerine özgü bazı ayrı mahallelerde yaşarlar. evlerini kendileri yaparlar genelde, çünkü apartmana tıkılmayı sevmezler(bulgaristanda zamanında hep köyde yeşillik içinde yaşadıkları için) ve evlerinin bahçesi vardır mutlaka. kendilerine has konuşmaları da insanın içini güldürür böyle yüzünüzde bi tebessüm belirir. iyi niyetli insanlardır, ve zamanında çok ezilmişlerdir. çok büyük zorluklara göğüs germişlerdir, bu yüzden saygı duyulası insanlardır bence.
  2. çeşitli politik kararlar sebebiyle bulgaristandan türkiyeye göç etmiş güzel insan topluluğudur .anneanneleri o günleri hep ağlayarak anlatır çünkü kendilerine ait olan bir çok şey bulgaristanda kalmıştır onların kendi annelerini ziyaret edebilecekleri kendi mezarları ,ürün albilecekleri kendi toprakları kalmamıştır yeni bir ülkede yeni bir hayat kurmalıdırlar,artık onlar türkiyede kendi topraklarına sahip olmak için çabalarlar kaldiki bu çok zordur ama yeni mezarlıklara sahip olmaları pek zaman almaz.
  3. tanıdığım versiyonlarını genellemem gerekirse, ortak özellikleri;

    -dağlara, bulutlara bakarak konuşmaları,
    -seks hikayeleri anlatmaya meraklı olmaları,
    -kaçak içki siparişi almaları

    olan insanlardır. yinede temiz ve düzgün insanlardır.
  4. 1989 yılında eskişehir'e gelen göçmenlerdir ayrıca, çok çalışkan ve tutumlu olurlar, eskişehir yerlilerinden önce ev ve araba sahibi oldukları için eskişehirliler pek sevmezler. ayrıca devlet yardımıyla ev aldıkları ve devlet sektöründe memurluk görevi verildiği efsane şeklinde dolaşır. muhacırlar kabul etmezler, çok sıkıntı çektiklerini söylerler; ama eskişehir yerlisi böyle bilir. diğer şehirlerde durum nasıl bilemeyeceğim.
  5. türkiye'nin pek çok bölgesine dağılmış olsalar da genellikle marmara ve özellikle trakya bölgesinde öbekleştikleri malumdur.ivo andriç'in 'drina köprüsü' adlı eserinde okuduğum bir kaç cümle vardı;
    osmanlı imparatorluğu balkanlardan tamamen çekildiğinde vişegrad'ın en yaşlıları ağlayarak:
    'artık buralar iflah olmaz, hiç bir düzen eskisi gibi kalmaz' demişler ve o yıllardan sonra gerçekten balkanlı yaşlıların dediği çıkmış, balkanlar kanayan yaraya dönmüştür.o yarayı kanatan en baskıcı bulgar dikdatörü jivkof, bulgaristan'da yaşayan türkleri ve bulgar olmayan her milleti, isimlerini, dinlerini, kültürlerini değiştirmeye zorlamış, eğer adınız ali ise alexsandır, meryem ise maria demiş, müslümanlara sünnet yapmak bir yana müslümanlığı da yasaklamış ve daha pek çok eziyetle o insanları asimile etmeye çalışmış.düşününce bunların gerçekten çok acı şeyler olduğu idrak ediliyor.
    bu zulme dayanamayan türkler, jivkof her ne kadar yasaklasa da türkiye'ye göç etmişler, yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan. göç sırasında yaşadıkları sıkıntılar acılar gerçekten vijdanı olan herkesin yüreğini sızlatacak cinsten.ana vatana geldiklerinde ise başka türlü sıkıntılarla karşılaşmışlar.evet türksünüz ama türkiyeli değilsiniz, gelenek görenek konuşulan dil herşey bambaşka.siz bulgar zulmünden, bulgarlardan kaçmışsınız ama türkler sizi bulgar gibi görmekte, yadırgamaktadır.durum ne olursa olsun alışılacaktır zira geriye dönüş imkansızdır.
    çalışır göçmenler, hiç gocunmazlar çalışmaktan, ayıp değildir çünkü çalışmak karı koca, çoluk çocuk hep birlikte çalışırlar.tutumludurlar.bu gün benim tanıdığım pek çok göçmenin hiç birşeyi olmasa da kendine ait evi vardır.
    kendi hallerinde kimseye zararları olmadan yaşarlar, özellikle hadımköy'de kimin göçmen kimin yerli halktan olduğunu evlerinin düzeninden anlarsınız.herşeyden önce evlerinin önü gayet muntazamdır, bakımlı , her renkten çiçeklerle süsledikleri bahçeleri vardır.sokakları temizdir.
    konuşmaları trakya türklerinin konuşması gibidir artık bu özelliği kim kimden aldı bilinmez ama bilindiği gibi konuşmalarında sık sık 'be ya!' geçer. esasında kullandıkları kelimeler eski osmanlının kullandığı kelimelere çok yakındır.örnek verecek olursak;
    göçmen olan bir akrabamızın yeni doğan çocuğunu yıkamakta olan annem akrabamıza seslenir:
    - x tası ver tası...
    ne istendiğini anlayamayan akrabamız duraklar bir an anlamaz ve bana sorar:
    - neyi der anan ba casillasmania 'maşrapa'yı mı?
    - he maşrapa...
    - biz buna maşrapa deriz bea ben ne bilem siz tas mı dersiniz buna?
    - maşrapa da deriz su tası da
    - haaa....
    - yaaa....
    çok renkli, güzel düğünleri olur ayrıca. o hep beraber bir araya gelip, halka oluşturup oynadıkları bir halk oyunu var, insan oynamasa bile seyrederken eğleniyor. düğünde çaldıkları, söyledikleri türküler de cabası.
    bu insanlar türkiye'ye hiç bir şey vermeseler de(-ki öyle değil) en azından ülkemizden bir şey almıyorlar, bölücü değiller yani.
  6. çeşitlilik gösteren halk oyunlarına sahiptirler. pravo, aligali, prinka, elano, damat*, kurubakır bu oyunlardan bazılarıdır. macir düğünleri, nişanları, kınaları bu sebeple çok renkli bir hal alır. özellikle pravo gerçekten enerji isteyen bir halk oyunudur. temelde kasap havasına benzese de, kasap havası bastonlu dede gibidir yanında. sürekli yükselen bir tempoya sahiptir. tempo yükseldikçe genç olanlar halayın ortasında yeni bir halka kurarlar. içiçe üç hatta dört halka bile oluşabilir. bu halkalar da tempoya göre sıralanmışlardır. en içteki halka genelde gazı almış ve kendini kaybetmiş "coştum yine dalgalanıyorum ben" diyen gençlerin halkasıdır.

