sabah akşam bira içen,erkeklerinin çoğunun her yerlerinde dövme olan,küfürü çok kullanan ve türkleri pek sevmemelerine karşın,türkiyenin yazlık yerlerinde ev satın alan insanlardır...
adamların soğukluklarına, kullandıkları antin kuntin birimlere, herkes mersin'e giderken bunların tersine araba sürmelerine, acayip aksanlarına bakıldığında insan tanrının onları neden ana karadan uzak bir adada izole ettiği anlaşılır. ama namussuzlar yerlerinde de durmamışlar.
tüm dünyayı kendi çıkarları için döndürmeye çalışan, karşı geleni ise yok etmeye programlanmış millet. eğer bir iş yapıyorlarsa onu mutlaka kendi çıkarlarına yapıyorlardır. başkalarının çıkarları için değil.
kölelik sistemini kullanmaları ilk defa onların yarattığı anlamına da gelmemekte maalesef. ve bu insanları büyük görmek hiç estetik ve ergonomik değil
hindistanın kast sistemini masum insanları öldürerek zayıflatan millet. ayrıca amerika, afrika ve avustralyadaki yerlileri kendi ülkelerinde ayrılmış bölgelere atan millet
koloniciliğin kralını yapmış milletin mensubudur. bir kolonicilik geçmişleri olduğunu kendileri bile kabul ederken, bazılarının ''yok onlar asil bir millettir, yapmazlar öyle kaka şeyler'' demeleri, kraldan fazla kralcı olmak anlayışıyla birebir örtüşüyor.
bir de bu asil kelimesini ingilizler için kullanınca aklıma ister istemez nevriye budak geliyor:
iran çayının yanında, brezilya kakaolarından yapılan çikolatasını eksik etmeyen, kalkıp mısır tarihi eserleri müzesini gezen, akşamında hint yemeği yiyen sonra da "bugünümü de klasik bir ingiliz gibi geçirdim." diyen milletin bu şekildeki bir bireyine verilen isim.
hiç bir hindistanlının ve ya arabın kalkıp da ingiltereye başbakan olduğunu görmediğim için yaptıkları sömürgeciliği, fethettiği yerlerdeki yabancıları devşirme sistemi ile devletin en önemli yerlerine getiren osmanlının fetih anlayışıyla aynı kefeye koyamadığım millet.
yıllarca orayı burayı sömürmüş, kesip biçmiş, adilik yapmış, hayvanca davranmış bir milletin üyesi. bunun yanında vaktiyle içlerinden bazılarının kimya, fizik, mühendislik alanına yaptığı buluşlarla bugünkü teknolojinin temellerini atan bir milletin üyesi. sanayi devrimini yapan adamlar. sanayi devrimini sen yap. ondan sonra sen de artislik yap. bu olay bu kadar basit. ben kalkıp da bu adama "arabayı sağdan kullanın len ibneler" diyemem.
insanlar sadece kara ve sadece siyah olamaz. ingiliz de insandır. onun da senin benim gibi hayalleri, sevinçleri, üzüntüleri, sanrıları, farkındalıkları, fiyaskoları, hayalkırıklıkları, olumsuz yanları, iyiniyetleri, uygunsuz düşünceleri, tanımadığı şeylere karşı soğukluğu, aynı kalma, değişmeme isteği, sorumlulukları, önyargıları vardır. bak kalkıp da bi fransız için, alman için bu kadar dil dökmem. tamam onlar da kendi çapında güzel insanlar. ama ingiliz için dil dökerim. kalkıp da ben hepsine kefilim, bi daha öle ibnelik yaparlarsa, sömürgecilik, artislik, şovenistlik, holiganlık yaparlarsa, bodrumda barda size sataşıp kavga çıkartırlarsa gelin bana konuşun demiyorum. ben sadece diyorum ki aralarından bazıları bugüne kadar benim kendimi iyi hissetmem için çok şarkı yazdılar, çok film çektiler. bu yüzden onlara sizin beslediğiniz gibi bir düşmanlık besleyemiyorum.
laf sokma ustası, hastası millet. yaşlıları bu konuda uzmandır, gururlu kişileri sevmezler, incitmek isterler. bu tür durumlarda sinirlenmeyin, salağa yatın, konu unutulunca bir laf da siz sokun. sonra hepimiz kardeşiz diyin. hintliler bunu çok güzel yapar. böyle böyle adam etmişlerdir ingilizleri.
