altay öktem in everest yayınlarından çıkan yeni kitabı. "öleceğini düşünen insan mutlaka ölür" felsefesinden yola çıkarak bütün yazarların kendi kurguladıkları şekilde öldüğü, sürükleyici, gizemli, büyülü, öcülü, möcülü ilginç kitap.
kendini okutma görevini çok iyi yerine getiren altay öktem romanı. sıkılsanız bile sonuna kadar okumak zorundasınız, kitaba başladığınızda buna mecbur bırakılıyorsunuz çünkü. her şey güzel, akıllıca kurgulanmış, bağlantılar çok iyi kurulmuş ama kitapta ilerledikçe tek düzelik kendini gösteriyor. bir yerden sonra bitsin artık herkesi öldüreyim de kapatayım şu kitabın kapağını diyebiliyorsunuz.
şahsım adına şöyle oturup, düşünüp tartıp da "hah bak yiğidi öldür hakkını ver! kitabın şu yönü çok iyi" diyebileceğim tek bir harfi bile bulunmayan tamamen zaman israfı olan (hadi parasını geçtim) yazın(kitap bile demiyorum bak.).
ya ben çok üzülüyorum aslında böyle şeyler yazmaktan gerçekten "işler" yapan sanatçılar hakkında ama gerçekten kendisinden ve sevenlerinden çok özür dileyerek söylüyorum ki hayatımda okuduğum en berbat "şey"lerden biriydi. ne bir fikir bulabildim içerisinde (kusura bakmayın da ben "işte ölümünü düşünürsen ölürsün", "işte aslında hayatımızı düşüncelerimiz yönlendirir," gibi bayatlamış klişelere fikir demiyorum ki eğer kitabın fikri buysa bile sadece son iki sayfadaki alelacele bir iki cümleyle gaaaayet desteksiz bir şekilde kendi yazdığı hikayeyin kahramanlarını bile ikna edemeyen bir açıklamayla geçiştirilmiş olan bu 'fikri altyapı'yı altay öktem gibi 'kitleli' bir yazara yakıştıramadım malesef.) ne de kurgu namına bir zeka pırıltısı sezemedim. ha nedir fikir çok güzel geldi ilk başta ki zaten kitabı almamın sebeplerinde biri bu idi. diğeri ise "bu kadar övülen şahane yazar altay öktem'e bir de ben bakayım" düşüncesi idi ki kitabı okuduktan sonra yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam size. ama harcanmış olduğunu gördüm fikrin. sonuçta ortaya son durak la sofi nin dünyası kırması bişey çıkmış ki bahsi geçen bu kitaplar en azından "ilk" olmaları ve hikayesinin sağlamlığıyla bu benzetmede bile sırıtagelirler. gelgelelim ne bir sağlam karakter gördüm "roman"da ne beni düşünürcek diyaloglarla karşılaştım. ne hikaye bi yere götürdü beni ne kurgu ne dil hiç hiç hiç hiç hiçbişey... sadece sallantıda duran bir aksiyon var. ama hiçbiyere varmadığını görünce o aksiyona da lanet yağdırdım. yani başta polisiye klişeleriyle bir güzel matrak geçmiş - ki hah evet şu anda elle tutlur bir yanını buldum kitabın: klişelerle çok güzel dalga geçiyordu- ki kitap(!) ilerledikçe benzer klişelerin tuzağına düşmesi, bunlara düşmesine karşın aynı klişeleri içeren romanlar kadar sıkı bir sonuca bağlanmaması romanı kendi içinde dalga geçtiği klişe polisiyelerin bile gölgesinde bırakmış. ayrıca şimdi aklıma gelen bir şey: romanda bahsi geçen seçkide toplam dokuz öykü var. şimdi çok güzel bir fikir olarak altay öktem abimiz demiş ki ben de bu öyküleri de yazayım şekil katsın romana. hakkaten dokuz ayrı üslupta dokuz ayrı öykücük yazmış helal olsun. lakin gel gelelim her bir öykünün ortalama üç sayfa olmasıyla(ki o kadar bile değil), ortaya taş çatlasa otuz sayfalık bir kitap çıkıyor. ve bu kitap seçki diye basılıyor satış rekorları kırıyor(olaylar başlamadan önce dahi) falan filan. ben en azından bu özensizliği görmekten bile rahatsız oldum ki bütün roman boyunca kafamı kurcalayıp durdu. ne bu allahaşkına broşür mü otuz sayfa? ki bunun gibi baştan savmalıklar ve dikkatli okuru üzen ihmalkarlıklar gırlaydı romanda ama tek tek bahsetmek istemiyorum. ilgilenen varsa ayrıca tartışırız.