    pravodan sonra göze hoş gelen diğer halk oyunları ise aligali ve prinkadır. iki oyunda da uyum çok önemlidir. ikisinde de halay yoktur, insanlar yanyana ve arka arkaya dizilerek uyumlu bir şekilde melodinin eşliğinde oyunu oynarlar. step yapan insanları düşünürsek eğer, step tahtasını kaldırıp, hareketleri kompleksleştirip bir de bunlara ileri geri hareketleri de eklersek benzer bir görüntü oluşur sanırsam.

    bana göre en zor halk oyunu ise elanodur. ayak hareketleri insana kafayı yedirtir, sonrasında vazgeçersiniz zaten.*

    eğer imkanınız varsa kesinlikle bir macır düğününe gidin derim. oyunlarını bilmeseniz de sizi aralarına alıp öğreteceklerdir hızlandırılmış bir kursla. olmadı mı, imkanınız yok mu mesaj atın bana, ayarlarız bir şeyler. neyse, ben lafı çok uzattığımda annem bana "nogo pirikaazvaş" der. onu duyar gibi oldum. susuyorum. ha son olarak bir macır size "kaksi kaazvaş" diye seslenirse "iyilik hacı seni sormalı" diye karşılık verin.

    toşnu edit: tanrım ben nerdeyim'in beni bızıklaması* üzerine tete* modasının öncü markası bindallıdan bahsetmeyi unuttuğumu farkettim. özellikle türkiye'ye yeni gelen macır kadınları bu giysiyi çıkarmazlar üzerlerinden. kına gecelerinde ise gelinler göz alıcı bindallıları ile arzı endam ederler.
  7. bulgar göçmenlerinin kullandığı günlük hayattaki kelimeler türk insanı için kocaman bir soru işaretidir. genellikle macır dedeler ve teteler* tarafından tercih edilir bu kelimeler ve türkiye'de doğmuş bir macır çocuğunun hayatını karartabilir. misal rahmetli ananemden örnek verecek olursak:

    -ıştırma ma uşaam. ıştırma da urbalarını giy.

    şimdi bu cümleyi incelediğimiz de farkediyoruz ki tek anlaşılır kelime "giy" fiili. diğerleri ise birer kapalı kutu. "ıştırma" her ne kadar lezzetli bir yemek adı gibi dursa da "ses etme" anlamında kullanılmıştır(tabi ben bu gerçeği çook sonra öğrendim). "uşaam" ise "yavrum", "çocuğum" gibi bir anlamdadır. "urba" ise "elbise" demektir. "ma" ise bir ünlemdir. bunca senelik gözlemime dayanarak söyleyebilirim ki "ma" ünlemi kadın macırlar tarafından kullanılmaktadır. erkek macırlar ise "ba" şeklinde bir ünlemi tercih ederler. sonuç olarak cümlenin deşifre edilmiş hali şudur:

    -yavrucum ses çıkarma. ses çıkarma da elbiselerini giy.

    ikinci bir örneği annemden vermek istiyorum:

    -sıbıtıvee şu çöpleri dışarı.

    her ne kadar cümlenin gelişinden annenin ne anlatmak istediğini anlasak da ilginç bir kelime dikkatimizi çekmiyor değil: "sıbıtıvee". sıbıtmak, sıbıttırmak kelimesi macırlar tarafından fırlatmak, atmak manasında kullanılır. ilk duyduğumda çok gülmüştüm annemin karşılığı da şu olmuştu:

    -te toşnu sıbıttırıveecem terliği susak kafana.

    bu cümlede ise annenin kombo yaptığını görüyoruz.

    son inceleyeceğimiz kelime ise "mayko" kelimesi. her ne kadar ağır bir küfür gibi görünüyorsa da "anne" anlamına gelmektedir. arada anneme takılmak için mayko diye seslenirim kendisine. fakat hep bi garip olur içim, sanki küfür ediyormuşum gibi. mayko, mayko, maykoooo ulan!

    öhöm... bir macır çocuğunun en büyük derdi ise akşam ailecek otururken anne ile babanın bir anda bulgarca konuşmaya başlamasıdır. tamam az çok tanıdıktır bu dil size fakat yazık değil mi o yavruya?. "ne güzel konuşuyorlar lan!" şeklinde tenis maçı izler gibi anne ile babayı izler durur garibim. ama ben de ingilizce öğrendim kardeşimin de öğrenmesini bekliyorum, intikamım çok acı olacak.*