henüz gitme fırsatı bulamadığım atraksiyon (evet farklı bi tanım bulmaya kastım, nihayet ingilizceden yardım alma durumunda kaldım) atık çok pis ünlü olunca giderim heralde, ben büyük bir keyifle bozamı yudumlarken, yeni yetmeler "aa bak o da bizim liseden mezun" derler
pırıl pırıl bir bahar sabahı yıllar önce diplomanla çıktığın kapıdan kendinden emin adımlarla girersin içeri. ön bahçe yine tıklım tıklımdır. kişiler mezuniyet tarihlerine ve bunlarda kendi aralarında sınıflarına göre bölünmüş 10lu 15li gruplar halinde takılırlar sağda solda..
her yıl geleneksel olarak 25 ve 50 yıllık mezunlara plaketler verilir, konuşmalar yapılır. boza gününün bozadan daha olmazsa olmazı uğur dündar gelir piyasa ve çekim yapar. daha sonra orta binanın koca kanatlı kapıları ardına kadar açılır. içeride 2 taraflı mermer tezgahlarda boza kazanları durmaktadır. yaşa başa plakete bakılmaz hücum emri verilir. 2şer 3er artık taşıma kapasitesi oranında herkes yükünü tutar bahçeye çıkılır. cepten 2 saat önce karşıdaki yavaş bakkaldan alınan leblebiler çıkarılır özenle bardakların içine atılır. ilk bardak afiyetle içildikten sonra ikinci bardakta doymanın verdiği zevzeklik ve yeniden birarada olmanın şımarıklığıyla olum bak bak sperm gibi lan aynı diye lisede bıraktığınız yerden devam edilir muhabbete. boza günü bitmiş hasret dinmemiştir. galataya ya da nevizadeye akılır. aynı muhabbetler 78. kez tekrarlanır... gece yarısı gelip çatınca alkolünde verdiği gazla olum böyle olmuyo bak ayda bir buluşalım diye sözler verilir. ama herkes bilir ki aynı grup seneye mayısa kadar görüşemeyecektir... canlara sıkıca sarılınır, gözde bir damla yaş, dilde vefa marşı, hafif çakırkeyif eve yollanılır...