"belçika mı... brüksel'in başkenti değil mi?"
"aa brüksel mi hollanda da mıydı orası?"
"luxembourg ta değil mi brüksel?"
gibi sorulara şaşırmamaya alıştıysanız brüksel ile yakınlaşmaya başlamışsınızdır demek ki. her halükarda
gent i brüksel e tercih etsem de,
yiğidi öldür hakkını ver atasözüne duyduğum saygıyla brüksel hakkında bir kaç laf edeyim hemen.
avrupa'nın kalbi:
belçikalıların en sevdiği sözcük öbeği.
avrupa birliği parlamentosu,
avrupa komisyonugibi pek çok kurum brüksel de yer aldığı için her an her yerde takım elbiseli amcalar, teyzeler görebilirsiniz ellerinde evrak veya laptop çantalarıyla. çok iyi giyinirler, takdir etmek gerekir. kaliteyi farkedersiniz hemen.
bürokratik ortamı yanında, koordinatları da oldukça merkezidir brüksel'in. belçika küçücük bir ülke olduğundan fransa, almanya (özellikle ruhr bölgesi), hollanda, hatta ingiltere trenle günübirlik geziye müsaade edecek uzaklıktadır.
allah hızlı trenleri bulanları kutsasın. uçak mesafesindeki yerler için de ucuz bilet bulmanız mümkün. türkiye'yi saymıyorum zira bürokratik veya turistik sebeplerle pahalı biletler maalesef.
gezelim görelim:
belçika küçük bir ülke olduğundan, çalıştığı şehirde yaşamayan çok insan var. neredeyse tüm şehirlere yarım saat uzakta olduğundan, brüksel'de çalışanları sabah 8 - akşam 17 suları trenlerde görebilirsiniz. otomobil ile ulaşımı tercih etmiyorlar genellikle. brüksel'deki akşam trafiğine girmek akıl karı iş değildir zaten. minnacık şehirde o kadar çok insan olunca, bir sürü araba tek kelimeyle felaket. metro var, tramvay var, otobüs var, bin trene iste paşa paşa. otomobil daha sonra lazım olacak nasılsa.
kim olursan ol gel:
evet brüksel'de her çeşit insan ile karşılaşabilirsiniz. bolca afrikalı olduğunu anlamanız için otantik kıyafetleriyle dolaşan insanlar farkında olmadan yardımcı olacaktır size. bolca faslı da mevcut ki yurdum delikanlıları genellikle kamu yararına telefonlarıyla etrafa müzik dinletiyorlar.
hepsi birarada:
kuzey istasyonunda indiniz diyelim. hangi kapıdan çıktığınız brüksel ile ilgili ilk izlenimleriniz konusunda çok önemli. arka kapıdan çıkar iseniz sizi ilk karşılayacak olanlar sol tarafınızdaki tabir-i caizse "red light" sokağı sakinleri olacaktir. sakin dediğime bakmayın hiç de sakin değiller. vitrinler, ışıklar, çeşit çeşit hatunlar, gerisini siz düşünün. bu sokağın hemen paraleli ise faslıların mahallesi. burada brüksel'in en ucuz dükkanları bulunuyor. 5 avro'ya ayakkabı, 10 avro'ya battaniye, bol bol da 1 avrocu. kalite mi o da ne? tabi bu sokakta hava karardıktan sonra yalnız başına dolaşmak pek de akıllıca olmaz. macera sevenler için de
ne umdun da ne buldun olabilir, ben karışmam.
faslıların hemen arkasındaki alan da küçük emirdağ. kebapçılar, türk marketleri, fatih camii, dumandan içerideki okey ve iskambil masaları zar zor seçilen cafe(!)ler, kuyumcular, helal kasaplar, daha ne diyeyim. yemek için kebap yiyecekseniz ocakbaşı metin, pide isterseniz de has pide vazgeçilmez adreslerdir.
