öncelikle, sıkılıp yazının sonunu getiremeyecek heyecanlı kardeşlerim için kişisel fikrimi en başta söyleyeyim, mal beyanında bulunayım ki bir maraza çıkmasın: 1920'deki meclisin ruhundan, heyecanından, saflığından satürnün dünyaya uzaklığı kadar uzaklaşmış bugünkü (geniş bir bugün bu, şu andan ibaret değil) meclise, milletvekillerinin çıplak ya da tamamen kapalı gelmeleri, umrumda olmaz. meclisin yüzde kaçının "hizmet aşkı" ile yandığını sorsam anlarsınız ne demek istediğimi. hatta
faydasız kilisenin papazını sikeyim gibi bir deyimle biraz terbiyesizce perçinleyeyim anlatmak istediklerimi.
şimdi gelelim "
bu hanıma haddini bildiriniz" cümlesi etrafında kopan fırtınaya. "müslümanlar bu toplumda eziliyor!" naraları bana komik geliyor, cidden sıktı, yüzde 95'i (99 abartılı) müslüman olan bir ülkede, azınlık yaygaracılığı yapmak gerçekten absürd bir durum. mazlum edebiyatının bile bir sınırı vardır, ayıp. cumhuriyet devrimiyle birlikte gelen bazı kurallar canınızı sıkıyor olabilir ancak bunu mazlum edebiyatı yapmadan da dile getirebilirsiniz pekala, çok daha samimi olur ve hatta bazı fikirlerinizi benim gibi ateistler bile destekler.
öte yandan, kupkuru laiklik propagandasıyla da atatürkçü ya da cumhuriyetçi olunamayacağını da anlamak gerekiyor. sloganlarla ideoloji kurtarma devri çoktan bitmiştir. okulda siyasetten uzak dur, kitap seçerken çok satanlar rafının önünde saat kulesi ol, yaşam tarzın orta-batılı bir amerikalıdan daha amerikalı olsun, ağzından sinerjiyi, empatiyi, pozitif elektriği düşürme, oy kullanma, sıkışınca "türkiye laiktir laik kalacak!" diye bağır, bu da samimi değil, kaka, kötü bir şey.
şimdi bu lafı söyleyen
ecevit'e dönelim. cumhuriyet tarihindeki, özü sözü bir (hatasız demiyorum), dürüst, namuslu 3 politikacı sayın desem, pek çoğunuzun şıkları arasında ecevit olacaktır, yoksa vicdansızsınızdır. düşüncelerine katılmasanız da, ecevit'in fikri ile zikrinin farklı olduğunu iddia edebilir misiniz? bence edemezsiniz. 12 mart döneminde, bağımsız sıfatı kazansın diye partisinden istifa ettirilip zorla başbakan yapılan
nihat erim'in kurduğu hükümete bakan veren chp'ye tepki vermek için genel sekreterlik görevinden istifa eden bir adamdan bahsediyoruz. 12 eylül'den sonra, kirli ilişkilere bulaşmadan, darbeye olan tepkisini asıl mesleği olan gazetecilikle verebilmek için dergi kurup, köhne bir apartman dairesinde sigara dumanı, çay ve en önemli mal varlığı olan mavi gömleğiyle daktilo şakırdatan bir adamdan bahsediyoruz. paraya, mala, mülke tamah etmeyen belki de tek politikacıdan bahsediyoruz. ecevit'i badem gözlü yapmak için yazmadım bunları, lütfen dikkatli okuyun burayı: ecevit bu lafı, sadece ve sadece inandığı için söylemiştir. "toplum hayatı kurallardan oluşan bir mutabakattır, cumhuriyetin başından beri var olan, şu an da süre gelen mevzuata göre, baş örtüsü ile girilemeyecek yerler vardır, meclis de bunlardan biridir; buraya baş örtüsü ile girmek kurallara ve devlete meydan okumaktır, devlete ve kurallara meydan okuyan kişinin de meclisde yeri yoktur". ecevit'in o günkü tavrının alt yazısı budur. beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama ecevit samimi fikrini dile getirmiştir.
şimdi bir de başka pencereden bakalım: amerikan beslemesi radikal
hekmetyar'ın dizinin dibinde bağdaş kurmuş bir başbakan'a tahammül eden sizler, inandığı düşünceyi takıyyesiz, yalansız dile getiren bir adama mı tahammül edemiyorsunuz? dini kullanarak oy avcılığı yapan, 6 kez gidip 7 kez gelen, kardeşini, eniştesini, köylüsünü zengin eden, çetecileri halk kahramanı ilan eden başbakanlara tahammül ettiniz de, bir garip ecevit'e mi tahammül edemediniz?
türban (ya da baş örtüsü) meselesindeki hiddetinizi neden sevgili başbakanınıza yöneltmiyorsunuz? bu meseleyi halledeceğiz nidalarıyla gelmediler mi? anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde etmediler mi? gidin onlara bağırın!
rte ecevit kadar mert bir adam olsaydı, değiştirirdi anayasayı, sonra ordu darbe yaparsa da gururla girerdi ceza evine, gocunmazdı, "ben sözümü tuttum ama bırakmadılar" demeye hakkı olurdu. o ne yapıyor, "biz bunları yaparsak toplum gerilir" diyor. hadi ordan!