grupla aynı adı taşıyan blackfield albümünden 2. şarkı
sözleri şöyledir:
curling lips, fingertips, dead eye dips
i saw it all in the blackfield
splinter cracks, summer tracks, paperbacks
we found them all in the blackfield
in the shade, whistle blades, singing fades
in the blackfield
she wants to stay and talk all day
so i remark when it gets dark
all the pale things under the earth
will reverse
river glass, cycle past, overcast
i saw it all in the blackfield
copper sky, shadows rise, bridge of sighs
we had it all in the blackfield
skin tracks, face facts, fade to black
in the blackfield
she wants to stay and talk all day
so i remark when it gets dark
all the pale things under the earth
will reverse...
yakında, eğer hobilerimin neler olduğunu saymam gerekirse "arka arkaya saatlerce blackfield dinlemek," diyeceğimden korkuyorum; o derece esir alan bir grubun o derece şahane şarkısı. albüm adı da blackfield olunca şahane bir kombo yapıyoruz, arkasından da bir scars patlatıp uyuyoruz. sevecen bir tavırla tavsiye edilir.
son derece yatıştırıcı müzikler yaparlar. lullaby ve my gift of silence adlı şarkıları bir yerlerde yığılıp kalmaya meyilli bar göçmenlerine tavsiye olunur.
şu sıralar "çok sık yanlış anlaşılan adam" moduna geçmiş, insanlığından çıkıp kendine söven, hatta abartıp
bazen kendi kendine konuşan, kısa devre etmiş hayatın 555 osilatör entegresi.
ayrıca gitmek isteyendir, zoraki kalışlarını anımsamadan!.
haftalardır playlistimi esir almış güzelim melankolik progresif rock grubu. gene de sabahları, fonda çalan pain eşliğinde güne başlamak bünyede pek hoş bir etki bırakmıyor.
5. nesil olan blackfield ı bilemeyeceğim. o da mutlu olsun. bol artılı günler diliyorum kendisine.
artık sap* sertifikasını yırtıp masal anlatıcılığı ya da sakilik işine soyunmak isteyen x.inci nesil android. uyuyamayanlara masallar adlı bir masal albümüde çıkarmak istiyormuş bu serseri. allah allah diyor, kendisine masal anlatıcılığı işinde başarılar dilerken, uyku ve güzel rüya perisinin kendisine şans getirmesini temenni ediyoruz..
hayatını 'daha bol muzlu süt' kıvamında yaşamak ister aynı zamanda bu insan. nedendir bilinmez. valla.
kimi bir şiir yazar içinde benzetmeler olan; kimi sizi bir şairin şiirlerine benzetir.
yerinde duramayan yazar. hep hareketli, hep neşeli. allah almasın neşesini.
belli kritik zamanlarda akla düşen ve kendini yaratacağı onca tahribatı göze aldırarak illaki dinlettiren gruptur. bize de deniz kenarında oturup, o kızı deli gibi özlemek kalır en fazla. gözyaşlarının artık geçiş izni de talep etmediği zamanlar tabi. sonuç, klavyem, göz altlarım ve yastık örtüm açısından hiç de iç açıcı olmayabilir. gene de (bkz: risk alıyorum)
1 yıl sonra bugün avustralya'nın zor sularına yelken açacak olan kalbikırık, hipertansiyonlu sap (eseypi diye okunuyor. bunu sürekli yazıyorum yanlış anlaşılmalara sebep olmasın sonra) danışmanı. aşık olmuş aynı zamanda, şizofrenik tadda hem de.
tüm iş arkadaşları işten çıkarılan, ancak kendisinin ısrarla verdiği istifası kabul edilmeyen çalıştığı departman değiştirilerek resmen sürgüne gönderilen insan.
"hayır, başkalarının istifasını kabul ediyorsunuz da niye benimkini etmiyorsunuz?" diye sorduğunda da "zamanı gelince anlarsın" tarzı bir cevapla karşılaşıyormuş. hassiktir be rıfat abi. olmaz ama diyerek kendini rahatlatma çabası içinde. breh!
