sözlüğe kayıt olurken nick alma aşamasında portakal renginde bir drajenin boğazımda kalması sonucu (nasıl bir heyecan yaptıysam artık)ortaya çıkan,hay ben seninli sıfatların öznesi.az kalsın boğuyordu beni kerata.
nick'ini her gördüğümde sanki boğazıma bir şeyler düğümlenen ve gayri ihtiyari ıhhhk! sesleri çıkartarak öksürme ihtiyacı hissettiğim yazar. neyse hikayeyi de anlatmış nick'nin mazisini öğrendik böylece. tehlikelidir efenim drajeler dikkatli emmek lazım.
nicki çok güzel ve yaratıcılık kokan, beni de azıcık yanlış anlamış olan draje pardon yazardır. ayrıca nickini gördükten sonra keşke nick almak için bir şansım daha olabilseydi diye hayıflanmadan edemiyorum. ayrıca gereğini yapacağım hiç merak etmesin.*
öss de aynı kaderi paylaştığım kalemi kuvvetli yazarımız. şu günlerde kendisiyle sıkı bir diyalog içerisindeyiz. harıl harıl üniversiteleri inceleyip, bölümleri araştırıyoruz. beni bu zorlu yollarda yalnız bırakmadığı için bir kez daha buradan kendisine teşekkürü bir borç bilirim. ayrıca şu sıkıca yaz günlerinde neşe kaynağım olduğu için kendisine ileride çıkmak üzere tüm masrafları karşılanmış bir kanada tatili müessesemizden hediyedir. bu da buradan duyurulur kendisine. ayrıca konuştukça daha fazla ortak noktamız ortaya çıkıyor. bunun sonu nereye varır bilinmez hadi hayırlısı...
an itibariyle sanal ortamda pasif oluşumdan dolayı dertlerini dile getirmiş yazar. bende bu sayfayı aracı yaparak duygularımı dile getirmeyi uygun buldum.
şimdi efendim oyun prensibi olarak şişirme topları, oyunu kanatlara yaymayı filan hiç sevmem. direk olarak yetenekli oyuncularımı oyunda kullanmaya önem veririm. bireysel becerisiyle oyuncuların golü atmasını isterim. bu amntıktan yola çıkarakta şişirme toplara kafa atmam. atılan ra paslarına çapraz koşu yaparak kaleciyle karşı karşıya kalmayı tercih ederim. nihayetinde de üstünb ecerimle golü atarım. kaleci için büyük bir hüzündür. golü asla kaçırmam. finishing 20 diye abartmaktan geri alamıyorum kendimi. neyse efendim baya bir saçmaladıktan sonra girimi olur olmadık şekilde noktalamaya karar verdim. yeterince saçma oldu galiba. daha söyleyecekler laflarım var ama unutuyorum anasını satıyım. neyse aklıma geldikçe sesimi buradan duyurmaya çalışacağım sizlere. beni dinlediğiniz için teşekkürler.
şiirlerin arasında dolaşırken rastladığım bir şiirler kendisini bana hatırlatan yazar.
adına şiir yazılacak kadar
güzel bir yürek taşıyor musun?
yâda sevilmeye deyecek
kadar karşılık verip tapıyor musun?
yoksa aşkını sürgüleyip nefretinle mi bakıyorsun?
yok yok bilirim;
sen sadece evlatların için yaşıyorsun.
bir ana saklanmış gözbebeklerinin içinde
bakışların koruyor yavrularını
çırılçıplak masumiyetlerine ve
körpecik bedenlerine nazar değmesin diye,
kadınsı çekiciliğini unutup, bir baba şefkatiyle
çatışmış kaşlarının arasına gizliyordun
o kimsede olmayan cazibeni
oysa sana da doğuyordu bu güneş
sende bir ilahın evladıydın
yalnızlığın mahreminde yaşamaya çalıştığın aşklarını
sabahın ilk ışıklarında yitir sende
biliyordun kimsenin senin gibi sevemeyeceğini
biliyordun yorgun aşkların faturası olduğunu...
gökyüzünden inmiş melek gibi
hiçbir sevgilinin mutluluğu kapından geçmese de
sen yine her sevgiliyi mutlu edercesine
isteklerini ruhuna gömüp, yine o anne şefkatinle
karşına çıkan her hatanın yüzünü yıkıyordun.
soğuk bedeninin içine gizlediğin sımsıcak bir şarkıyı
o anlaşılmaz sevdalara söylemekten vazgeçip,
hayalinde dans ettiğin,
teninden değilde, ruhundan öpmeyi başaran,
ulaşılmaz yükseklerden sarkıttığın saçlarından tutup,
yüreğine tırmanan prensine söylüyordun...
ve söyle!
çünkü içindeki mecnun kadar
kimse sevemeyecek seni öyle...
ve unutma güzel
seni anlamayanların ülkesinde yaşadığını unutup,
mutluluk aradığın sürece, hep fedakâr kalacaksın...
o kadar iyi birisi ki değerini bilmeyenler utansın diyorum. yaşamış olduğu eskimiş her şeyi bir kenara bırakıp keşkelerini yastık altı edip unutmasını diliyorum tüm kalbimle. güler yüzünü hiç asmamasını güzel gözlerin hiç yaş akmamasını diliyorum. melankoli denilen bataklığa tekrar girmemesini rica ediyorum kendisinden. çıkarması gerçekten zor oluyor. gerçi zorda olsa gene yanında olurum ama gene de kendini yıpratmamasını dilerim. dileklerimide kabul ederse ne mutlu bana.
beni bunalımlara sürüklemiş yazar kişisi.nickini ilk okuduğumda kendi kendime "ulan hemen bi espri yapayım"dedim ve gülümsedim (niye bilmiyorum).ve sonrasında aklıma gelen yegane espri bebek'te ya da ortaköy'de falan oturduğuydu.(şu anda kendimle konuşmuyorum ve belli bir süre de konuşmayacağım).
bugünün naif kraliçesi, tüm zamanların sepeltür prensesi. teenagerlığının son yılının ilk gününü yaşayan su damlası. mutlu olsun hep. gerçekleşsin tüm dilekleri.
kendisi ile ilgili ciddi şüphelerim var. ciddi ciddi korkuyor, tırsıyorum. her akıllı insan gibi sağlam bir korku refleksim var. ama bu onunla ilgili değil. geceleri bağırarak uyanıyorum kabuslardan. güzel bir kız boktan bir lap topla sözlükte atraktif oluyor. şaşkınım, bir yandan rüyamda mutlu gibiyim. kız öylesine güzel ki benden bir şeyler çalıyor sanki bu güzellik. ne olabilir diye düşünüyorum. tüm bunlar yedi saniye içinde cereyan ediyor. evet buluyorum, başarıyorum. fiziğine güvenen, alımlı bir sözlük yazarı olmasıymış meğer beni korkutan. sonra yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalışıyorum. daha güçlüyüm şimdi. beni korkularımla yüzleştirdiği için ona ne kadar teşekkür etsem az, benden çaldığı ne varsa hepsini fazlasıyla yerine koymam için önayak oluyor, bu kadar, hepsi bu.
lenslerin tadının olmadığını kendisine söylemek istediğim yazardır. çünkü birisi ramazan ayında lens orucu bozar mı demişti zekeriya beyaz'a. o da bozmaz ağızda çözünmediği için demişti. çözünmüyorsa tad da yoktur. ben de zekeriya beyaz'ın yalancısıyım.