|
|
- muhteşem bir sesleniştir..
aynı zamanda müthiş bir sesleniş yazısıdır..yazarına selam olsundur..
bu toprağın çocuğu - mehmed niyazi
bir zamanlar vatanın, güneşin ülkesiydi; insanlığın gözünü kamaştırırdı. ışığın kaynağının adalet olduğunu milletin bildiğinden üzerinde hassasiyetle titrerdi. onun biricik ilkesi eşitlikti; kanunların karşısında karaların ve denizlerin hakimi sultanla, dağdaki çoban birdi. vatanında güç değil, kanunlar hakimdi. bunun için zayıflar adaletten ümidini kesmez, güçlüler de kayrılmayı ümid etmezlerdi.
rousseau, "ben kanuna değil, insana inanırım." derken ciddi bir noktaya parmak basıyordu. kanunlar bizatihi cansız kurallardır; onlara can veren insanlardır. en güzel kanunu yapmak kolaydır; bizde yoksa, başkasından alırız; ama ona canlılık verecek insanı yetiştirmek zordur. bir gün bu topraklarda bir daha güneşin doğmasını istiyorsan, o zoru başarmalısın.
bilesin ki hayatın iki kaynağı vardır; biri ilim, diğeri dindir. rengi, dili ne olursa olsun, bütün insanların eşitliğini vurgulayan kur'an'ımız yalnız iki insanın farklılığını işaret ediyor; "hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" ilim tabiatın ve olayların maymuncuğudur. onunla analizler, sentezler yaparız; tehlikeye karşı kendimizi koruruz. ilim fertte beyin, cemiyette medeniyet oluşturur. beyin ferdi, medeniyet cemiyeti güçlü kılar. beyin ferde menfaatini düşündürür; nalıncı keseri gibi hep kendine yontturur. din fertte vicdan oluşturur, vicdanıyla fert hem sorumluluğunu duyar hem de başkasını düşünür. beyni teşekkül etmiş fertte vicdan yoksa, işte o zaman felaket başlar!.. din ferdin şahsiyetini, cemiyetin kültürünü dokur. michalengalo koyu bir hıristiyan olmasaydı; bir taşı on beş yıl gece gündüz yontar, arzu ettiğini gün ışığına çıkardığına inanınca, "kalk ya musa!" diye o ünlü sevinç çığlığını atar mıydı? rembrandt, hıristiyan olmasaydı; "isa hastaları iyileştirirken", "isa vaaz ederken", "isa çarmıhtan indirilirken" tablolarını yapabilir miydi? dostoyevski, rüyalarında bile ortodoks hıristiyan olmasaydı, o eşsiz romanları yazabilir miydi? mimar sinan hücrelerine kadar inanmış bir müslüman olmasaydı, süleymaniye ve selimiye gibi zamana baş kaldıran eserleri ardında bırakabilir miydi?
kültür sadece ferdin yetişmesi için bir ortam hazırlamaz. tarihe biraz derinliğine bakarsak, kültürün milletlerin varlıklarını koruduklarını, kültürsüzlerin ise diğer milletlere kol kuvveti olarak katıldıklarını, eriyip yok olduklarını görürüz. demek ki din bizim için yalnız ahiret bakımından lüzumlu değil, bu dünyada kendimizi korumamız için de bir zırhtır.
bu toprağın çocuğu; hayatın iki kaynağını atbaşı götürdüğün dönemde memleketin güneşin ülkesiydi. devlet başkanın kanuni, başbakanın sokollu, mimarın sinan, amiralin barbaros, şairin baki ve fuzuli, alimin zembilli'ydi. böyle bir milletin ordusunda vurulan kösleri cihan dinlerdi. bunlardan birisi de ingiltere imparatoru 8. henry'di. hayatın atardamarının adalet olduğunu bildiği için güneşin ülkesine bir heyet gönderdi. adalet anlayışını, kanunlarını inceletti. eline ulaşan raporlar doğrultusunda ıslahatlar yaptı; hukukçular yetiştirdi ve sonra o güneş batmayan imparatorluğa kavuştu.
bu toprağın çocuğu, sen ne zaman mazine dönüp, hayatın iki kaynağını keşfederek geleceğe yöneleceksin?..
- (bkz: bu topraklar)
|