şu sıralar resmen "kelebek kıyafeti giymiş rufus wainwright" triplerinde olan yazar. aşık olup, olduğu kişinin ismini üzerine yazdırmıştır ayrıca. iş arkadaşlarının "ya pişman olursan" sorusuna "sanane lan" diyecek kadar saygılı ve salon beyefendisi..
ama bir türlü kabullendiremiyor kendisini. inandıramıyor belki de. sevdiği insan acaba sevdiğine bu kişi buradan 12 saatlik bir zaman dilimi öteye gittiğinde mi anlayacak diye sormadan edemiyor..
hayatını tps* açısından yaşayan, tansiyonuna aşık olup evlenmek isteyen insan. (hatta one night stand tadında bir gece bile geçirmişler geçtiğimiz günlerde, çok haşin geçmiş. taraflardan biri akrep burcu olunca ohoo)
bazen öyle şeyler okuyor ki 2.25 dereceli gözlüklerine inanamıyor. öyle şeyler ki okudukları "shakespeare bile yazamaz" bunları diyor. ama şiir desen değil, öykü desen değil. daha çok geç kalmış bir serzeniş öncesi gelen minik dalgacık etkileri taşıyan şeyler..
sağlam fikirleri olan ve bu fikirleri akıcı bir dilde dile getirebilmesine rağmen pek çoğunu sözlükte yazmayan, belki de birtakım şeylerin farkında olduğu için bazen susmayı tercih eden yazardır.
geçenlerde spa seansında mojitolarımızı yudumlarken bir anda epifani yaşamama sebebiyet veren şahane adam. tam "şirketin gerginliğini spa ile atıyoruz ne güzel işte" derken bana öyle cümleler sarfetti ki, bir anda bütün hayatım gözümün önüne geldi.
68 camaro ss im, 55 buick im, dior dan ısmarlama takım elbiselerim, ingiliz usulü kahvaltılarım, öğle yemeğinde beraber çatal salladığımız şahane sağlıklı tropik meyve salatalarımız, yine beraber stres atmak için gittiğimiz golf ve binicilik kulüpleri, işe giderken kullandığım bmw 750i, hepsi bir anda değerini yitirdi gözümde.
"baba gel bi progresif rock grubu kuralım" dedi, ceo su ve sahibi olduğum 35 şirketi bir anda sattım, hayatımı progresif rock a adadım. sonra dedik ki bu iş bi finansal destek ister, "aga gel reggae bar açalım" fikri oradan doğdu zaten.
şu sıralar rasta yaptırmak için saçlarını uzatmasını bekliyorum, beredir müziklerdir mekandır herşey hazır. biz de sigaralarımızı sarıp fonda bob marley ile mojitolarımızı yudumlarken grubun adı ne olsun diye tartışacağız, sözlük ahalisini her zaman bekleriz.
not: thecrimson, sen gelmezsen zaten kulağından tutar getiririz, ona göre. *
tokio hotel dinlemediği için kültürsüz addedilen yazar. garip ruh halleri bunlar. ayrıca doğru, çok kültürsüzüm ben. babamın ağzına sıçsınlar adam tokio hotel, my dying bridge falan dinleteceğine king crimson, focus, led zeppelin, eloy, gentle giant falan dinletmiş bana. işte bu noktada "dervişin fikri neyse zikri odur" sözüne hak veriyorum. yoksa progressive rock nere emorock nere. bir robert fripp'in, jimmy page'in, gary green'in lafı mı olur?.. haşa...
sözlük bağyanlarına not: o kadar çok kültürsüzüm ki o kadar olur. saçımı gözüme doğru yatırmıyorum, gözüme sürme çekmiyorum aynı zamanda koldan pozlar falan vermiyorum. benimle aynı kültürsüzlük oranında bir elektro gitarım var onla işte beeyle eblesif müzikler çalmaya çalışıyorum. banyo gotiği değilim yani..
her ne kadar tokio hotel kültürü zayıf olsa da kendisinin progressive rock kültürü onu biraz kurtarıyor sanki.
işin şakası bir yana müzik kültürü sebebiyle olsun, siyasete ve hayata dair görüşleri sebebiyle olsun sözlük bünyesinde tanıştığım sağlam adamlardandır. en kısa zamanda "tokio hotel" temalı bir zirve organize edip ben dahil tüm kültürsüz arkadaşlarla birlikte kültürümüzü artırma girişimlerinde bulunmasını istiyoruz kendisinden. gugıldan aratıp ilgili bilgi verici textleri kendisine ulaştırma konusunda gönüllü birkaç emo bulunabilir. *