sonuç olarak gaaaayet güzel bir fikrin, sanki kitap iki hafta içinde yayına yetişmeliymiş gibi son sürratle baştan savma ve özensiz olarak sadece "bu da sonu olsun" der gibi okura hakaret gibi bir sonla gerçekten beni kendine güldürerek bitirmeme sebep olmuştur. ayrıca hakkında "kötü" eleştiri yapmaktan kendimi alamadığım nadir romanlardan biri olmuştur yoksa çok çekinirm böyle şeyler söylemekten.
bilemiyorum belki de hakkaten hiç bir elle tutulur eleştiri görmememden kaynaklandı bu gazım. biri de bunları söylemeli dedim. bir daha da herhalde ancak "bu kitaptan kimse sağ çıkmayacak adlı romanım öylesine geyik olsun diye iki günde yazdığım daşşaktan sallama bişiydi" şeklinde bir açıklamasıyla karşılaşırsam okurum altay öktem i. çok övmüşlerdi. çok yıkıldım. benim yaşadığım yıkıntıyı altay öktem de yaşasın isterim.
not: diyalogların yapmacıklığı ve yine bir ucuz türk polisiye roman klişesi olup kendisinin de tekrarladığı, diyaloglarda baş karakterin keşfettiği bir şeyi sanki biz onu ayıya anlatır gibi anlatmasa anlamayacakmışız düşüncesiyle ayıya anlatır gibi anlatması iyice tüylerimi diken diken eden şeylerdi. misal hemen götümden uyduruyorum sallamasyon bi örnek:
-(klişe kelimeler) aklınıza takılan, sizi şüphelerndiren, olağan dışı, dikkatinizi çeken bir olay var mıydı?
-yo hayır yoktu(bak ilk başta kesin cevap) ama şeyyy...(hah ney hah allahaşkına hiçbiri de kalkıp "var var şu şu oldu bu da bence şu şu demek" demez)
-ne oldu?
-bir şey var ama sanırım önemli bir şey değil
-(bak şimdi klişenin büyüğüne gel) bize anlatacağınız en ufak ayrıntı bile büyük bir önem taşıyor olabilir.
-yine de önemli olduğunu sanmıyorum ama sanırım x ( ki bu x bizim roman boyunca üstüne düştüğümz gayet önemli bir mevzudur. kafamıza kakılmıştır adeta) adında bir kitap/araştırma/yazar/tarikat ile ilgileniyordu son günlerde.
-ne? x mi dediniz?
-evet x ne oldu ki?
-süleyman hedede bulduğumuz hödönün adı neydi
-tam hatırlamıyorum amirim ama yanılmıyorsam x gibi bir şeydi (ayrıca (bkz: polisiyelerdeki adını tam hatırlamıyorum ama yanılmıyorsam x gibi bir şeydi klişesi)(ayrıca boşuna bakmayın boş bakınız bu ille sözlükten araştırın diye biişey yok gidin ansiklopediye bakın arkadaş)
-iyi de bu ne anlama geliyor ki?
-parçaları birleştirsenize(bak! bak! zeki polis ayağı! neymiş parçaları birleştir. allahaşkına bırak ya dağınık kalsın)
-önce hedenin evinde hödöyü bulduk. sonra cıbırdan cubur çıktı. şimdi de bu x mevzuu. sanırım doğru iz üzrindeyiz.(ki biz daha kadın "şeyy" dediğinde bütün olayı çözmüş oluruz ama bu iğğrenç diyaloğu okumak zorunda kalırız yine.)
gibi devam eden bir çok hede. unutmuşum yazmayı yazmasam çatlardım.