dört tarafı dağlarla çevrili üniversite açılmadan önceki haliyle tam bir kasaba şimdi ise bir üniversite şehri olmuş memleketim. düzce ile yapılan maçları meşhurdur. bolu nedense hep dayak yiyen taraftır. yeni gelen üniversitelilerden bazılarına kıl oldum çünkü şişe suyla geziyolardı dallamalar...
üniversiteye gelen öğrencilerin ilk yıllarında bok attıkları, bir an evvel kaçmak istedikleri, ilerleyen yıllarda ise sevgili bulup vazgeçemedikeleri hatta ara tatillerde, bayram tatillerinde bile ayrılmadıkları şehir.
bu şehirin şivesiyle konuşan insanlar "su bardağını götürme koy" diyecekleri zaman zorluk yaşayabilirler nitekim şöyle bir şey olur yazmaya çalışacak olursak: "su bardanı götume go"
şehir merkezi bir caddeden ibaret olan,şehir merkezi dışında birçok turistik mekana sahip olan şehirdir.12 kasım depremi ile ölmüş, ancak son yıllarda eski haline dönmüştür. bu geri dönüşte izzet baysal üniversitesine gelen öğrencilerin payı büyüktür.kışın sobalardan kaynaklanan hava kirliliği hissedillir ayrıca.
başlıca geçim kaynağı üniversite öğrencileri olan garip şehir. şehir de denemez aslında, ilçeden büyük şehirden küçük diyelim, öyle arada kalmış bi'şey.
birkaç gün boyunca konaklamak zorunda olduğum, yapacak faaliyet bulunamadığından mecburiyet caddesi adı altındaki caddede mecburen turlamak zorunda kalınan, sinemalarında işe yarar film bulunmayan, ramazan dolayısıla hareketleneceği söylenen ufak şehir.
üniversitenin açılmasıyla eski havasını yakalamaya başlamış, bir çok şeye mecbur bıraksa bile küçüklüğünden ve şirinliğinden birşey kaybetmemiş, artık eskisi gibi yağmasa bile kar yağdığında çok güzel olan bir şehir.
istanbul - ankara yolunda göze pek sıkıcı bir şehir gibi görünen, fakat ankara - istanbul yolunda göze çok daha hoş görünen dağ şehri.
ankara dönüşünde insan dünyaya daha bir toz pembe bakıyor. *