çocukluğumun süper eğlencesi, bakkala giderken leblebi tozuyla beraber alınmadan dönülmeyen taptatlı draje. bu bonibonlar yüzünden bütün ilaçlara sempatiyle yaklaşırdım küçükken. zaten bi aralar, çocuklar ilaçları şeker deyip yutuyor diye haber olduydu. annem de baya korkmuştu o zamanlar, ilaçları da hakikaten ulaşamayacağım yerlere koymuştu. çocukluğumdan bana hatıra bir bu bonibonla kemal sunal kaldı... ne zaman yesem gene o küçüklüğümde bütün parasını bonibona yatıran çocuk aklıma gelir. bide harfler çıkıyordu o kapağının altından...niye çıkıyordu, ne işe yarıyordu hala akıl sır erdiremedim...
bunun "kamyonlu bonibon" denilen (ya da benim ufakkene öyle dediğim) bir versiyonu var idi. bonibon'un o silindir kutusu kamyonun tankerini teşkil ederdi, altında da kamyonun kendisi vardı, böyle adi plastikten. ne oynardım onla be... hey gidi hey...
yemelere doyamadığım sevmeyenin zevkine mıçayım dediğim enfes şekerleme.burda yok ama amerika'da bunun hayvani boyutla kutularda satılanları var.insanın bi kutuyu kafasına dikesi geliyor.
(bkz: olsa da yesek)
anladığım kadarıyla tam bir pazarlama harikasıdır bu bonibon.
benden büyük nice çocuğun deli gibi sevdiğini bilirdim bonibonu,
ben de deli gibi yerdim, gördüğüm yerde affetmezdim,
şimdi bir yeğenim var 2 yaşında,
bonibon diyince öpücük konduruyor insanın yanağına...
öyle nesilden nesile aktarılan bir lezzet işte bu bonibon..
intihar klibi çekerdik biz bonibon ilen küçükken, avucumuza doldururduk böyle titretirdik elleri ölüm korkusu babında önce yer tadına varır sonrada yatağa yığılırdık ama kısa sürerdi daha sırada çok bonibon vardı çünkü. ya ne çocukmuşuz be bonibonun böyle kötü yönleride var işte intihara özenme mevzusu. hele o kapağındaki harfler yok muydu? onlarda mutlaka saklanırdı.
çocukken renklerine göre tek tek ayrılıp yenilen şeker.
bittikten sonra göz doymadığı için kutusuna çeşitli işkenceler yapılır, sıkılarak kapağın fırlaması sağlanırdı.
bir de m and m's var, aynısı.
pasta yaparken aklıma gelen ve gözlerimi ışıl ışıl parlatan şekerleme. annem "pastaya ne oldu böyle" diye çığlık atıncaya kadar her şey normaldi aslında ben sadece pastaya yeni bir boyut kazandırıp bir ufo yapmıştım o tatlı yuvarlak çikolatamsı şeyler sayesinde.
çocukken şerefsiz bellediğim bir acayip, tatlı, şekerli, güzel, şahane drajedir. bok kadar bebeyken her çocuğun rüyası olan, isminde dahi meymenet olmayan şeker şey, o zamanlar bana fena pahalı gelirdi. öyle ki, zamanında büyük para diye adlandırdığımız 1000 lira(üstünde fatih sultan mehmet olan) ile 3 tane alabilyorduk. oysa o çocuk 3 tane bonibon ile doyar mı ? doymaz.
yıllarca; kutularca bonibon alacağım zamanların hayalini kurdum ve gün geldi para kazandım bonibon a bonibon demeyecek kadar param oldu fakat artık aşık olduğum o tuhaf şeyden haz etmiyordum, 2 tane yedikten sonra bıkıyordum. peki ya ne oldu o hayallere, kusana kadar bonibon yeme isteğine ? ne olacak tırt oldu.
(bkz: adaletin bu mu dünya)
renkli kapaklarının altında da harfler çıkar. bugün kaçıncı kutuyu yiyorum bilmiyorum ama eğer bir tanecik daha yersem kusacam o derece yenilesi renkli bon bonlar.
bir de kapağın altından çıkan harf anlık mutluluğa neden olabiliyor.
reklamının sonunda adamın ağzında gördüğüm mavi renklisini bulabilmek için, çocukluğumu ziyan ettiğim şekerleme. hayır çıkmadı da şerefsiz mavi. ya çok süper bi pazarlama taktiğiydi, ya da bizim televizyon bozuktu.