blues siyah adamın isyanıdır. blues
blue notes kavramından gelir. blue notes günümüzde de kullanılan ingilize bir deyim halini almıştır. eğer bir insan "i'm feelin' the blues" diyorsa üzgün olduğunu, melankolik olduğunu anlatmaya çalışıyordur. burayanerden geliyoruz; şöyle ki efendim, siyah adam afrikanın bağrından koparılıp geldiğinde köle yapılmıştır, yukarıdaki girilerde de açıklandığı gibi enstrümanlarını getirmesine izin verilmemiştir yanında, siyah adamın iki tane enstrümanı vardır yanında; "clap"'ı ve sesi. kah elini çırpar siyah adam kah sesini kullanır, bu arada unutulmamalıdır ki insan sesi dünyadaki en geniş ses aralığına sahip enstrümandır. hiç bir müzik aleti ses tellerinin hassasiyetine ulaşamamıştır. konudan uzaklaşmadan neden blues'ın üzgün olduğuna gelince blue notes denen kavram inleme sesleridir aslında, aaaaahhh, oooowww, ıııhhhh gibi ara seslerdir blue notes, şimdi kendiniz de deneyebilirsinz bunu, evet hep beraber inleyelim, aahhhhh. gördünüz mü üzgün ve ara bir ses çıkıyor eşsiz varlığımız ses tellerimizden. sahibinden kötü davranış gören, gurbet ellerde köyünden, vatanından uzak siyah adam üzülür, ah çeker, of çeker, masmavi olmuştur. birdiğer kısmına gelince işin, özellikle ilk örnekleine bakarsanız blues'ın, sözlerde hep kadınına sitem eder siyah adam. der ki; "my woman is so cruel to me, my woman slapped at my face today vs." burada aslında siyah adam açıkca dile getiremediği, sahibine olan isyanını ve sitemini sanki kadını ona kötü davranıyormuş gibi dile getirmektedir.
efendim jazz'a gelirsek ise, jazz'ın ilk örnekleri new orleans'ta ortaya çıkmıştır. jazz bir cenaze müziğidir ilk özünde. yine siyah adamın, artık amerikada değişen ve gelişen, ama afrika temelli geleneklerinin bir yansımasıdır, cenazeye gidilirken hüzünlü şarkılar çalar, kim mi çalar, cenaze sahibiyle birlikte, cenaze alayı mezarlığa yürürken etrafta oturan, hobi olarak müzik yapan, genellikle klarnet, trompet ve gitar çalan elemanlar çalar jazz müziği. ilk özü budur bunun, ama daha sonraları kapitalizmin beşiği amerikanın yüzünü kara çıkartmayacak şekilde paralı orkestralar tutulmaya başlanmıştır cenazelerde. konudan dağılıyorum, toplayayım, mazarlığa giderken çalınan hüzünlü şarkılar, mefta toprağa verilince yerini tam aksine bir o kadar eğlenceli, oynak, kıpır kıpır havalara bırakır. dediğim gibi eski bir gelenektir bu, ölü artık diğer diyara göçmüştür ve geride kalanların üzülmemesini istemektedir. bu arada new orleans jazz'ın ilk kayıtlarını dinleme fırsatını bulursanız, demek istediğim ciddi ciddi ilk defa en ilkel anlamda sokaktan yapılmış kayıtlarıi orada tutulmuş orkestranın yanı sıra etraftan dahil olan klarneti, trompeti, hatta acemiiklerini, yanlış notalara nasıl bastıklarını duyabilirsiniz. bu bahsettiğim cenazeler aynı zamanda bir eğitim ve kendini gösterme yeridir sanatçılar için. esas öğrenme yeri olan, bizdeki eski aşıklar kahvesi gibi olan oluşumlar da vardır kahve olarak adlandırabileceğimiz. sanatçılar buralarda buluşup birlikte müzik yaparlarmış.
bu arada unutmadan, üç ana enstrümanı vardır ilk jazz'ın. gitar, trompet ve klarnet.
unuttuğum, eksik kaldığım bir şey varsa konuşmaktan büyük keyif duyarım. sürç-i lisan etti isem affola.
bir not: okuma ihtimalinin olduğunu hiç sanmasam da, bu bilgilerini esirgemeyen, caz tarihi seçmeli dersinde kah sesiyle kah elleriyle kürsüde yaptığı ritimler ile onca yaşına rağmen içindeki heyecanını hiç yitirmediğini bas bas bağıran
durul gence hocama saygılarımla.