belki ilginizi çeker
  1. · girl interrupted
  2. · seri katillerin genel özellikleri
  3. · sürekli yalan söyleyip borderline ım demek
  4. · ı hate you don t leave me
  5. · obsesif kompulsif bozukluk
  6. · kafka
  7. · chericheri
  8. · otto kernberg
  9. · the narcissistic and borderline disorders
  10. · attachment
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · günün tek kelimelik özeti
  2. · aşk ı memnu
  3. · author gibi erkekler
  4. · annenin gençlik fotoğrafları
  5. · itü sözlük yazarlarından özlü sözler
  6. · itü sözlük e bir daha gelinse alınacak nickler
  7. · disko kralı
  8. · bahar bayramı
  9. · altta kalanın canı çıksın

borderline kişilik bozukluğu  

 sayfa  / 2
  1. hayatı aşırı uçlarda yaşayarak zevk alabilme, kendine zarar verebilme potansiyeline sahip olma, hayatındaki insanları uçlarda görme (fazla önemsemek veya fazla küçük görmek gibi), sürekli duygusal değişkenlik yaşama, öfkeye hakim olamama gibi belirtiler gösteren bir tür kişilik bozukluğu
    (deccal, 16.06.2004 00:30)
  2. kısmi şizofreni.kişilik kopması.halüsinasyon görür bu teşhise sahip insanlar.duygu durum bozukluklarında bu çoğunlukla yoktur.ayrıldıkları nokta budur.duygu durum bozukluğu bir kişilik bozukluğu değildir.
    (stars giggle meh every nite, 05.12.2004 13:30)
  3. belirgin bir şekilde birbirine zıt duygu ve düşüncelere sahiptirler.öfkeden neşeye, neşeden kızgınlığa çok çabuk geçerler.dengesizdirler, kendileriyle ilgili "ben buyum" gibisinden belirgin bir algıları yoktur.öfkelidirler, çoğunlukla kavgalara karışır öfkelerini kontrol edemezler.duyguları aşırılık ve de değişkenlik gösterir ancak genel ruh hallerinde boşluk duygusu hakimdir.kurallara uymama ve de reddetme eğilimine sahiptirler.

    asağıdaki tarz düşünce biçimi baskındır.

    "kendimi yönetemiyorum"
    "kimse beni sevmiyor"
    "beni sevmeleri için onlara boyun eğmeliyim"
    "öfkemi yenemiyorum"
    "sonunda birilerini öldüreceğim"
    "sadece enayiler tüm kurallara uyar"
    (griffin, 12.03.2005 00:06)
  4. mazoşist yanları da olur bazı borderline hastalarının. kendilerine acı çektirmekten büyük haz alırlar. mesela incelenen hasta teşhislerinde tecavüze uğrama fantezileri vardır.
    üst üste girişilen intihar denemeleri incelendiğinde doğrudan ölüm amaçlı olmadığı, kendisine ve çevreye intihar psikolojisi yayma, o doruğa çıkma eyiliminden kaynaklandığı görülmüştür.

    uçta yaşamak tanımının ötesinde sıradışı olmaları tıpkı acı çekmeten zevk almak gibi, yalandan hikayeden bir hayat çizmeleridir kendilerine. uydurma hikaye atlatmaya bayılırlar, işin vahim ve klinik noktası kendi hikaye ve yalanlarına inanarak, onlar geçmişte olmuş gibi yaşarlar.
    (lazarushadow, 14.01.2006 01:32)
  5. limitsiz yaşama durumu.
    hayatı 190 katlı bir gökdelene benzetirsek, bu hastalığa sahip bireyleri çatının kenarında iki kolunu yan tarafına açmış dengede durmaya çalışarak yürüyen kimselere benzetebiliriz.
    (gxix, 23.08.2006 00:10 ~ 00:13)
  6. borderline kişilik bozukluğunu yaşayan bir insanın en yakın arkadaşlarının arasında veya çevrelerinde, herkesten daha iyi anlaştığı kişi ya da kişiler de bir/birer borderlinedır.
    (majikdaimon, 01.02.2007 20:49)
  7. girl interrupted filminde winona ryderkızımızın mustarip olduğu hastalıktır.
    (bliss, 16.05.2007 00:34)
  8. karşısındakine kolaylıkla "senden nefret ediyorum, öl!" diyebilen insanların hastalığıdır.
    ayrıca bu hastalığa sahip kişi, nefreti de sevgiyi de aşırı derecede yaşar.
    (mor kedi, 14.06.2007 17:09 ~ 07.07.2009 15:29)
  9. kişilik bozukluklarının en güçlü bölümlerinden biridir. bu kişilerde zayıf bir kendilik imajı ve "hiç"liğin öyküsü vardır. kafkanın bazı satırlarına dönersek:

