ilk dinlediğim rock gruplarından.özellikle 95 çıkışlı these days albümü her parçasıyla özeldir,fazla insan bilmez ama en sağlam albüm odur.solisti jon bon jovi her albümde ayrı saç attraksiyonuna girer.
these days sonrasında ayrılıp, crush ile tekrar bir araya gelen, şimdi gene ayrık/bitişik grup. keep the faith ile olay yaratmıştır vakt-i zamanında (şimdiki itü gençliği yetişememiştir belki de)
ın these arms,bed of roses,always gibi süper duygusal şarkılar yapmış,zaman zaman jon bon jovi ve ritchie samboranın önderlik çekişmelerine sahne olmuş müthiş glam rock topluluğu...
eylül itibariyle yeni albümleri have a nice day ile ortalarda olacağının mesajını veren grup. single ise albümle aynı adı taşıyıp, temmuz ortalarında veya sonuna doğru müzik kanallarında dönmeye başlayacaktır.
son albümleri have a nice day ile kendi satış rekorlarını kırmış olan grup.
şarkıları yine güzel; ama o eski ruh kalmamış bence. bir zamanlar the man who ain't got nothing but the roll of the dice olan, şimdi i say have a nice day diyor. şarkı yine güzel, vokali filan yine iyi yapiyor; ama sozlerde bir şeyler eksik bence. belki de rock kavramı değişti.
eskiden hem şarkılarını hem kendisini sevdiğim grup. ne zaman ki have a nice day world tour adı altında sadece amerika ve kanada'yı içeren bir tour list yayınladılar, o zaman sadece şarkılarını sevmeye başladım.
ilk dinlediğin rock şarkısının lay your hands on me olmasıdır.
western diyince aklına clint eastwood yerine blaze of glory gelmesidir.
blue jean'in her sayısında verdiği bonibon renkleriyle grubun adının yazılı olduğu onlarca çıkartma ve posteri yapıştırdığın yer yer boyası çatlamış gardolap kapağıdır.
raks dükkanından aldığın ilk orijinal kasedin keep the faith olmasıdır.
kızlı erkekli arkadaş ortamında "ne dinlersin?" sorusunu insanlar hakan peker, tarkan, burak kut, izel-çelik-ercan diye cevaplarken gözleri hafif kısıp umursamaz cool rocker tavırla "bon jovi yaaağ" dedikten sonra arkadaşlarının sessiz kaldığı birkaç saniyede hissettiğin götü kalkık elitlik duygusudur.
cebren ve hileyle ilk defa eline aldığın boyun kadar elektro gitarla nota veya akordan zerre anlamadan, rock markette izlediğin klipten hatırladığın kadarıyla richie'nin parmak hareketlerini taklit ederek you give a love a bad name çalmaya çalışmaktır.
gecenin bir yarısı yatağında uzanmış tavana bakarken walkmandan kulaklıkla never say goodbye dinleyip zamanında sonsuza kadar beraber olunacağı hayal edilen eski aşkları hatırlamak, yüzde buruk bir tebessümle sessizce yastığa ağlamaktır.
icq'da infoya my guitar lies bleeding in my arms'ın chorus dizelerini yazmaktır.
suratında değişik ebatlarda sivilceler cirit atarken çevrendeki tüm kızların ıslak rüyası jon'u nefret sınırında kıskanmaktır.
elinin terden yapış yapış olmasına rağmen sanki her an kaçıcakmış gibi elini sıkı sıkı tuttuğun ilk sevgiline bed of roses dinlerken ürkekçe "bu bizim şarkımız olsun mu?" demektir.
buz mavisi yırtık kot pantolondur.
mtvde yeni kliplerini gördükçe sümüklü özenti velet olduğun günleri * hatırlayıp "dağılın gidin, bırakın artık albüm çıkartmayı" diye düşünmek, "efsaneyi ayağa düşürmeyin ulan" diye iç geçirmektir.
şarap gibi deyiminin rock terminolojisindeki karşılığıdır.
akı kapasitörüne gerek kalmadan winamp üzerinden çalışan zaman makinesidir, marty'nin 1955te attığı gitar solosudur, nostaljinin ta kendisidir.
yabancı müzik dinlemeye bu grupla başlayıp, yıllarca kasetlerini, cdlerini yanlarından ayırmayanların, yaş kemale ermeye başladıkça uzaklaşsalar da ilk göz ağrıları olduğundan, şarkılarını duydukları yerde takılıp kaldıkları, mağazadalarsa "bi şarkı daha dinleyip öyle çıkayım", arabadalarsa ve radyoda çıkmışsa, "şarkı bitsin, öyle ineyim arabadan" dedikleri grup.
jon bon jovi konserlerinde mikrofonu seyirciye doğru uzattığı zamanlar şarkıya eşlik eden kalabalıktan, rahmetli barış manço'nun ayı şarkısında "yalnız kızlar?" dan sonra duyduğumuz "ayı!!!" frekansında bir ses çıkıyor. bütün kitle teenage karı mı olur anasını satayım, böyle uçak sahibi olunuyor demek ki...
tsm, klasik müzik, metal, jazz, blues...
belki hayatımdan her tür müzik geçecektir; ancak bon jovi'nin yaptığı türden rock(kimisi glam rock der, kimisi pop-rock...) hep bende baki kalacaktır. nasıl kalmasın ki?
eski günleri özlediğimde bana these days eşlik ettiyse,
kapana kısılmış hissettiğimde hey god diyerek bir serzenişte bulunmuşsam,
aşık olduğumda i'll be there for you dinlemişsem,
sevdiğimi özlediğimde in these arms dinleyip hüzünlenmişsem,
tipimi skim dediğimde ugly bana moral vermişse,
my guitar lies bleeding in my arms'ı her dinleyişimde ilk defa dinliyor gibi ürpermişsem,
her wanted dead or alive çaldığında, "hacı yarın başlıyom gitara." demişsem,
rock müziğin en önde gelen isimlerinden. yazmakla bitmez sayıda akılda kalacak eser bırakmışlardır.kendilerine de çok iyi bakıyo abiler galiba yaş kelama ulaştı ama maşallah 18 lik delikanlı gibiler.kaliteli müzikle eşleşen bir ekiptir.
daha beşikte tıngır mıngır sallanırken, kuzenimin dinleterek beni susturduğu grup.
yani böyle işte, üstünden 17-18 yıl geçmiş, kızın yaşı gelmiş 35e, 2 yaşında çocuğu olmuş ama adamlar hala eski müzikleri yapmasalar da eski kudretlerindeler.