belki ilginizi çeker
  1. · merve kavakçı
  2. · verilmiş en sağlam ayarlar
  3. · mahinur özdemir
  4. · laikliliğin yeniden tanımlanması
  5. · bülent ecevit
  6. · bu yazara haddini bildiriniz
  7. · laiklik kadınları fahişeliğe itiyor
  8. · tbmm de pankart açan milletvekilleri
  9. · tenis oynayan türbanlı
  10. · trt nin türbanlı muhabir çalıştırması
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · beşiktaş ile fenerbahçe taraftarı arasındaki fark
  2. · yaran diyaloglar
  3. · itü sözlük hiçbirimiz komiklik yapmıyoruz günü
  4. · günün tek kelimelik özeti
  5. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  6. · hayatın iyi bilinmesi gereken kanunları
  7. · behlül sözlük yazarı olsa kullanacağı nick
  8. · 29 nisan 2007 cumhuriyet mitingi
  9. · imesh

bu hanıma haddini bildiriniz  

 sayfa  / 2
  1. gece saat 2:00 sularında işgüzar savcı nuh mete yüksel tarafından polislerle birlikte, dul ve çocuklu ve aynı zamanda milletvekili olan kadının evine, terör örgütünün hücre evlerinden birini basıyormuş gibi operasyon yapılmasına sebep olarak gösterilen söz öbeğidir. takdirname alacağını zanneden savcı bu olaydan sonra bizzat başbakan ecevit tarafından en ağır biçimde eleştirilmiş ve sonrasında cezalandırılmıştır.

    başlığın başa kalması sonrası açıklayıcı edit:

    1999 milletvekili genel seçimleri sonrası milletvekili seçilen merve kavakçı yemin için meclis genel kuruluna geldiğinde mecliste yer yerinden oynamıştı, zira kadın vekil türbanlıydı, laiklik elden gidiyordu. dönemin laikçi milletvekilleri engellemek için çok uğraştı, kanuni bir yasak olmadığı için iş fiili yasağa kalmıştı. dönemin başbakanı bülent ecevit meclis kürsüsne çıkarak bu sözü haykırmışt: "bu hanıma haddini bildiriniz". aslında bu hareket laikçi kesim tarafından ayakta alkışlansa da geniş halk kitleleri için hayal kırıklığı olmuştur, zira bülen ecevit bir deniz baykal değildi. her ne kadar 2002 seçimlerine ekonomik kriz ve dsp'nin bölünmesi gibi olumsuzluklarla girse de ecevit'in %1,5 oy almasında bu olayın da etkileri olmuştur.
    (galliani, 26.05.2006 18:28 ~ 03.06.2009 08:14)
  2. bir kadın, milletinin oylarıyla, duvarında "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" yazan bir yere girmeye hak kazanmıştı. ancak halkın iradesi hiçe sayılarak bu hakkı elinden alınmıştı.
    merve kavakçı meclise niye türbanla girdi bilmem. ama ne kadar yanlış bi iş olursa olsun (ki öyle birşey olduğunu kesinlikle düşünmüyorum) bu talihsiz söz kadar yanlış değildi. hatırladikça tüylerim diken diken oluyor hala. bülent ecevit'in arkasından yas tutmamama sebep olan sözdür.
    (easy company, 07.11.2006 21:28)
  3. seviyeyi sonuna kadar koruyarak birinin ağzının payınının verilmesi gerektiğini belirten tümcedir. "merve kavakçı meclise niye türbanla girdi bilmem" gibi duymadım, görmedim, konuşmadım gibilerinden 3 maymunu oynayarak bir takım kişilerin yaptıklarına çanak tutan insanların tüylerinin diken diken olmasına sebep olması son derece normal olan sözdür.

    bunu eleşritenler şunları da yaptılar;

    (bkz: laikliliğin yeniden tanımlanması)
    (katil sincap, 07.11.2006 21:41)
  4. atatürk 'ün kurduğu, modern türkiye 'nin çağdaş meclisine artık siyasi bir malzeme olmuş bez parçasını kafasına sarıp gelme cüretinde bulunmuş şukela türk vatandaşı merve kavakçı 'ya verilmiş harika cevaptır.