    "yalnız kendi kendisini kanıtlayabiliyor, tüm düşmanları anında alt ediyor onu, ama yalanlayarak değil (o yalanlanamaz!) kendilerini kanıtlayarak."

    aforizmalar, kafka
    (sunflower, 16.06.2007 22:54 ~ 22:58)
  10. televizyonda bir magazin programında genç bir medyatik bayanın "sanatçı hastalığı bu şimdi moda, borderlineım ben borderlineeee" diye tasfir ettiği bozukluk.
    (gibigibi, 17.06.2007 23:51)
  11. normal ya da sıradan olmaktan, hayatın gerçekleri ile diğer insanlarla aynı şartlarda mücadale etmekten kaçan kişilerin uydurduğu, sonrasında da gölgesine sığındığı hastalık çeşidi.

    hayata rağmen normal olmaya çalışmak zordur, kendi davranışlarının sonuçlarından kaçmak en kolayı....
    (atropos, 06.09.2007 13:47)
  12. karamsarlığı adam olmanın bir yolu kabul eden" teenager"ların düşkün olduğu , beğenlerini süsleyen hastalık efenim. hastalık bak! hastalık! güzel birşey değil. fakat borderline olmanın zeka ve sanatsal mizaçla bağlantısı olduğunu düşünen öküzgenç , cool duruş, mütebessimlikten uzak kalış, pesimistliğe tapınç ile bir bok olmanın kisvesi zanneder bunu. halbuki bildiğin aptal da , sanattan zerre kadar nasibini almamış mal oğlu mal da borderline personality disorder'a (hey koç bee. güzelliğine bak hastalığın isminin) olabilir.

    iki soru sorduğumda alaysı ve eğri bir gülümsemeyle bana cevap vereceksen,
    bir önceki tavrın bir sonrakine arap ismail ve nicole kidman benzemezliği kadar benzemiyorsa
    her 2 dakikada anca bir kelime ediyor,
    muhabbete iştirak etmek yerine duvar köşesi, kaldırım dibi, karanlık loş hangi yer varsa, oraya siniyorsan

    bil ki seni s.kerim çocuk. hiç alakası yok bu hastalığın senin bu hallerinle. borderlinelara yazık be.
    (altlejant, 06.09.2007 14:27 ~ 09.01.2009 23:36)
  13. (bkz: ı hate you-don't leave me)
    (abeautifuulmind, 24.11.2007 07:49)
  14. günlük ve sosyal hayatımı son aşamada zorlaştıran hastalığım, bir şekilde yaşamaya alıştığımı düşündüğüm ama aslında sadece küçük bir kötümser düşüncemle aniden yüzüstüne çıkan baş belam. kısaca bir davranış analizi yapılırsa; bir anın diğerini asla tutmaması, gündüz günlük güneşlikken gece intihara kalkışmak, birinden bir dakika önce aşırı hoşlanmak, bir dakika sonra tiksinmek ve bir daha görmek istememek, görünce yolunu değiştirmek, samimi arkadaşlarla aniden selamı kesmek, yalnızım triplerine girmek, sık sık kendine zarar vermek, ekstra ilgi beklemek. genelde bu hastaların sonu intihardır. sevgilileri olmaması diğer insanların ruh sağlığı açısından daha faydalıdır çünkü sevgilileri de nasıl davranacağını bilmediği için onlar da başka çeşitlerde personality disorder sahibi olabilirler. baştan söyleyip bir take it or leave it durumu yaratmak daha sağlıklıdır. ama çoğu insanın problemli insanlara aşık olma eğilimi göz önünde bulundurulursa pek de iç acıcı ve faydalı bir yol olmayacağı gün gibi aşikardır.

