amerikan folk müzik ilahı.red red wine şarkısı vardır ki beni benden alır nerelere götürür onu ben bile bilemem.kominist olduğuna dair iddialar bulunmaktadır.89 yılında turkiye görmüşlüğü de vardir ayrıca.
edie sedgwick için yazdığı bir şarkısı vardır.nakaratı şöyle bi şeydi
ah, you fake just like a woman, yes, you do
you make love just like a woman, yes, you do
then you ache just like a woman
but you break just like a little girl
folk ve rock muziği en guzel harmanlayan isimdir. muzisyenliğinin yanında sair kişiliği ile de bir cok insanın gonlunde taht kurmuştur.kendisi ile yapılmış doğru duzgun bir roportajda kayıtlara geçmemiştir su ana kadar.ancak soylediği sozlerden oluşturulmuş roportaj niteliği taşıyan yazılar bulmak mumkundur.
en bilinen albumleri soyledir:
another side of bob dylan
before the flood
blonde on blonde
blood on the tracks
bob dylan - bob dylan
bob dylan's greatest hits
bob dylan's greatest hits, vol. 2
bob dylan live 1961-2000
bootleg series, vols. 1-3: rare - unreleased, 1961-1991
bringing ıt all back home
desire
down in the groove
dylan
empire burlesque
good as ı been to you
highway 61 revisited
ınfidels
john wesley harding
knocked out loaded
live 1966-bootleg series vol. 4
love and theft
nashville skyline
new morning
oh mercy
pat garrett - billy the kid [soundtrack]
planet waves
saved
self portrait
shot of love
slow train coming
street-legal
the basement tapes
the freewheelin' bob dylan
the times they are a-changin
time out of mind
world gone wrong
gazeteci: sizin müzik yaptığınız alanda, kaç tane insan sizin gibi protest müzik yapıyor? yani, kaç kişi sizin gibi bulunduğumuz sosyal durumu ee, savaşı protesto etmek için müziği kullanıyor?
bob dylan: hı... kaç tane mi?
g: evet evet kaç tane?
bd: ee... galiba, yani yaklaşık olarak 136
(çevredeki insanlar kopar. siyah ceketli ciddi gazeteci olayı anlamaz, mallığına devam eder)
g: yaklaşık olarak 136 diyorsunuz. tam olarak 136 mı yani?
bd: ya 136 ya da 142.
genelde ne zaman bir manken şarkı söylemeye heves etse, popülere düşman, hayata muhalefeten doğan bir civan çıkar ve "ses yok. bu ne biçim şarkıcılık" diye feryat ederdi. işte bu adam "çirkin ses ile şarkıcılık olmaz" argümanına kapak olarak doğmuş ve yıllar yılı müziğini yapmış bir adamdır. çatallı bir sesi vardır. ha ama sesi şarkı esnasında titremez, tonu istemdışı artıp azalmaz, nefesi yeter. şarkıları da zaten güzeldir ve içlidir.
neymiş? şarkıcı olmak için güzel bir ses olmazsa olmaz değilmiş... değil mi bob abi?
bob dylan, rock 'ın babalarından sayılmak durumundadır. zenci icadı blues 'un beyaz cilası yemesiyle şekillenmiş rockabilly üstadı, aynı zamanda daha bilinir haliye folk sanatçısı şahsiyet, 24 mayıs 1941 'de robert allen zimmerman kimliğiyle dünyaya gelmiştir, iyiki de gelmiştir, gitmesini isteyen ölsündür.
herkesin tanıdığı isminin "dylan" kısmı gal şair dylan thomas 'tan esinlenilmiştir. önce söz yazarak beste yapan bob'un, bir şaire bu denli hayranlık duyuyor olması hiç de şaşırtıcı değildir. üstadın hayatındaki diğer bir önemli figür de woody guthrie adındaki folk sanatçısıdır.
özellikle guthrie 'nin usta dylan üstündeki etkisi, no direction home belgeselinde de anlatıldığı üzere, sanatçının guthrie 'yi kaldığı hastanede ziyaret edip döndükten sonra adeta çağ atlaması olayıyla özetlenebilir. her daim ultra sıska dylan amcamız için konuşanların vardığı ortak nokta, gelişiyle beraber iştirak ettiği her ortamda hissettirdiği her daim ultra ağır karizmasıdır. tavırlarıyla ve duruşuyla gerçek bir rockstar hüviyetini taşımış, taşırken sklememiştir (bkz: çifte kavrulmuş, iki kere rafine rockstar). saç baş dağınık, çökmüş uykusuz gözlerle basın toplantısında şarkılarını bir kere bile dinlemeyip orada soru soran muhabirlere ayar verebilecek kadar azizdir.
müthiş bir betimleme gücüyle "anlattığı" parçalarına kaygısız kalmak imkansızdır. çokça bilinen "one more cup of coffee" 'de size yola çıkmadan önce son bir kahve içiren, "desolation row" dinlerken sizi aynı adlı new york semtindeki hengameyi seyreden herhangi biri yerine koyan, "mr tambourine man" ile, boşvermiş, sonunu bilmediğiniz bi yerlere sktirip gitme isteğinizi kaşıyan adamdır, bob dylan.
içime işleyen, yaşayışıma sirayet eden, ömrünün en azından ben daha fazla tadını, o da bi kaç albüm daha çıkarıncaya kadar uzamasını dilediğim, ismindeki her bir harfle tematik çalışıp eski çevreleri irrite edebileceğim müzisyen. müziği bir kere yapmıştır o, dağılabilirsiniz.
edit: red red wine, bir neil diamond bestesi olup kulaklara pelesenk olması ub40 'nin işidir.
politik rock kavramının yaratıcısıdır. rock müziğin bugün olduğu gibi iki gitar, bir bateri bulup bangır bangır çalmaktan ibaret olmadığını, önemli olanın protest söz ve duruş olduğunu sade bir gitarla göstermiş ve hala da göstermekte olan, kimilerine göre kötü sesli mükemmel sanatçı.
joan baez'le aşk yaşarken sonradan karısı olacak sara lownds ile aşna fişne etmesi, bu şahane aşka leke sürmesi tarafımdan hep antipatiyle karşılanmıştır.
hayata karşı duruşunu müziğine taşımış efsane kişilik.. hastalıktır bob dylan' ı dinlemek günün en alakasız anlarında ya one more cup of cofee olur ya mr. tambourine man ya sound of silence ya da like a rolling stone bi şekilde hayatın herhangi bi anında karşınıza çıkıverir. belgeselini izlerken gördüğüm bi sahne vardı üstad konserden çıkmış henüz gençlik halleri arabada ; yalnız arabanın önü hayranlarınca kesilmiş, iki tane hatun bob bi imza ver diye kendini yırtıyordu ve arabadan başını uzatıyordu bob dylan o iki hatuna bakıp bu sizi kurtarmaz deyip imzasını vermiyordu, hatunlar bozuluyor ama o hala bu sizi kurtarmaz diyordu, işte bu dedim boşuna sevmemişiz kendisini bi kez daha hayran olmuştum, nasılda çözümlemişti şöhretin gereksizliğini ve içinin boşluğunu iki kelimeyle, bu adam o sözleri öylesine yazmıyor çünkü...