    türban 'ın siyasi camiada da sadece bir baş örtüsü mahiyetinde kullanıldığını iddia edenlere ithaf olunur, hoş, zaten karaoğlan tarafından zamanında ithaf edilmiştir.
    (lefteyenine, 07.11.2006 22:04 ~ 17.11.2006 00:27)
  5. meclisde bir olay için sarfedilmiş cümle..olaya farklı gözlerle bir bakalım laiklik elden gidiyor atam naraları atmadan...şimdi bu ablamız diyelim ki türbanı sadece ve sadece inançlarının gereğince takıyor (burada hiç kimseyi inançlarından ötürü yargılayamayız ayrıca sevgili ablamız adına bu şekilde düşünüyor ya da düşünmüyor demiyorum).birçok kişinin savunduğu gibi başını açıp da girebilirdi ya da günümüzde pek çok kapalı kardeşimizin kullandığı peruk!!! takarak da girebilirdi değil mi?peki olay ne olurdu o zamanda insani açıdan kafanda yapay, ağır, beynini pişiren bir madde taşımak zorunda!!! kalırdın. açtığın zaman da inandıklarınla yaşayamamanın verdiği ağır baskı ile milletin için çalışamayıp kendi psikolojinle boğuşurdun. ha bu noktayı birçok arkadaşımız anlamayabilir onlara da şu örneği verelim sizlere atıyorum devlet hükümlerince herkes tek kollu kalacak denilse ne yapardınız??? evet bu bilmem kaç cm karelik bez parçası onların bir uzvu gibidir hatta daha fazlası....sorarım size ne kadar doğru??? hele ki bir de milletin seçtiği bir vekile sarfedilen cümle....hele ki o kişi hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir ifadesi var olan bir anayasa maddesi olan bir ülkede?????
    olaya başka bir açıdan bakalım zamanında leyla zana ve bazı millet vekillerinin de meclise girip yemini kürtçe okuduğu bir olay vardır hatırlar mısınız bilmem??? ne oldu bugün leyla zana özgür düşüncenin önderi kürtçe de trt vb kanallarında var olan bir dil...(burada kürtçe trt de olmamalı demiyorum!!!) o olay ile bunun bağdaştırılması ne kadar doğru derseniz mecliste yaşanan iki uç örnek derim o kadar...ha başka neler vardır ikisi de neden susturulmaya çalışılmıştır birisi vatanı bölmek istemek, diğeri rejime karşı yapılan bir hareket...sorarım size peki o gun de aynı cümle sarfedilmiş midir ya da aynı şekilde bir baskın yemiş midir bu insanlar??? evet bu insanlar da yargılandı vs ama onların yargılanma sebepleri arasında çok çok farklı kısımlar vardı.
    olayı toparlarsak ben burdan şunu çıkarıyorum. bu ülkede bayansan inançlarına uygun yaşayamazsın ve senin gibi inananları temsil edemezsin... erkeksen orası apayrı istediğini yaparsın...
    (palantir, 07.11.2006 22:28 ~ 08.11.2006 10:02)
  6. kadının birisi modern türkiye 'nin çağdaş meclisine artık "siyasi" bir malzeme olmuş bez parçasını kafasına sarıp gelmiş, o yüzden haddi bildirilmeliymiş.
    bir kaç sorum olacak. diyelim ki o kadının dini hiçbir kaygısı yok, sadece "siyasi bir simge" olarak kafasına bez sardı geldi meclise. peki, türkiye büyük millet meclisinin en temel organları "siyasi" partiler değil mi? "siyaset"in alası orada yapılmıyor mu? oradaki her millet vekili "siyasi" çizgisini belli edecek şekilde yakasında partisinin rozetini taşımıyor mu? sorularım bu kadar.
    (easy company, 08.11.2006 02:10)
  7. had bildirmek için had bilmek gerektiğinin kanısındayım. bu hanım derken kastedilen merve kavakçı'ya had bildirirsek, katilleri bir çırpıda dışarı salan hanıma ne yapmamız gerekecek? _haddimizi bildiğimizden fikir alışverişi yapıyoruz_
    (gülümsün, 08.11.2006 09:53 ~ 10:11)
  8. dinin siyasi bir görüş olamayacağını anlayamayan zihinlerin fikir beyan etmemesi gereken konu.

    (yazarların yazılarını silmelerine karşılık alıntı yapmak isterdim ancak bir başka giriyi refere ederek giri yapmak sözlük kuralları dahilinde olmadığı için bir takım şahısların cehaletlerini gözler önüne sermek mümkün olamıyor.bir ihtimal daha var ki bu kişiler dini siyasi görüşleri olarak benimsemiş olabilirler.ancak ve ancak bu durumda yazdıkları mantık kurallarına uyabilir.ama ona da ihtimal vermiyorum, daha çok arkadaş çevresi ve takip ettikleri kısıtlı basın organlarından duyduklarını burda satmaya çalışan cahil cühela)
    (katil sincap, 08.11.2006 10:25 ~ 10:27)
  9. din siyasi bir görüş değil siyasetin üstünde bir kavramdır kişinin en temel haklarından birisi de dinini gereğince yaşama isteğidir işte biz bu isteğin kısıtlanıldığı bir ülkede yaşıyoruz...başörtüsü meclise giremez baş örtüsü üniversiteye giremez baş örtüsü hastaneye giremez....yakında cezayir misali baş örtülüler yakalanıp işkence de edilir çırılçıplak sokağa da bırakılır neden çünkü biz insanı tanımayız biz insanın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlarız!!!
    (palantir, 08.11.2006 10:31)
  10. keşke herkes dinin kişinin en temel haklarından biri olduğunu kabul etse, thy de son 4 yıl içerisinde 10000 personelinin 4000 i değişmemiş olsa, thy de cuma günleri saat 2 ye kadar iş yapılmama gibi bir gelenek olmasa. keşke thy de daha önceleri namaz kılma gibi bir alışkanlığı olmayan kişiler işlerini kaybetmemek için namaza gitmek zorunda kalmasa.ama imkansız tabi, biz insanı tanımayız, temel hak ve özgürlüklerini "çaktırmadan" kısıtlarız.
    (katil sincap, 08.11.2006 10:37)
  11. hiç haddini bilmeden, kendiyle aynı görüşte olmayanlara, ağzından tükürükler saçarak, cahil cühela deme cüretini gösteren densizlerin rahatlıkla söyleyebileceği bir sözdür.

