sevgili brutus sever romalıların gecenin bir yarısı, hiç hesapta yokken beynimi faaliyete geçiren sorularını geri çevirmemek üzere, üzerinde birkaç dakikalık çalıştığım, yaparkende daha bir havaya girmek için arkadan birkaç şarkısını attırdığım, gözümde efsaneleşmiş, rock and roll hall of fame'e girerek de beni haklı çıkarmış patron.
işin özüne ve sorulara cevap niteliğinde ki yazıya gelirsek;
bruce springsteen freeholdda, babasının işçi olarak çalıştığı, geçimini değirmenlerden kazanan insanların yaşadığı kasabada büyüdü. asi ve sanatçı tarafı o’nu yakın bir jersey kıyısına sürükledi. burada rock gruplarıyla tanıştı ve pek iyi sayılmayacak bir hayatla tanıstı. orta-atlantik kıyısında bar gruplarında kendini gelistirirken, 1972’de solo sarkıcı-söz yazarı oldu ve john hammond, sr. ile görüştü ve bir anda columbia records’la anlaşma yaptı. ilk iki albümünü 1973’te yayınladı, bu albümlerde folk-rock, soul, ve rhythm and blues etkileşimleri bulunmaktadır, bilhassa da van morrison, bob dylan ve stax/volt lp’lerinden etkilenmeler olmuştur. springsteen’in sesini, işlenmemiş bariton, yüksek tempolu şarkılarda bağırırken ve yavaş şarkılarına daha fazla duygu vermek için bu albümlerde kullandı.
üçüncü albümü, born to run(1975) ile springsteen, phil spector ve roy orbison’a çok şey borçlu olan tam bir rock and roller'a, dönüştü. bir günlük şarkı döngüsüne sahip bu albüm çıkmadan sansasyon yaratmıştı bile. columbia’nın halkla ilişkiler harekatı, albümün ilk çıktığı hafta time ve newsweek’e kapak olmasını sağladı. ama albüm sadece ortalama satış yaptı, ve üç yıl sonra da devamı niteliğinde, daha karanlık, darkness on the edge of town geldi. the river(1980)’den “hungry heart” ile ulusal bir hit single oluşturdu.
springsteen’in, born to run’dan sonraki, record firmasının halkla ilişkileriyle ve pazarlama yöntemleriyle savaşması ve ayrıca zorluklarla yapılan kayıtları ve gözalıcı sahne şovları, sadece bir performer değil ama prensip sahibi, güçlü, ve popüler biri olduğunu kanıtladı. bu zaman kadar springsteen , bir ihtimalle dogu deniz kısmının, boston’dan virginia’ya uzanan belgesinde bir kahramandı.
nebraska(1982), sade akustik şarkılardan oluşuyordu, ve çoğu bir şekilde ölümle ilgiliydi, olağandışı bir araydı. born in the usa(1984) ve devamı niteliğindeki 18 aylık dünya turu springsteen’in başarılı yazar-performer kimliğini gözler önüne serdi. 7 hit single çıkan albümde, bilhassa da born in the usa sarkısı, sempatik şekilde yazılmış vietnam gazileri portresidir ve yanlış anlaşılmıştır.( vatansever bir şarkı sanılmıştır ). springsteen’in perspektifi bariz bir şekilde işçi sınıfı olmuştur. bu tarafı açıkça the ghost of tom joad(1995) albümünde vurgulanmıstır. the ghost of tom joad, kendisini amerika’nın ekonomik ve ruhsal yoksunluğu ile ilişkillendirmiştir. ve 1994 hit single’ı , aıds konulu, “streets of philadelphia”( philadelphia filminden ), hem müzik oscar’ı hem de grammy ödülü kazanmıştır.
springsteen’in diğer yönü ise tunnel of love(1987) ile başlayan albümlerinde görülmektedir, ve human touch ve lucky town (aynı anda 1992’de çıkmışlardır ). bu albümlerdeki şarkılar, yakın insanı ilişkiler üzerine yoğun kişisel yansımalar taşır. ama diğer albümlerine nazaran popüler olabildikleri söylenemez.
bruce springsteen and the e band live 1975-1985(1986) seti bu sanatçının bu aşamaları arasında bir köprüdür ki o’nun canlı, görsel sahne şovunu ne kadar sese döküp kaydedebilirseniz ancak bu kadar yakın olabilirsiniz. e street band’in 1989’da dağılması ve popüler müziğe kayışlar, springsteen’in popülaritesini frenlemiştir. 1998’de springsteen, bir box set çıkardı, tracks, orijinal albümlerinde yer vermediği şarkıları bu sete koydu. gözalıcılığı, o’nu çoğu benzerinden ayırmıştır. tracks satışları live’dan çok düşük kalmıştır. 1998’de e streetb band’le reunion turuna çıktıktan bir sonraki sene ise rock and roll hall of fame’e alındı.
the wild, the ınnocent and the e street shuffle (1973) born to run (1975) darkness on the edge of town (1978) the river (1980) born in the u.s.a. (1984) bruce springsteen and the e street band live 1975–1985 (1986) the ghost of tom joad (1995), springsteen'in en belirleyici çalışmalarıdır.
(bkz:
alıntı)
(bkz:
rockdays.net)