    ayrıca teşhis konulduktan sonra, davranış bozukluklarının çok zor durumda kalmadıkça ilaçla tedavisine karşı bir insan olarak, ilaç tedavisi reddettim. bir süre sonra kendi kendinizle barışmayı ve daha az sınırda kalma durumu yaşamayı öğreniyorsunuz ama çevre desteğinin büyük bir yardım olduğunu da hatırlatmadan geçemem.
    (huzzud, 28.11.2007 20:30)
  15. boşluk…
    sabah uyanıyorsun elinde “o güne spesifik” oynayabileceğin bir oyun hamuru var. “bugün iyi olacağım kimseyi üzmem.” diye başlıyorsun, sonra bundan sıkılıyorsun. elinde değil, içindeki boşluğu doldurmaya yetmiyor çünkü.
    en çok, ama en çok terk edilmekten korkuyorsun. yeni tanıştığın biri yüceltirken; sana “normal/stabil bir insan olma” konusunda öğüt verirken, üstelik bunu çok da örseleyerek yaparken dinliyorsun. hiçbir şey ve her şeyin seni üzmesine izin verdiğin/vermediğin için, sırf yanında kalsın diye o öğütleri dinliyorsun. sen hiç düşünmedin sanki onları, karar alıp alıp uygulayamamak hiç üzmedi sanki seni daha önce. yine de gitmesin diye, kalsın, anlaşıldığını bilsin diye dinliyorsun. çünkü anlıyorsun hepsini, anlatmak için verilen çabanın farkındasın çünkü. “tamam stabil olacağım söz.” diyorsun sonra, yine de kalkıp saatlerce yol gidip dönüyorsun. hareketlerinin sonucunu düşünmüyorsun, o sırada öyle olması çok mantıklı geliyor sana. bir yandan ağlarken, bir yandan seinfeld’in son bölümünü hatırlayıp gülmek istiyorsun.
    sonra aynı kişiyi değersizleştirmeye başlıyorsun, tek tek senin canını nasıl yaktığını hatırlıyorsun. bu ikisi arasında durmadan gidip geliyorsun. highs n lows hali non-stop.
    bitmez bir kontrolsüzlük durumu içindesin. dün çok hızlı çalışırken, bugün iki sözcük bile çevirmek istemiyorsun. sürekli olaylar arasında asosiyasyonlar kuruyorsun. karşındaki daha ağzını açmadan ne diyeceğini biliyorsun, o elindeki kitabın arkasını okurken sen kitabı hatmetmiş oluyorsun, her şeyi teraziye koymuş tartmış hatta satıp göndermiş oluyorsun.
    olmuyorsun. olmuyor. hemen kalıplar oluşturmaya başlıyorsun. kendini/diğerlerini o kalıplara koyup her şeyi çözeceğini sanıyorsun. kendinle çelişmeye başlıyorsun sonra. bunu dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yapıyorsun, az önce uğruna her şeyi feda edebileceğin kalıplarından nefret etmeye başlıyorsun. hayatında bu kadar saçma ve güvenilmez bir şey görmediğini iddia ederek, o kalıpları alıp içindeki gökdelenin en tepesinden aşağı bırakıyorsun.
    “kullan at.” tarzı bir hayat yaşıyorsun. “ne önemi var ki? nasılsa geçti gitti. neden bu kadar üstüme geliyorsunuz?” demek geliyor içinden insanlara. onlar bilmez ama. canını acıttıklarından habersiz, sana nasıl daha stabil, daha istikrarlı bir hayat yaşayacağını anlatır dururlar. tabi ki kötülüğünü istemiyorlardır; bunu bilip kızdığın için kendine kızarsın sonra. garip bir anaforda döner durursun.
    çok kızıyorsun seni üzenlere, öfkeni önünde sonunda ziyadesiyle kusuyorsun. sonra pişmanlık, suçluluk başlıyor. durmadan özür diliyorsun, ağlıyorsun falan.
    hiç tanımadığın herkesle o sırada arkadaş olabiliyorsun, yalnız yemekten çok korkuyorsun. yanındakilere çok çok iyi davranırken, iki saniye sonra iğnelemeye başlıyorsun. onun kızdığını görünce hemen geri adım atıyorsun ki; kaçıp gitmesin yanından.
    büyük büyük karar alıp hemen vazgeçiyorsun. “alkolü bırakacağım artık.” kararını, “bu son valla.” derken, içerken uygulamaya çalışıyorsun.
    içindeki sesleri susturamıyorsun. herkes giderse onlar kalacak diye kötü davranamıyorsun hiç. sağlıksız, yüzeysel yaşayıp, karşındakini dünyadaki en derinlikli şeyin o olduğuna inandırıyorsun. bazen dünyanın en derinlikli ilişkisini yaşarken bile, ne kadar sıradan olduğunu düşünüyorsun. “dünyada milyonlarca insan bunu yaşıyor. abartmayalım lütfen.” deyiveriyorsun.
    sormadan neden saymaya başlıyorsun. karşındaki daha bir şey sormadan. sanıyorsun ki, vereceği cevap senin sıralayacağın nedenlerin ne denli güçlü olduğuna bağlı. yanılıyorsun oysa.
    sürekli kafa karışıklığı, kaybetme korkusu…bir dakika sonra ne hissedeceğini kestirememek. yakınındakileri üzmek, üzdüğün için suçluluk duymak… her şeyi sonsuz şekilde sorguluyorsun. sorguladıkça kafan karışıyor yine de kendini durduramıyorsun.
    telefondaki ağlayan arkadaşını sakinleştirip, ona “aha bak hayat ne garip ankaray falan.” derken; önündeki duran bilgisayar aracılığıyla konuştuğun kişiye hayatın ne kadar boktan ve anlamsız olduğunu anlatarak, onu kendini öldürebilecek raddeye getirebiliyorsun.
    intihar mektubunu hazırlarken, yarın tam da bu saatlerde ne yapıyor olacağına dair planlar kuruyorsun. “kimler müsaittir acaba?” diye beynin çalışır duruyor.
    bir türlü içinden ikna olamıyorsun sevildiğine. bazen öyle hissediyorsun yani. senin için yapılan onca şeyi izlerken, “acaba?” diye sorabilirsin hala.
    dengesizliğin kendine ve etrafa güvensizliği getiriyor beraberinde. “welcome to my jungle.” en sevdiğin cümle oluveriyor, yaşadıklarını fark eden birini gördüğünde.
    bu yaşadıklarının hiç geçmeyeceğini biliyorsun. yine de o meşhur “büyümek” yalanına inanıyorsun çaresizce. “kahretsin ki, hayat külliyen bir tercihler silsilesidir.” diye yazmışken bir yerlere, başkasının çıkıp “tercih değil, mecburiyetler olacak o.” demesi birden dünyanızı değiştirebiliyor. tercihle mecburiyet birbirinden çok farklı olsa da, sen birer saat içinde iki düşüncenin de doğruluğunu kabul edip onaylayabiliyorsun.
    boşluk işte her şeyin nedeni. o kadar meşgale arasında bir yerlerde kendine yer açan boşluk hissi…
    (maia, 27.06.2008 19:03 ~ 19:06)
  16. manik depresif bir insanın içinde bulunduğu mani veya depresyon birkaç günden fazla da sürebilir. borderline olan bir kişinin ise düşünce şekli ise bazen birkaç dakika içinde değişebilir.