    keşke insanlar herhangi bir konuyu tartışırken ölçüye dikkat etseler, keşke oluşturdukları kelimelerin hakarete varabildiğini farketseler, keşke karşısındakilerin de bir beyni olduğunu, belki de onun söylediğinin doğru olabileceğini düşünseler.

    ve keşke eniştem 15 yıldır, thyde çalışmasa ya da keşke işte kalmak için namaza başlamış olsa ya da keşke sıkılan her palavrayı yesem.
    (solti, 08.11.2006 11:10)
  12. okuma yazma konusuna tam hakim olamayanlar, okuduğunu anlayamanlar için özet;

    1-) herkes kendi düşüncesini belirtme konusunda hür ve özgürdür, buna cahil cühela da dahil.cahil cühela olmak hiç bir zaman suç değildir, onları olduğu gibi kabul ediyoruz biz.yazılanla aynı fikirde olmadığım için ağzımdan tükürükler saçarak saldırmam gibi birşey olmadığını anlayamayanlar içinde "yazılanın" (dinin siyasi bir düşünce olması savı) yanlış olduğunu tekrar belirtmem gerekiyor sanırım.özet içinde özet; yani ben burda yazılanla aynı fikirde olmadığımı değil, yazılanın yanlış olduğunu belirtiyorum.

    2-) eniştem thy de 15 yıldır çalışıyo valla billa öyle bişey yok demekle hiç bir ciddi ispata girilmediği gibi, türkiye nin en ciddi gazetelerinden biri olan cumhuriyet gazetesinin bir çok sayısında ilgili konu sıklıkla dile getirilmiştir, araştırmadan etmeden daha öncede dediğim gibi "arkadaş çevresinden(burda enişte devreye giriyor) ve sınırlı basın kuruluşlarından öğrendiklerini burda satmanın" bir güzel örneği daha.
    (katil sincap, 08.11.2006 11:37 ~ 11:41)
  13. demokrasiden anladığı, kendi düşüncesi iktidarda olmayınca tsk'yı darbeye kışkırtmak olan; demokrasi, fikir özgürlüğü, hürriyet gibi kavramlarıın meyvesini ben yiyeyim, diğerleri yemeye kalkarsa üzerine işeyim çizgisinde yayınlar yapan bir gazeteyi referans alanlar için söylenmesi çok sıradan bir sözdür. zira bendeniz siyah beyaz olmayı değil de, doğru ve gerçek haber vermeyi ciddi gazetecilik olarak alıyorum ki, bu nokta da türkiye'de ciddi bir gazete maalesef yoktur.
    işte bu nokta da yakın çevremin bizatihi edindiği herhangi bir bilgiye, herhangi bir gazetede yazan yazıdan kat be kat daha fazla inanmaktayım. sanırsam bunu medya denen gücün ne kadar bozuk olduğunu bilen her birey de uygun bulur.
    lakin karşıt görüşlerde zenginlik aramak yerine nefretle hakarete kalkışanlar, bunu anlamazlar ya da anlamak istemezler ve bir sincap sevimliliğinden çok uzak, bir katil küstahlığında yazılar -en aydın benim sen cahilsin, sen benim yazdıklarımı okuyacak yeterlilikte değilsin tadında- yazmaya devam ederler.
    (solti, 08.11.2006 12:09 ~ 12:11)
  14. amerikan vatandaşı merve kavakçı'nın nazlı ılıcak'ın himayesi altında bütün kötü niyetiyle devlete meydan okumasına bülent ecevit'in gayet yerinde verdiği tepkidir.
    (songoku, 08.11.2006 22:07)
  15. öncelikle, sıkılıp yazının sonunu getiremeyecek heyecanlı kardeşlerim için kişisel fikrimi en başta söyleyeyim, mal beyanında bulunayım ki bir maraza çıkmasın: 1920'deki meclisin ruhundan, heyecanından, saflığından satürnün dünyaya uzaklığı kadar uzaklaşmış bugünkü (geniş bir bugün bu, şu andan ibaret değil) meclise, milletvekillerinin çıplak ya da tamamen kapalı gelmeleri, umrumda olmaz. meclisin yüzde kaçının "hizmet aşkı" ile yandığını sorsam anlarsınız ne demek istediğimi. hatta faydasız kilisenin papazını sikeyim gibi bir deyimle biraz terbiyesizce perçinleyeyim anlatmak istediklerimi.

