bu tür hanımların fotoğrafı çekilemez, zira o kadar çok makyaj yapmışlardır ki, ya fondotenleri flaşın * tüm flaşı emer, ışık mışık bırakmaz, ya da o kadar çok parlak şey sürmüşlerdir ki flaşı tamamen yansıtırlar. bunlar bir düğün fotoğrafçısının baş belasıdır. tabi önerilecek şey küçük bir soft-box tır ancak yatırım tabii.
güldüklerinde çorak toprak gibi olur yüzleri.
asfalt kıvamındaki fondöten ve pudra tabakası çatlayıp yüzlerindeki tüm kırışıklıkları açığa çıkartır
o kadar kötü durur ki en genç ve güzelini bile çirkin gösterir.
her zaman azı karar çoğu zarar denilmelidir
bu tip kızlar makyajlarını ve simli saçlarını kuaförde yaptırırlar.
kuaföre de topluca gidildiği için tüm kızların makyajları aynıdır. kuafördeki makyajcı hanım sırayla boyar onları.
evde oturan kızımız için koca bulabileceği nadir yerlerden birisi düğün salonlarıdır.. kızımızda hayırlı bir kısmet bulma umuduyla özel olarak hazırlanır; önce sevtap ablanın kuaförüne gidilir,topuz yaptırılır, ki o topuz mutlaka kafada kamyon tekerleği gibi durmalı,mümkünse sağdan ve soldan olmak üzere iki tane lüle sarkıtılmalıdır..
eve geldikten sonra hafif dekolte kıyafetimizin tonlarına uygun olarak makyaj yapmaya başlanır.makyajda örnek alınacak insan esra ceyhandır.1 parmak kadar fondöten yüze uygulandıktan sonra gözlere pembe sürülür,koyu yeşille gölge yapılır,yanaklara bolca pembe allık sürülür,son darbe olarak da en marlininden kırmızı ruj sürülür.makyajımız bittikten sonra vücudumuzun açık yerlerine bol bol sim dökmek suretiyle imitasyon seda sayan imajının son noktası da tamamlanır.omzumuza da şalımızı attırdıysak artık düğüne hazırızdır.
normalde de makyaj yapan kişiler düğün daha farklı olduğundan makyajıda ona göre yapma mantığına gidip gündelik makyajlaından daha ağır bir makyaj yaparlar ki iğrenç olurlar. sallıyorum far fırçasını 2 kere sürüyorlarsa 6 kere sürer ne bulurlarsa serpiştirirler yüzlerine. yeni moda çıkmış şimdilerde ufak taşlarla kaşına gözüne şekil yapmaya başlamışlar.
galeride satılmayı bekleyen otomobil gibilerdir. sadece alıcıların olduğu mecralarda güzelleşir, güzelleştirilirler. ha bi çoğu maymuna dönüyor o ayrı.
abi abla gibi en yakınlarını everenlerin makus kaderidir. düğün öncesinde dişi akrabalarla kuaförün yolu tutulur. herkesin içinde bi heyecan, mutluluk duygusu hakimdir. makyaj yapmak yüzünü yıkamaktan öteye geçemeyen kardeş için duygular daha bi karmaşıktır. düğün sahibi ile yakınlık derecesi arttıkça makyaj oranı da artmalıymış gibi düşünen akraba ahalisi kuaför ile işbirliği yapar. kardeşin tüm haykırışları nafiledir. artık o da bol makyajlı bir düğün kızıdır.
saçlar çoğunlukla topuzdur ve yüzünü çevreleyen lüleleri vardır. kendilerini kuaföre teslim eden kadın modelidirler. düğünde de gelinden rol çalmaya adaydırlar bunlar. kendilerini bu kadar kasmalarının nedeni, ezelden beri düğünlerin kız beğenme ortamları olması mıdır acaba ? diye de sormak gerekir.