    ateş ve samandan daha tehlikeli bir kombinasyon varsa o da manik depresif ve borderline iki kişinin birlikteliğidir.
    (bosvermis bunye, 28.06.2008 14:26)
  17. şöyle bir örnek çok marjinal olmaz mesela: o an ortamdaki bir kadın size feci derecede çekici gelebilir, tam tanışma senaryosunu kurarsınız, ama bir anda o kişinin bir arkadaşına selam verdiğini görürsünüz. içinizden "nasıl olur da beni göremez ya benim gibi birini o nasıl göremez" gibi düşünceler akmaya başlar. böyle kafanıza taktıkça birkaç dakika içinde hiç tanışmadığınız bir insandan nefret etmeye başlarsınız. içinizden "orospuya bak nasıl da içki içiyor" diyecek kadar ileriye gidebilir bu düşünceler. en sonunda aynı hatun başka biriyle dans etmeye başlar, siz ise kendinizden nefret etmeye başlar ve ben dünyanın en skindirik insanıyım demeye başlarsınız. tam o sırada bir kızla kesişirsiniz ve aynı senaryo başa döner.
    (bosvermis bunye, 28.06.2008 14:40)
  18. bu hastalık fazla şımartılarak büyütülmüş,kendisinin hayatta nerde duracagına karar verememiş o yüzden biçok şeyi deneyip yanılarak öğrenen,sonuçtada dengesiz davranışlar sergileyen,sergilemek zorunda kalan kişilerde görülür.şimdi diyceksiniz ki ama en iyi yol deneyip yanılarak öğrenmek değil mi?
    evet öyledir ama yakından gözlemlediğimiz denenmiş ve hüsranla sonuçlanmış açık-net olayları "du,bide ben deniyim"demeyiz,algılarımız daha gelişmiştir yada şöylede denebilir dünyaya uyum sağlamışızdır ancak borderline lar uyum sağlayamaz,onlara hayat batmaktadır.
    aslında hayat zaman zaman hepimize batmaktadır ve zaman zaman bu hastalık hepimizde nüksedebilir.
    (uwl, 28.06.2008 14:43)
  19. borderline kişilerin özellikle önemli-önemsiz birçok konuda yalan söyleme alışkanlıkları vardır. öyle ki, "böyle bir şeyle ilgili yalan söylemek ancak kafayı hepten tırlatmış birinin yapabileceği bir şey!" dedirten konularda bile hiç çekinmeden, karşıtlığı apaçık olan yalanlar söyleyebilirler. üstelik çoğu zaman söyledikleri yalanların gerçekliğine (!) kendileri de inanırlar. hayatları hemen her açıdan yolunda giderken mutsuz olmak için herhangi bir sebep bulabilir, bulamazlarsa üretebilirler. ileri safhalarda asabiyet hat safhadayken hastalığın daha erken dönemlerinde kişiler manik depresif semptomlar sergilerler. ancak her iki durumda da ruh halinin değişkenliği ışık hızında seyir yönü değiştirebilmektedir.
    (esmeralda, 08.07.2008 00:31)
  20. (bkz: seri katillerin genel özellikleri)
    (koyumavi, 08.07.2008 01:08)
  21. serin kumlardan kızgın sulara atlamak gibi...
    (catpower, 26.07.2008 22:41)
  22. tam olarak tedavisi olmayan, ama ilaç ve terapi yardımıyla kontrol altına alınabilen rahatsızlık.
    (diesel, 26.07.2008 22:43)
  23. genelde zekanın yanında yaratıcılık da bu kişilerde yüksek seviyededir.
    (diesel, 26.07.2008 22:55)
  24. sabah "wow. harika bir gün. yaşasııın." diye uyanmak, bir cenaze evine gidip ordakileri bile gülümsetebilecek kadar iyi hissetmek kendini,
    öğlene doğru "ama yok ki enerjim hiçbir şeye. hatta asdfasdf hayat beni neden yoruyorsun?" tadında bıkkınlık,
    öğlen vakti "oh oh bi oda daha kaldı bitecek işte temizlik. elime sağlık yahu." şeklinde korkunç bi enerji,
    öğleden sonra "sıkıldım ben. sıkıldım dışarları mı çıksam ne? eve dönesim de yok." şeklinde uzaklaşma.