ön kapıdan çıkarsanız da dev binalarla karşılaşıyorsunuz. ışıl ışıl kımıl kımıl iş plazaları desem daha doğru. bu binaların arasından yürüyerek nieuwstraat ta emperyalizmin mabedi olan alışveriş merkezleri ve çeşitte sınır tanımayan dükkanlar arasında kendinizi kaybedebilirsiniz. hatun işi değil sadece. sadece erkek kıyafetleri, ayakkabıları, vs üzerine de pek çok dükkan olduğu için, bu sokakta herkes eşit. hatunu bırakın mango da takılsın siz bakın kendi işinize, yok öyle kapı önünde bekleyen erkekler falan. herkese hitap ediyor nieuwstraat. sağ salim caddenin sonuna ulaşabilirseniz 2-3 dakika içinde
grand place da buluyorsunuz kendinizi.
manekkenpisse gidip o minicik heykeciğin yarattığı "bu muymuş yani, aslı nerde bunun?" hayal kırıklığıyla yanındaki dükkandan brüksel'in en iyi
waffle'ıyla kendinizi teselli mi edersiniz,
2. albert'e el sallamaya saraya mı çıkarsınız bilemem. size kalmış sonrası.
akışkan geceler
işte geldik fasulyenin faydalarına. brüksel'i vazgeçilmez yapan yanlarından birisi şüphesiz gece hayatı. işte bu noktada az önce boşverin dediğim araca ihtiyaç duyuyoruz. şehir içindeki barlar genellikle turistlerle dolup taşar, asıl mekanlar ise merkezden uzaktadırlar. o nedenle arkadaş grubunuzda en azından birinin arabasının olması baldır, kaymaktır. çünkü brüksel'de bir gecede asla tek yer ile kalınmaz. gece dışarı çıkmak olayı 01:00 itabariyle başlar brüksel'de. 23:30 oldukça erkendir, çoğu yer boştur o saatte.
latin bar istemediğiniz kadar çok. aman dikkat etrafta olayın yerlileri olduğundan hatunları fıldır fıldır döndürürler, adamın koynundan alırlar kız arkadaşını. anlamadığım, latin hatun yok ortamda ne hikmetse. sanırım belçikalı amcalarla evlenip evlerinin kadını oluyorlar.
canlı müzik konusunda ne yazık ki sizi hayal kırıklığına uğratabilir brüksel. pek bir verim beklemeyin. bir kaç caz bar, bir iki de rock dinleyebileceğiniz ortam. onlarda da düzenli olmuyor programlar.
eğlence denince gayleri anmamak olmaz. bolca gay bar olduğu gibi, pek çok kulüpte de ayda bir veya iki ayda bir gay partiler düzenlenir.
club deyince bir duracaksın. elektronik müzik, underground, r&b ne istersen. sahane mekanlar, inanılmaz dj ler.
adamlar bu işi biliyorlar diyorum başka bir şey demiyorum. binayı görünce zaten anlıyorsunuz cennetin kapısında olduğunuzu. ama öyle kolay almıyorlar içeri. çoğu kulüp üyelik sistemiyle çalışıyor. bilenle gitmekte fayda var. kesinlikle değer, eğlencenin dibine vurursunuz. elbetteki kafa bir arkadaş grubu varsayımı ile hareket ediyoruz. yalnız gitseniz kötü mü olur olmaz da, ortam her şeydir. eğlenmeyi bilen insanlar gecenin performansını üçe beşe katlar.
(bkz:
http://www.jeuxdhiver.be/)
(bkz:
http://www.fuse.be/)
(bkz:
http://www.archiduc.net/)
(bkz:
http://www.bazaarresto.be/)
(bkz:
http://www.leyou.be/)
bugün de bize ayrılan sürenin sonuna geldik. brüksel bu kadar sanmayın. yazılacaktır zamanı geldiğinde.
hamiş: "hepsi birarada" bölümünde eksik bilgi verdiğimi farkedip hemen, yaşamsal önem arzeden nieuwstraat ve alışveriş olaylarını bir nebze de olsa aydınlatmaya çalıştım efenim.