    şimdi gelelim "bu hanıma haddini bildiriniz" cümlesi etrafında kopan fırtınaya. "müslümanlar bu toplumda eziliyor!" naraları bana komik geliyor, cidden sıktı, yüzde 95'i (99 abartılı) müslüman olan bir ülkede, azınlık yaygaracılığı yapmak gerçekten absürd bir durum. mazlum edebiyatının bile bir sınırı vardır, ayıp. cumhuriyet devrimiyle birlikte gelen bazı kurallar canınızı sıkıyor olabilir ancak bunu mazlum edebiyatı yapmadan da dile getirebilirsiniz pekala, çok daha samimi olur ve hatta bazı fikirlerinizi benim gibi ateistler bile destekler.

    öte yandan, kupkuru laiklik propagandasıyla da atatürkçü ya da cumhuriyetçi olunamayacağını da anlamak gerekiyor. sloganlarla ideoloji kurtarma devri çoktan bitmiştir. okulda siyasetten uzak dur, kitap seçerken çok satanlar rafının önünde saat kulesi ol, yaşam tarzın orta-batılı bir amerikalıdan daha amerikalı olsun, ağzından sinerjiyi, empatiyi, pozitif elektriği düşürme, oy kullanma, sıkışınca "türkiye laiktir laik kalacak!" diye bağır, bu da samimi değil, kaka, kötü bir şey.

    şimdi bu lafı söyleyen ecevit'e dönelim. cumhuriyet tarihindeki, özü sözü bir (hatasız demiyorum), dürüst, namuslu 3 politikacı sayın desem, pek çoğunuzun şıkları arasında ecevit olacaktır, yoksa vicdansızsınızdır. düşüncelerine katılmasanız da, ecevit'in fikri ile zikrinin farklı olduğunu iddia edebilir misiniz? bence edemezsiniz. 12 mart döneminde, bağımsız sıfatı kazansın diye partisinden istifa ettirilip zorla başbakan yapılan nihat erim'in kurduğu hükümete bakan veren chp'ye tepki vermek için genel sekreterlik görevinden istifa eden bir adamdan bahsediyoruz. 12 eylül'den sonra, kirli ilişkilere bulaşmadan, darbeye olan tepkisini asıl mesleği olan gazetecilikle verebilmek için dergi kurup, köhne bir apartman dairesinde sigara dumanı, çay ve en önemli mal varlığı olan mavi gömleğiyle daktilo şakırdatan bir adamdan bahsediyoruz. paraya, mala, mülke tamah etmeyen belki de tek politikacıdan bahsediyoruz. ecevit'i badem gözlü yapmak için yazmadım bunları, lütfen dikkatli okuyun burayı: ecevit bu lafı, sadece ve sadece inandığı için söylemiştir. "toplum hayatı kurallardan oluşan bir mutabakattır, cumhuriyetin başından beri var olan, şu an da süre gelen mevzuata göre, baş örtüsü ile girilemeyecek yerler vardır, meclis de bunlardan biridir; buraya baş örtüsü ile girmek kurallara ve devlete meydan okumaktır, devlete ve kurallara meydan okuyan kişinin de meclisde yeri yoktur". ecevit'in o günkü tavrının alt yazısı budur. beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama ecevit samimi fikrini dile getirmiştir.

    şimdi bir de başka pencereden bakalım: amerikan beslemesi radikal hekmetyar'ın dizinin dibinde bağdaş kurmuş bir başbakan'a tahammül eden sizler, inandığı düşünceyi takıyyesiz, yalansız dile getiren bir adama mı tahammül edemiyorsunuz? dini kullanarak oy avcılığı yapan, 6 kez gidip 7 kez gelen, kardeşini, eniştesini, köylüsünü zengin eden, çetecileri halk kahramanı ilan eden başbakanlara tahammül ettiniz de, bir garip ecevit'e mi tahammül edemediniz?

    türban (ya da baş örtüsü) meselesindeki hiddetinizi neden sevgili başbakanınıza yöneltmiyorsunuz? bu meseleyi halledeceğiz nidalarıyla gelmediler mi? anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde etmediler mi? gidin onlara bağırın! rte ecevit kadar mert bir adam olsaydı, değiştirirdi anayasayı, sonra ordu darbe yaparsa da gururla girerdi ceza evine, gocunmazdı, "ben sözümü tuttum ama bırakmadılar" demeye hakkı olurdu. o ne yapıyor, "biz bunları yaparsak toplum gerilir" diyor. hadi ordan!
    (iki blok otede, 08.11.2006 22:24)
  16. siyaset ile bürgünün tekini siyasi emellerine alet etmeyi ayırt etmek arasında farkı anlamamayı bir insan ancak istemiyor olabilir, anlayamayacağına imkan tanıyamıyorum. yine de deneyelim:

    siyaset: 1. politika, 2. devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış. (tdk sözlüğü)