    şunların arasında dengeyi tutturamama hali işte.
    (maia, 29.09.2008 16:36)
  25. aman diyeyim allah kimsenin başına vermesin. feci disosiyatif bir şey. mesela koca bir salonda oturuyorsunuz, kürsüde biri konuşma yapıyor. siz masanın başında değilsiniz, arada ing. bilmeyenlere türkçeye whisper yapacaksınız, bir yandan önünüdeki mikrofon açık hatta elinizde tutuyorsunuz ingilizce çıkarken kullanıyorsunuz ama kendinizi o sırada oradaymış gibi hissetmiyorsunuz. hiç yokmuşsunuz gibi. ya da bir masada yine küçük bir gruba ciddi ciddi konularda çeviri yapıyorsunuz; gayet etkileniyor insanlar ses tonunuzdan, hafızanızdan, seçtğiniz sözcüklerden.. peki bu durumda nasıl hissediyorsunuz? yine yokmuş gibi, yine hem kendinizin farkında olup hem de çeviriyi yapan kişiye hayran oluyorsunuz içinizden "aman allahım. ne güzel bir cümleydi, uzun-hatasız-anlaşılır." diyorsunuz.
    sadece bu da değil. hiçbir şey yememeye başlıyorsunuz mesela aniden, artık cookilerine bayıldığınız o otele gittiğinizde garson "aaa siz bunları çok severdiniz neden yemiyorsunuz?" falan der. "iyiyim." der kahveyle yetinirsiniz.çok değil, birkaç hafta önce o otelde tatlı olayını nasıl da abartttığınızı hatırlarsınız.
    dışarıdan bakınca çok zeki, neşeli, yaratıcı, ilgi çekici insan portresi çizersiniz, herkesin bilerek size hayran olmasını sağlarsınız ama hep terk edilme korkusu duyarsınız. bu hayatınızı zindana çevirir deyim yerindeyse.
    bir şey yüzünden çok mutlu olduğunuzda "acaba ne olacak?" diye endişelenmeye başlarsınız. öfkelenmeniz gerektiğinde çok anlayışlı davranabilir -hatta gereğinden fazla- sonra sakinleşmeniz gerektiğinde çıldırabilirsiniz.
    sık sık normal olmak ile sınırda olmak arasında gidip gelirsiniz.
    dokunma bu kişiler için daha önemlidir, bir kediye bebeğe ya da dosta sarıldıkları zaman kaçınılmaz olarak daha iyi hissederler kendilerini.
    genelde bağımlı, acımasız ve dengesiz bir haldedir bu kişicanlar.
    öyle övünülecek sevilecek bir şey de değildir.
    (maia, 18.11.2008 23:17)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil