bremen'e aslında hiç varamamış bando takımı.
evdeki baskıdan kaçan, şehre gidip şarkıcı olmak isteyen eşeğin yolda bulduklarıyla gelişen masal.
batılı masalların (
grimm masalları) içinde kadın-erkek ayrımı olmayanı, dolayısıyla bireysel olana yoğunlaşmayıp kapalı küçük bir toplum kurup tek'in karşı cinsle var olmasından/ tanımlanmasından değil, farklı türlerin (eşek, köpek, kedi, horoz) bir arada yaşama tutunmasından çıkan masal. dörtlüyü üst üste bindirmek belki çok batılı (ne de olsa masalları derleyen grimm kardeşler), fakat bir yandan da birbirine tutunmanın, destek olmanın ifadesi olarak okunabilir bu kısım.
eşeğin durumu, evden kaçıp kaderine razı olmamak, şehre ulaşamayıp hayalini gerçekleştiremek gibi trajikomik olaylarla fazla insanî şekilde betimleniyor kanımca. fakat bu betimleme,
kırmızı başlıklı kızın şapkasını kırmızıya boyayıp bekarete, dişiliğe göz kırpmanın ya da
pamuk prensesi,
külkedisini,
yüzyıl uyuyan güzeli
beyaz atlı prensi bekleyen kız çocukları olarak topluma pazarlayan masalların insanîliğiyle karşılaştırıldığında büyümekte olan bir çocuğun kişilik oluşumuna, düş dünyasına, insanı algılamasına bremen mızıkacılarının mı yoksa yüzyıl yalnızca uyuyan ve tek özelliği dış güzelliği olan saftirik bir dişinin mi daha sağlıklı, daha zengin bir etkisi olduğunu da gösteriyor.
bu nedenle en sevdiğim -batılı- masal kendileri.
bando takımının heykelini ise güneşli günlerde haftasonları rengarenk giydirip turistlerin gözüne sokuyorlar bremen'de. onlar da büyük olasılıkla ifade ettikleri değerlerin kapitalin elindeki bu görüntüsüne içerliyorlar; ama yine de hep gülümsüyorlarmış... (öyle duydum)
(görsel:
bremen mızıkacıları/79764)