    örneklerle açıklayalım, eğlenirken öğrenelim, yüzümüze vurunca sıkılmayalım:

    "bülent ecevit yıllardır siyaset yapıyor"

    anlayalım:

    "bülent ecevit ömrünün büyük bir kısmını, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili şahsına has görüş ve anlayışlarını ifade ve icra ederek harcamış."

    örnek 2:

    "bunlar türbanla siyaset yapıyor"

    anlayalım artık:

    "bunlar, kadınların inançları ve şahsi görüşleri çerçevesinde giymekte, benim saçıma jöleyi vurmam kadar özgür olunan bir bez parçasını, kökten islamcı, ultra muhafazakar, teokratik rejim isteğinin bayrağı haline getirdiler."

    açıklar örnek:

    "tonguç orospu çocuğuymuş."

    anlayalım:

    "tonguç 'un annesi fahişeymiş, babası belli değilmiş."

    açıklar örnek 2:

    "abi n'aptı tonguç yaa, orospu çocuğu resmen."

    anlayalım umuyorum:

    "tonguç yaptığı ahlaksızlık itibariyle toplumca önyargıya tabi bir sıfata maruz kalacak bir amele girişmiş."


    anlayın artık, ya da fikirlerinizi alenen ifade etme gücünü gösterin. "tbmm 'de siyasi partiler var, siyasetin alası orda yapılmıyor mu" gibi komik kelime oyunlarına girmeyin. ? zunusroyikis imik
    (lefteyenine, 08.11.2006 22:51 ~ 09.11.2006 16:57)
  17. sözün anlamı açık olarak; söz konusu hanımın yasak bir şeyi çiğnemesi veya haketmediği bir alana girmesi veya erişmemesi gereken bir hakka bir yolunu bulup sahip olması ve benzeri durumlarda bir kişinin diğerlerine kibarca "cezasını kesin!!" emri vermesidir.

    şimdi hiç sinirlenmeden, savunma veya saldırı yapmadan sakince bakalım mevzuya.
    (merve kavakçı için meclis'e başı kapalı halde girmesi karşısında söylenilen bu söz)

    - olayın geçtiği tarihte bu ülkede devletle ilgili fiziksel her türlü mekanda "başı kapalı olma yasağı" mevcuttur. şekil tartışması yapmayalım. mondros'da da "gerekli görülen ve tehdit unsuru içeren yerler işgal edilebilir" maddesi yazılınca, bütün bir vatan bu bahaneyle işgal edildi. bir fark yok.

    buna göre olaya bakarsak söz konusu hanımefendinin meclis'e o şekilde girmesi uygunsuzdur. bu durumda kendisine yönelik olarak söylenen emir cümlesi meşrudur... diyebiliriz. ancak burada kocaman bir terslik vardır. çünkü olayın geçtiği çatı meclis çatısıdır. yani bu ülkenin kurulduğu, şekillendirildiği, yönetildiği ve yönetileceği yer. bu ülkede cumhuriyet (halk yönetimi) vardır ve ilk gereği de demokrasidir. kanunlarca konulmuş kuralların yanısıra, belli durumlara özel uygulamalar da göz önüne alınmalıdır. yer: tbmm. meclis'te bu ülke vatandaşlarının yasal seçimlerle atadıkları millet temsilcileri bulunur ve özel yasalarla korunurlar. dokunulmazlığın da ötesinde, belli salt sayıdaki bir vatandaş topluluğunun yasal oylarıyla "orada bulunacak ve beni temsil edecek" amacıyla bu kuruma yollanması durumunda ona kimse dokunamaz. ya hiç seçime girmesine izin verilmeyecek ya da artık kabul edilecek. çünkü orada halkın dediği olur. ayrıca çoğunluğun isteği (keza görülüyorki insanların %51'den fazlası o hanımefendinin orada olmasını istemiyor) olacak diye belli bir yasal salt oyu toplamış ama azınlıkta kalan insanların hakkı da yenemez. demokrasi hem çoğunluğun dediğinin olmasıdır ama hem de bir takım hukuk cümlelerinin kullanılarak güçlünün güçsüzü ezmemesidir.

    ayrıca bir kaç cümle önce söylediğim "ya hiç seçime girmesine izin verilmeyecek..." sözü sadece mantık kuralları için geçerlidir. ancak medeniyet diye tarif edilen fransa gibi bir ülkede bile 1944 senesinde yani bizden 10 yıl sonra (5 aralık 1934) "kadınlara seçme ve seçilme hakkı" tanırken, bizim tutup da "demokrasi!! demokrasi!! izindeyiz!!, bekçisiyiz!!, yaşatacağız!!, biz aydın ve ilerici cumhuriyet insanlarıyız!!" diye yırtınanların bulunduğu bu ülkede bir insanın seçme hakkını engellemeye asla hakkımız yoktur.

    uzun sözün kısası (traştan yüzünüz tahriş olmuş olabilir) o hanım meclis'e girdikten sonra onu ancak ikinci bir seçim çıkarabilir. meclis içi karar da değil, onu oraya yasal seçimle millet göndermiştir.