gelin ya da damat tarafına mensup , düğünden bir hafta önceden beri o anı düşünen ve ''neremizi nasıl boyasak , şuramıza ne taksak , buramıza ne sürsek'' diye heyecan yapan kızlardır. nedense hep kümeler halinde dolaşırlar. her an parmaklarının ucunda , ışık hızıyla , isimlerini duydukları noktaya koşan ve bunu nasıl yaptıklarını bir türlü anlayamadığım kızlar.
bu hanım kızlarımız genelde askılı saten elbise üzerine şifon tunik giyerler. yüzlerine kullandıkları makyaj malzemelerini normal koşullarda gündelik makyaj yapan sevgili hemcinsleri 6 ay gibi bir sürede harcarlar. bu yüzden keseye zarar yaşam formlarıdır. yaşken eğmek, bükmek lazım. makbule kral'ı * idol olarak gördüklerini düşünmekteyim ayrıca.
bu kızlar küçükken düğünlerde gelinlik giyerler ve makyaja da o yaşlarda mavi far,pembe ruj ve kırmızı oje kombinasonuyla başlarlar genellikle.köy yerlerinde daha fazla olmakla birlikte şehirlerde de görülürler.büyüdüklerinde tenlerine fondoten ve pudra ile astar atıp üzerine far,rimel,allık,ruj ile cila çekerler.kendilerini göstermek için bir o yana bir bu yana salınıp dururlar.kendilerini dünyanın en güzel kızı sanmaktadırlar ama komik olduklarının zerre kadar farkında değildirler.palyaço gibi yapılan makyajın yanı sıra saçlarını kuş yuvası gibi yapıp üzerine sim döktürmeleri de işin cabasıdır.düğünde kendilerini beğenecek bir salak bulduklarında da muratlarına ererler ve evlenip düğünlerde seyyar kuyumcu gibi dolanan taze gelin mertebesine erişirler.
işini bilmez, kafası basmaz bir mahalle kuaförüne düşmüş garibim kızlardır. bir bilen de çıkıp peçeteyle fazlasını almaz, bunlar da güzel oldum diye salınır, biz de eleştiririz.
resmen badana çekilmiş kızlardır. ciddi anlamda yüz derisinin komple kapandığını ve 2 gün silsen de çıkmayacak makyaja sahip oldukları görülür. hele bir de g.tten bacaklıysa tam komedi olur.
bunlar oynar da oynar, gelinin etrafında döner dururlar. alt tarafında bunun gizli bir özenti vardır, sanki oynayan gelinin kendisi olduğunu hayal ederler ve bir müddet sonra da kendisi sanki evleniyormuş gibi oynarlar.
bunların çok makyaj yapma sebebi temelinde basittir: kendini beğendirmek ve oradan kısmet açmak.düğün tüm gazıyla sürerken tahsilli tahsilsiz ne kadar gencimiz varsa oyun pistini keser dururlar. annesi de bu kızların yanına oynarımış gibi "hi hi heeeh hoooy" diyerek kızın kıçını başını incelerler. çarpık bacaklı mı, g.tten bacaklı mı, ayva göbekli mi, ultrasonik lazer senkronizeli gözleri kızları soylar inceler.
çoğu türk kızı "bol makyajlı düğün kızı" moduna girdikten sonra evlenirler, ister lise terk olsun, ister boğaziçi işletmeyi bitirip harvard'dan business administration ms. ı yapsın. hayatımın aşkıdır, yok ben evleneceğim insanı bulurum,yok aşk evliliği yaparım deseler de bunların tadını aldıktan sonra; paşa paşa hepsi gelir, düğün kızı olur,eğlenir,eğlenirken seçilir, sonrası ise bir oğlan çocuğu bir göbekli türk erkeği olur.
sözü edilen bol makyajlı bünye, giyilen abiye kıyafetin demodeliği ve saça serpilen bir tutam simin ışıltısı altında iyice göze batar, tam bir görüntü faciası oluşturur. mazoşistliktenmidir nedir bakmaktan kendini alamazsın.