güzel bir müzik zevkine sahip, yazılarını keyifle okuduğum ve takip ettiğim yazarımızdır. blues ve rock and roll'a olan sevgisini takdir etmemek elde değildir.
o ikinci kuşağın erik kılaptınıdır ya da cimi peyçtir. sayd barrıt veyahut cenis caplindir. ya da ne olmak istiyorsa o olsundur. dekart emmimiz ne demiş; yeter ki gönüller bir olsun. *
gecenin bir yarısı blues ve nikotinle koyun koyuna yaşayan bahtsız bedevidir kendileri. gün boyunca kutup ayısının tacizlerinden tiksinip kendini rock n roll ve blues'un sıcak kollarına atmış modern çağ münzevisidir.
(edit: hayır kardeşim anlamadım ki neyini sevmediniz... sevmezseniz de sevmeyin orası ayrı mesele umurumda değil de cidden enteresan bir durum. sözlüğe kötü örnek olmuşum herhalde sağlık olsun, bu acizane giriyi en kötülerime sokan elleriniz dert görmesin.)
yine muhteşem bi programdı.verdiği emekten ötürü takdir etmek istiyorum buradan kendisini.(bkz: tadı damağımda kaldı)
haftaya çarşamba kendisini dinlemek üzere hazır bulunacağım yazar..
pink floyd özel programı ile saatlerce yayında kalarak sözlük radyosundaki en uzun yayınlardan birisini yapan yazar dj'si. 7 saatir devam etmekte birlikte taktir edilesi dj.
çok değerli fikirleri olan dördüncü nesil sözlük yazarı.
öyle ki, her söylediği şey karşısında "haksızsın burada" diyemiyorum. sağlam argümanlarla destekliyor söylediklerini..
hele cuma geceleri şukela bir radyo programı yapar ki, enfes..
tam bir at, avrat, stratçı olan sağlam adam. "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğu konular var" diyen beri gelsin. oturup saatlerce geyik çevirip "lan oğlum onu sen de mi biliyorsun? sana da mı oldu lan? eh?" şeklinde ufak tefek şaşkınlıkları aştıktan sonra benzer çocuklukları benzer mekanlarda geçirmiş benzer insanlar olduğumuza kanaat getirdiğim postmodernmahmut tuncer'dir ayrıca.
yalnızca konuştuğumuzda değil karşılıklı sustuğumuzda dahi birbirimizi anlayabildiğimiz, überzeki, anlayışlı, yaratıcı bir düşünen adam. onun gibisini yıllardır aradığım, beni anladığını bildiğim, yaşamıma bir dosttan öte renk katmış özel insan.
üçüncü boyutu bir noktaya nasıl anlatırsınız? ben de dostum hakkında yazmaya çalıştığım şu anda bu zorluğu çekiyorum. onunla paylaştıklarımız öyle anlaşılmaz ve uzak ki diğer insanlara, ben yine sükutla gelen idraka güvenip yalnız onun beni anladığını varsayacağım. varsaymıyorum aslına bakılırsa, biliyorum.
kötü yollarda harap olmaya meraklı yazar. "gel" diyorum arkadaşım, "kısır-yaprak sarma falan yiyelim, çay içelim". yok! illa bildiğini okuyacak.
ayrıca muazzam bir müzik bilgisi vardır. radyo programı blue note'ta bunu her hafta kanıtlamaktadır. arşivinde de gözüm var. bunu da belirtmek isterim.
geçen yaptığı radyo yayınında memleket ve sözlük meselelerini uzun uzun tartışan adam. mesaj fasilitesiyle kaynaşan yazarların memleketi ve sözlüğü kurtarma girişimine sözcülük yapmıştır.
blues adamı. bir araya gelip derme çatma blues bilgimi paylaşmak "baba ya jimmy page satanistmiş yeaa" triplerine girmek falan niyetindeyim..
hatta belki konuk bile olurum programına..* değerli fikirleri olan ve bu değerli fikirlerini çekinmeden paylaşan insan. müzik arşivini ise daha bir merakla düşlüyorum, çalsam falan?
agnostik aczimendik satanik travestik mtv veletlerine (özellikle eline les paul alma cesaretini gösterenlere) fena halde kıl olan adamdır aynı zamanda. bu les paul olayı ile ilgili kendisi ile birlikte bir les paul fetişi olan page'e ortak mektup atmak ve "jimmy baba selam, senin mirasını mtv piçleri yiyor. elindeki muhtelif les paul'lerden birini bu veletlerin delik olan noktalarına..... öehm, stairway to heaven'ın solosu muhteşem. arşe ile attığın solo bambaşka. ellerinden öperim" yazmak gibi bir fikre kapıldım bugün nedense..
not: bunu da sırf buraya yazıyorum ki bu yazar gelsin karate kid veledinin steve vai'nin eline gitarda verdiği gibi elime versin gitarda. washington philips falan çalsın eblek eblek suratına bakayım.. evet.
mavi. onun rengi bu. masmavi üstelik. hani olur ya uçsuz bucaksız bir gökyüzü, pırıl pırıl, tek bir bulut olmaksızın berrak. aynen öyle işte. mavi.
insanı kendisine çeken o ses tonuyla konuşmaya başladığında; bambaşka diyarlara gidip o maviliğin içinden çıkar insan, o masmavi gözlerden. bu sefer de dalıp dalıp gidilir o maviliğe. o kadar güzel, o kadar gariptir ki. bilmiyorum ki var mıdır acaba bir sıfat niteleyebilecek onu.
inanılmaz bir müzik zevki, bilgisi, inanılmaz bir hafıza, inanılmaz bir yazarlık yeteneği ve bütün bunların üstüne de inanılmaz bir kültür. insanı hayrete düşürecek şeyleri hafızasından bulup çıkartabilir. insanı her an şaşırtabilecek bir yeteneğe sahip zaten. çok da güzel gitar çalıp serenat yapar hani. *
çok güzel, çok tatlı, çok bir tane, en güzel bir şey o. hayatıma girmiş en güzel şey. sevdim, sevdiğim, seveceğim. hayatıma tekrardan hoşgelmiş, iyi ki gelmiş insan. hiç gitmesin, hep kalsın istenilen. bir tane, ama çok şey. *