    çünkü "egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir."



    - burada baş örtüsü tartışması çıkarmaya gerek yoktur. ben hayvan gibi bir diktatör bile olsaydım, ülkede bir takım insanların başlarına geçirdikleri örtüden korkmazdım. eğer korkuyorsam bu demektir ki ben ülkemden, milletimden ve yönetimimden emin değilim. emin değilsem hemen işkillenirim, gider birilerini yasaklarım. biraz saldırgan gibi görünen bir benzetme olacak, yanlış anlamayın, amacım sadece tepkinin ne olduğunu göstermek, kesinlikle aşağılamak ya da lafla gol atmak değil: hani ufak köpekler ciyak ciyak havlarlar. neden; kendinden emin değildir. bari korkutayım da saldırmasın, yoksa saldırırsa hemen yer beni. ama büyük ve güçlü köpekler kendilerinden emindir, sesini çıkarmaz, korkmaz, sakindir, usludur. gereği olursa doğrudan hareketi yapıp işi bitirirler. işte bu ülkede süs köpeği davranışı ortaya konulmaktadır.

    insanlar kimden korkuyorlar böyle anlamıyorum. bütün o öcü gibi korkulan başı kapalı insanlar ve onlar gibi hislere sahip olan erkeklerin aslında bırakın şöyle gerici kafada olmayı hepsi terörist olsa yine bu ülkeyi ele geçiremezler. ama gerçeği gel gör ki anlat insanlara. içlerinden çok küçük bir azınlık (keza onlar da sadece şekil olarak öyle görünüyorlar, aslında kendilerini müslüman zanneden putperesttirler bence) öyle tehlikeli olabilir ve onlar da ateş olsalar ne yazar..

    dünyanın en büyük insan hakları ihlallerinden biri bu ülkede yapılmakta ve ciddi ciddi milyonlarca insanın genç yaşlı ve dişi demeden sosyal yaşama hakkı, düşünme hakkı, eğitim hakkı, eşitlik hakkı gibi hakları elinden alınmaktadır, alınmıştır. işte gericilik budur. üstelik bütün bu insanlık suçları sadece bir korkuya karşı alınan önlemdir.


    ayrıca bu olay demokrasiyle taban tabana karşıttır. çünkü demokraside çok seslilik ve eşitlik esastır. tek tip insan yaratma derdinde olan o zavallı türk aydını; adına "atatürk ilkesi" diyerek atatürk'ün kastettiği her türlü eşsiz nitelikteki güzel ilkeden şaşmıştır. modernlik, ilericilik ve aydınlık denen kavramların sadece bir tek tip insanda, aynı torna tezgahından çıkmış kişilerde bulunabileceğini düşünmektedir. bu da temelde bir aşağılık kompleksidir çünkü "biz ve sen" ayrımına girerek kendini tatmin etme ve despotluk mevcuttur.
    ayrıca (bkz: tekelcilik)

    burada rahmetli sayın bülent ecevit'e tek kelime kötü fikrim yoktur. kendisi için kitap dolusu övgü yazabilirim ve sonuna kadar hakeder, allah rahmet eylesin. ama bence bu olayda yanlış yoldaydı.
    (hell guardian, 08.11.2006 23:01 ~ 10.11.2006 21:49)
  18. atatürk 'ün ilke ve reformlarına karşı "bayraklı" bir cephe oluşturulmuşsa ve "atatürk 'ün kastettiği her türlü eşsiz nitelikteki güzel ilke" tahrip edilmeye çalışılırsa (kamu alanında kılık kıyafet kanununa aykırı davranmak gibi) sesimi çıkarmakta bir gariplik görmüyor ve aksine buna hakkım olduğunu düşünüyorum -ki karaoğlan 'ın mevzu bahis ifadesi benim tepkimin bir siyasetçinin ağzında şekillenmiş halidir.

