aldığım duyumlara göre insanlara sabahtan akşama kadar karın tokluğuna çalışıp patronlarını zengin ettikleri için değil, hayrına verilen ekmekmiş. böyle tek taraflı bir çıkar ilişkisi olduğundan "bu vatanın ekmeğini yemek" varmış ama vatanın yediği alın terinizin bir önemi yokmuş. bir de iki tane alana yanında
ya sev ya terk et veriyorlarmış.
bu ülkenin çöreği ve bu memleketin yaş pastasıyla birlikte yenilmeye bir türlü doyulamayan şey. devletin polisine karşı duran da yiyor, benim vergilerimle döşenen kaldırımları söken başıbozuk tayfası da. sürekli yiyorlar efendim, durduramıyoruz.
bu vatanın bilumum hamur işlerini böylesine hunharca tüketip elde ettikleri enerjiyle de memleketin altını oyan bu köstebek tıynetlilerin ülkeyle, devletle, dünyayla bir alıp veremedikleri olmalı ki düzenle uyuşmaya ve de susup oturmaya öldür allah yanaşmıyorlar. ne ola ki?
bu vatanın ekmeği nasıl daha fazla pişer, nasıl daha düzgün bölüştürülür diye kafa yorarken habire değişik dilimleme teknikleri deneyen koca kafalardan hoşlanmıyoruz haliyle. biz fırından yeni çıkmış ekmeğin guduğunu kopartıp "bakın en güzel yerini size ayırdım" diyerekten balkonu altında bekleyen minnettar kalabalığa atıatıveren hikmeti sorgulanmaz muktedirleri severiz. bu vatanın ekmeği gibi, toprağı, bayrağı, sınır çizgileri gibi iktidarı da kutsaldır çünkü, kimin neyi ne kadar üretip, nasıl tüketeceği ondan sorulur.
sanki sevabına yiyoruz demekten kendimi alamadığım genelde milliyetci geçinenlerin söylediği laf safsatası zaten bi mantıklı bişey söyleyemiyorlarki.
o ekmeği kazanırken adamın götünden nasıl şırıngayla kan aldıklarından hiç bahseden yok. ohh ne ala memleket.
bu vatanın buğdayından yapılır.
bu vatanda ekmek bulamayanlar pasta yerler.
ben şu bir avuç elit(ist)e bayılıyorum. hele bir de sevgili demokratlarımızın ağzından duyunca. halkın iktidarı akp, bu bürokratik elitlere karşı mücadele ederken, arada dilleri sürçüyor. mesela kemal unakıtan tüsiad'a çemkiriyor;
-işçiler yürürken neredeydiniz, bizi yalnız bıraktınız!
benim ergenekonculara tavsiyem, birer limon ve selpak bulundurmaları. biber gazına birebir. darbeci, marjinal, elitist olduğumdan biliyorum.
edit: konuya dönelim. zira, hepimiz aynı gemideyiz.
bu vatanın vatandaşının emeğiyle alınteriyle pişirdiği halde kafasına vurulup elinden alınan o'na yedirilmeyen o'na çok görülen ekmektir
vatan borcu yapmamak için yemeyip yurtdışından
başka vatanın ekmeği ithal ettiğim ekmek. halbuki alınca parasını falan da veriyormuşsun diye duydum.
kesinlikle
lembas değil. allah kahretsin böyle şansı.
(bkz:
türk kızları tedavülden kalksın elf kızlar gelsin)
başka ülkede bulunmayacak tat. hele canada ve amerika civarlarında sandviç ekmeklerine kaldınız mı kıymeti feci anlaşılır.
(bkz:
test edildi onaylandı)
bu vatandaki tüm kolpaliklara ve tüm şerefsizlere rağmen hala sıcakken tadı güzel olabilen ekmektir kendisi.
ekmeğin kişiye öylesine, "kutsal vatan" ca verilen bir şey olduğunu zannedenler tarafından çok sık kullanılan söylemdir. bu vatanın ekmeğinin yenmiş olması önemlidir bu kişilere göre. bu vatanın ekmeğini yiyen kişinin o ekmeği elde ederken ödediği bedel de değersiz, ödenmesi gerekli, borç kabilinden bir şeydir. şöyle açıklarsam, daha anlaşılır olacağımı düşünüyorum: günlerce, gecelerce çalışarak, emek harcayıp hakederek ve kazanarak ekmeğe ulaşmak, ne yaparsak yapalım o ekmeği "bizim" kılmaz. bu zihniyettekilere göre ekmek, ne kadar çalışırsak çalışalım hep vatanındır ve öyle kalmalıdır; aslolan vatandır ve insanlar vatan için yaşayan "teferruat" lardır. bu kişilerin vatanı, bir ay boyunca çalışıp maaş almaya hak kazanan işçinin parasını hala kendi parası sayan patron gibidir.