uzun süredir kültürleri çöküşe geçmiştir, top fransız yarısahasına yuvarlanmaktadır yine..
bir ırkın politikada diğerlerinden daha üstün olması ve masada bir çok yeri kazanmasını suç olarak gösteremeyiz ancak bundan örnek alarak yararlanabiliriz.
bu sanrıya nasıl sahip olundu bilemem. fakat benim bildiğim ingilizler dünyanın en kibar ve alçak gönüllü insanlarıdır. polisleri bile yüksek bir espri anlayışına sahiptir. sokakta herhangi biriyle şakalaşmak isterseniz reddedilmezsiniz. yani tanımadığı kişilerle konuşmayan, bürokratik sıralamalara önem veren, aristokrat ruhlu insanlar falan değillerdir. bürokrasi vardır ama devlet dairelerinde ve bizde olduğundan daha azdır.
en çok eleştrilen diğer bir konuya değinmek istiyorum. hala krallıkla yönetiliyor olmaları. ingilizler krallıkla falan yönetilmezler. dünyada demokrasinin en gelişkin olduğu ülke ingilteredir. bizde ülkemizin adının sonunda cumhuriyet yazıyor diye bu bizi daha demokratik yapmıyor malesef.keşke yapabilse. ingilterede olduğunun yarısı bizde olsa.malesef yok. hala kraliçeye sahip olmalarının sebebi hala muhafazakar yapılarını koruyor olmaları yaşlı bir kadını tutup kolundan sokağa atınca demokrasinin daha fazla gelişemeyeceği gerçeği ve kraliçenin hükümet üzerinde gerçek olan hiçbir yetkisinin bulunmaması. yani kraliçe başkanı atıyor atamasına ama yok atamıyorum ulan diyemiyor. demeye kalkarsa demokrasinin sen bir sus otur evinde kurabiye pişir demeye yetkisi var ki zaten kraliçenin uk üzerindeki asil görevi bu: evinde oturup kurabiye pişirmek, çayını yudumlayıp arada çıkıp turistlere el sallayıp, ülkesinin, kraliyetin forsuyla para yapmasını sağlamak.
insanların fiziki yapısına gelince en az bizde olduğu kadar güzel-çirkin kızları ve yakışıklı-çirkin erkekleri var. yalnız bizde olduğundan fazlaca kızıl saçlı insanla karşılaşabilirsiniz.
cinsel devrimlerini tamamlamış bir ülke olarak yine de genel ahlak kuralları olan bir ülke. hatta yalan söylemek bizdekinden daha nahoş karşılanan bir durum. toplumdan direk dışlanma sebebi. hırsızlık yapmamak, başkasının canını yakamak, anne babaya saygı gibi ahlaki kurallar oldukça gelişkin. bu kuralların yanında adap kurallarıda gelişkin. herhangi sıradan bir ingilizi lütfen demeden ve teşekkür etmeden birşey isterken göremezsiniz. ki bluğ çağındaki gençler bile belli bir süre sonra gayet adam akıllı insanlar olurlar.
amerikan kültürüne ait konuşmadaki kabalık, insanların umursamaz tavırları saldırganlıklarını ingilizlerde bulamazsınız. ve bizim bu kültürde eleştirdiğimiz her konu onlar tarafından da eleştirilir.
havalarının normalin üzrinde yağışlı gitmesini eleştirmeniz halinde sanki bu onların suçuymuş gibi mahçup ve özür dilercesine cevaplar verirler. bu fikrimin değerli mina urgan hoca tarafından da paylaşıldığını en son okuduğum bir dinazorun gezileri kitabında görüp sevinmiştim.
gelir seviyesi düşük bir ingilizin gelir seviyesi çok yüksek bir diğeriyle oturup sohbet etme olasılığı da bizim ülkemizdekinden daha fazladır. çocuklara ilk öğretilen sözcükler teşekkür ve ricadır. bu sözcükleri fazlaca kullanıyor olmaları hafiften kibarlık budalası bir görüntü ortaya çıkarır. kendi hallerinde işinde gücünde insanlardır.