    bu memlekette hiçbirşeye ses çıkarmamak, çıkarana ezop masalları uydurmak, "bırak gelsinler, rahat ol" tavrı da apayrı bir tartışma meselesi. gösterdiğim tepki doğrudan bir harekettir. bu ulusun tarihi yumurta göte dayanmadan faaliyete geçmediği için ölüm kalım mücadelesine düşmesi hikayeleriyle doludur. anlayalım.
    (lefteyenine, 08.11.2006 23:12 ~ 23:13)
  19. toplumun kuralları diyip de geçiştirilemeyecek bir olaydır. toplumun kuralları hukuk düzeninde örf ve adet kuralları olarak geçerler, bunlar da hukuki olaylarda ancak kanun boşluğu durumunda uygulama alanı bulurlar. önemle belirtmek gerekir ki, örf adet kuralları da ancak medeni hukuk, ticaret hukuku, borçlar hukuku gibi özel hukuk alanında uygulama bulurlar, bu kurallar kamu hukukunda uygulanmazlar. kamu hukukunda toplumun kuralları, devletin kuralları değil, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak yazılı hukuk kuralları uygulanır. bunlar da kanunlar, khk ler tüzükler, yönetmeliklerdir.

    şimdi, bahsi geçen bu hukuk kuralları hazırlanırken ve kabul edilirken, yasaklar ve düzenlemeler somut olarak sayılır ve düzenlenir, bu sayılan yasaklar haricinde kalanlar serbest bırakılır. bunun bir de totaliter devletlere özgü olanları vardır ki, onlarda da serbestler bizzat sayılır geri kalanlar ise yasak edilir. bizim devletimiz anayasasında bile ilk durumu kabul ettiğini açıkça belirtmiştir.

    meclise girebilme şartları, meclisteki davranışlar vs objektif hukuk kurallarıyla bizzat düzenlenmiştir. konunun önemine binaen bunlar ayrıntılı olarak anayasamızda yer alır. ayrıca konuyla ilgili anayasaya aykırı olmamak koşuluyla meclis iç tüzüğü düzenlenmiştir. merve kavakçının yemin etmesi ve göreve başlamasına aslında hukuki bir engel bulunmamaktaydı ve hala daha bulunmamaktadır.

    rahmetli ecevit kürsüden "bu hanıma haddini bildiriniz" derken suç işlemiştir, çünkü milletvekilinin çalışmalarına, oylarına ve sözlerine özellikle kaba kuvvet işleyerek engel olmak açıkça suçtur. netekim, ecevit'in emriyle o hanıma "haddi bildirmiştir." merve kavakçı'nın abd vatandaşlığının ortaya çıkması bu "had bildirenleri" kurtarmıştır, sonrasında apar topar vatandaşlıktan atarak vaziyeti idare etmişlerdi. bu olay hukuki olarak savunulamaz, sadece fiili bir durum yaratılmıştı, o kadar. bunu yapan iktidar, yani fiili durumu oluşturan iktidar, daha sonraları bunu hukuka sokmayı niçin düşünmediler, niçin bu kuralı anayasaya sokmadılar, asıl tartışılması gereken de budur.

    haaa, bunu yapan ecevit şunu da yapmıştı. gece yarısı merve kavakçı'nın evini basan nuh mete yüksel'e de haddini bildirmişti.
    (galliani, 09.11.2006 12:04 ~ 12:06)
  20. keşke irtica yanlıları türbanı sözde siyasi, özde rejim alehtarı bir simge olarak kullanmasalar, ben de birçok insan gibi "türbanla tbmm'ye de, üniversitelere de, devlet dairelerine de rahatlıkla girilebilse" diye özgürlük savunculuğu yapabilsem. ama o kadar iyimser olamıyorum. cidden masumane şekilde başörtüsü takanların madur olmadan heryere girebilmesi mi amaçlanmaktadır yoksa istenen şunlar mıdır? bu kadına haddi bildirilmeseydi; önce meclise, sonra bundan güç alınarak ("bu ülkenin en büyük kurumuna bile türbanla giriliyor, üniversitelere kızlarımız neden giremesin? bla bla...") üniversitelere türbanla girilebilseydi de, birileri türban takmaları için masum bayan üniversite öğrencilerine baskı mı yapsaydı? takmayanlar çeşitli şekilde o birileri tarafından "cezalandırılsa" mıydı? üniversitelerde irtica çekişmesi mi başlasaydı? bazı bayan öğrenciler de para karşılığı onlardan görünüp bu oyunun içine mi çekilseydi? böykelikle irtica yanlıları tüm ülkeye kendilerini güçlü mü gösterselerdi? cumhuriyete karşı ilk zaferlerini kazandıklarını el altından ilan mı etselerdi? taraftar toplamaları kolaylaşsa mıydı?

    her halinden bu savaşı bir şovla başlatmak için oraya geldiği belli olan, allah dışında bir varlık tarafından bunu yapmaya yönlendirildiği de aşikar olan bu hanfendinin samimi olmadığı da amerikan vatandaşı olmasının açığa çıkması ile ispatlanmıştır. devlete mllete ve açık ki din özgürlüğüne hizmet etmek için yanıp tutuşarak siyasette bir yerlere gelmeye çalışan bir türk, islam ve türkiye cumhuriyeti aşığı hanfendi neden amerikan vatandaşı olur ki?

