lars von trier şaheserlerinden,
emily watson aşkı için saçma sapan şeyler yapan salak bir kızı oynuyor, öyle ki insanın kızı tokatlayıp kendine getiresi geliyor
dancer in the dark da buna benzer şekilde çekilmiştir
sanırım bir ingiliz filmiydi. ingiliz aksanını incelemek isterseniz birebir.
cnbc-e'nin bu akşamki mönüsü,şizofen bes ve hayatının aşkı petrolcü jan'ın buruk öyküsü..trier sevmeyenlar için bir eziyet,sevenler için ise bulumaz bir nimettir..
aşacağımız dalgaları yaratan bizim aşk fırtınamızdı diyen mükemmel film
lars von trier'in yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını yaptığı; koşulsuz aşk, sevgi, din ve tanrı kavramlarının sorgulandığı film. bu filmle birlikte lars von trier, oyunculuk ve senaryayo ağırlık verdiği, dogme95 manifestosundan uzaklaştığı ileri sürülerek eleştirilmeye başlandı,ama onun gibi narsist birinin bunu pek taktığı da söylenemez.televizyona göre makaslanmamış orijinalini bulursanız izleyin, derim.
dünyanın en uç noktadaki aşk hikayesidir. delirtir sizi aşktan nefret ettirir. ama böyle bir aşk filmi olamaz çekilmemiştir..
emily watson müthiştir..
kathrine cartlidge da aynen..
lars von trier inanılmaz bir iş başarmıştır yine. nicole kidman bu filmi izledikten sonra lars von trier e aşık olur ve gittiği her yere peşinden gitmeye başlar ve orda burda bütün hayalinin lars von trier filminde oynamak olduğunu anlatır durur. sonra lars da bunu duyar sonunda ve
dogvillei yaratır kidman için.
nicole kidman ın hala favori filmidir dalgaları aşmak..
handycam ile çekilmiş bir filmdir.
lars von trier' in ustalığının kanıtlarından biridir. izleyin, izlettirin.
hayatım boyunca izlediğim belki de en güzel film. başlarda handycam yüzünden mide bulandırsa da göz alışır ve kendinizi bess'in aşkına kaptırırsınız.
koşulsuz sevgi, sadece birini o olduğu için sevmek, aşk için fedakarlıkların en büyüğünü yapmak ve bundan pişmanlık duymamak.
bess şizofrendir ama kendime bakıyorum da çoğu zaman bess'den farkım yok gibi. tanrı içimizde bize cevap veren iç sesimiz değil midir?
bess'in yaptığı aslında tamamen bencillikten. kendi mutluluğunu düşündüğü için ne olursa olsun geri gelsin istedi. bedeli ne olursa olsun.
jan boynundan aşağısı tutmayan felçli biri olarak geri geldiğinde, onun da tek istediği çok sevdiği karısı bess'in kendisinden sıyrılıp mutlu bir hayat kurmasıydı. başka bir adamla sevişmesini istediği anda da, kendisini iyileştirecek bir güç olduğuna bess'i inandıracak kadar çok seviyordu. aşk mutlak güçtü.
1997 kışıydı. hava dondurucuydu. filmden çıktığımda yüzüm yanıyordu ağlamaktan. böyle sevmeli, böyle bir aşk yaşamalıydım. içimle konuştum o gün, bana söz verdi ama zamanını söylemedi. sadece yola çıktı dedi, büyüyor şimdi, bekle. bekledim...
ve ekledi 'bedelsiz değil' !!!
eğer şöyle güzel bir zaman geçireyim kafa dağıtayım diye film izlemek istiyorsanız kesinlikle izlememeniz gereken film. ama ruhum daralsın, çekmem gereken acı miktarını bir filmle karşılayayım diyorsanız tam size göre. böyle bir arzunuz varsa şunu da deneyebilirsiniz;
(bkz:
dancer in the dark)
bir lars von trier filmi. kendi deyimiyle ayakkabının içine kaçan bir taş. golden heart üçlemesinin ilk filmidir. film dinine çok bağlı insanların yaşadığı küçük bir kasabada geçiyor. iyi nin ve kötünün çarpıcı eleştirisine şahit olunuyor bu film izlenirken. dinine çok bağlı ve hiç cinsellik yaşanmamış bir kadının evlendikten sonra yaşadıklarına tanık oluyoruz. evlendikten sonra yavaş yavaş dini sorgulamaya başlar ve kendi mantığıyla hareket etmeye başlar. kadının tanrı ile diyalogları filmin en etkileyici sahneleri olarak sayılabilir. daha sonra kiliseden dışlanır ve sonunda kasaba halkı tarafından dışlanır. bu kısımlarda katoliklerdeki azize kavramına da atıflarda bulunuluyor. en son sahnedeki çan figürü de konuyu çok güzel bir şekilde bağlamış. şiddetle tavsiye edilir.
filmin bir yerinde leonard cohen'den
suzanne'i dinleriz:
"ve onun yarı kaçık olduğunu bilirsiniz
ama zaten bu nedenle orada (onun yanında) olmak istersiniz"
bess'in uçuk zihnini daha iyi anlatan başka bir şarkı da bulunamazdı zaten.
(odo, 03.06.2009 14:55 ~ 17:25)
bu kadar psikopat bir aşk görmedim dedirten, sinirlerimi maksimum seviyede bozmasına hatta altüst etmesine rağmen 'ne olacak, nasıl sonlanacak' diye merak ede ede sonuna kadar pür dikkat izlettirerek koskoca bir 2,5 saatin nasıl geçtiğini fakettirmeyen,tüm bölümlerde aralara serpiştirilmiş şarkılarla kendinden geçirip film biter bitmez tamamamını indirmenizi sağlayan süper film. tek hatam; böylesine manyak bi filmi, pazartesi sendromunu doyasıya yaşadığım bir pazar gecesi izlemek oldu..dağılmış bir vaziyette bombok başladım haftaya.. bravo bana!