    günün birinde meclise ve üniversitelere başörtüsü ve benzerleri ile girilebilmesini istiyorsanız öncelikle bu yasaktan ve rejimden rahatsız olmayı bırakacaksınız ve bunun gibi konuları gündeme getirmeyeceksiniz, aradan da uzun bir süre geçecek... yeniden düşündüm de iyi ki bülent ecevit o gün oradaymış da bunları söyleyebilmiş...

    ek: araştırıp etmeden o amerikan vatandaşı'na oy veren yüzbinlerin oylarının da benim için zerre kadar önemi yoktur efendim...
    (8844455, 28.11.2006 05:01 ~ 05:04)
  21. birçok insanın birçok şey hakkında ne kadar da çok şey bildiklerini öğrenmemize neden olmuş sözdür. (tanımımızı yaptık) bu insanlar kitap gibi okumuşlar memleketi şerefsizim. o kadar sağlam analizler yapmışlar ki dibim düştü desem yeridir. bravo.

    örneğin varsayalım ki bu hanıma ! haddi bildirilmedi ! ve bir takım olaylar silsilesi sonunda üniversitelerde türban takmak serbest hale geldi, bla ve de bla. neyse, gaffur burada diyor ki "bir sakıncası mı vardı?" ve ekliyor "bir sorum olacaktı. üniversite öğrencisi masum bayanlara zorla türban taktırarak onların masumiyetini bozacak olan birileri kimdir? üniversitelere türbanla girilmesi, birilerinin, türban takmaları için masum bayan üniversite öğrencilerine baskı yapmasına gerekçe midir? eğer öyleyse bu, başka birilerinin, türban takmamaları için masum bayan üniversite öğrencilerine baskı yapmasıyla aynı şey midir? türban takmayanları bekleyen hayali cezalar, türban takanlara uygulanan gerçek cezalara benzer şeyler mi olacaktır? aynı haklara sahip öğrenciler arasında ayrım yapılarak üniversitelerde zaten yeterince kutuplaşma yaratılmamış mıdır?"

    çok soru sordun gaffur deyip sözünü kesiyorum. "bu metal fırtına vari uyduruk politik senaryoyu anlayabilmem için bu soruları sormam gerek" diyor.

    burada sözü ben devralıyorum. zulme karşı sinerek, kabullenerek kurtuluşa erildiğini tarihin kaydetmişliği yoktur. mustafa kemal kurtuluş hareketini başlattığında ilk yaptığı şey sevr antlaşmasını yok saymak olmuştu. keşke o da önce sevreden ve türklere dauattığı uygulamalardan rahatsız olmasa, adını anmasa, aradan zaman geçmesine izin verseydi. belki herşey çok daha güzel olurdu.

    ek: işine gelmeyince yüzbinlerin oylarını bir çırpıda yok sayabilen demokrasi anlayışına kafam girsin.
    ek2: gaffur'unki de girsin.
    (easy company, 28.11.2006 07:59 ~ 08:22)
  22. (bkz: bülent ecevit/@986446)
    (strateji, 28.11.2006 19:55)
  23. ''türkiyede hanımların giyim kuşamına başörtüsüne özel yaşamlarında hiçkimse karışmıyor.ancak burası hiçkimsenin özel yaşam mekanı değildir.burası devletin en yüce kurumudur.burada görev yapanlar devletin kurallarına geleneklerine uymak zorundadırlar.burası devlet meydan okunacak yer değildir...
    lütfen bu hanıma haddini bildiriniz...''

    siyasi liderlerin içinde bulundukları ideolojiler vardır ve savundukları doğruları... işte insan savunduğu doğruıyu nasıl bu kadar güzel betimler... türevlerin için,
    (bkz: ananı da al git)
    (sol anahtarı, 30.01.2009 20:23)
  24. (bkz: verilmiş en sağlam ayarlar)
    (o gece bu sene, 28.10.2009 13:19)
  25. karaoğlanın karaoğlanlığını son gösterişiydi sanıyorum bu cümle. dediklerinin hepsinin doğru olduğunu burada amerikan vatandaşı merve kavakçı'yı savunanlar da çok iyi biliyor. erkekler takım elbise giyer ve kravat takar mesela meclise girerken. gözünüzün önüne gömleğinin bütün düğmeleri açık kravat takmış bir adam getirin. göbeği falan her yeri ortada. bayanlar tayyör giyer yazıyor aynı şekilde. tayyör giyip kıçı açıkta bırakan bir bayan düşünün.

    evet bu örnekler uç örnekler; ama dediğimi anlatmam açısından anlamlı. üstelik bir de bunun siyasi anlamını ekleyin. evet bu cümle doğru bir cümledir, zaten doğru olmasaydı o kadın o salondan çıkmazdı.
    (o gece bu sene, 28.10.2009 13:22)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil