biz hayatı oyunlardan öğrendik   

adana çık aradan

  1. çocukluğunun ilk demlerinde elini bir joystick tutturulmuş şimdinin gençlerinin söyledikleri teknostaljik(teknolojik+nostaljik) sözler.

    resident evil oynarken korkularımızın üzerine gitmeyi öğrendik.sonunda ne olursa olsun, insanlığın yararınaysa bir şey, zalimliğe karşı durmayı öğrendik.hatta zalimlerin kana susamış zombiler olması bile değiştiremedi bu gerçeği.sonra aynı oyunu oynarken sevdiklerimize zarar gelmesin diye elimizden geleni yapabilmemizi sağlayan bir güç olduğuna tanık olduk.sonra saçının teline zarar gelmesine bile katlanamayacağımız güzelliklerle tanıştık.(jill valentine'e aşık olunca).elini sıcak sudan soğuk suya sokturmayacağımız kızın zombilere meze olmasına dayanamadık,reset attık,load yaptık;ama yılmadık hep aşkımızın peşinden koştuk.

    tomb raider oynamaya başlayınca,zorlukların bizi kamçıladığını fark ettik.önümüze o kadar engel koydular,anahtarları sakladılar ama biz yine de inancımızı kaybetmeyip yolumuzu bulduk.hem maceraperest kadınların nelere kadir olduğunu gördük,kadınların muhteşem yaratıkların olduğuna şahit olduk.biraz lara croft'a meyillenir gibi oldu gönlümüz ki birden ket vurduk.jill valentine'i hatırladık,tek eşliliğin en iyisi olduğuna kanaat getirdik o an.

    nba live,lma manager,fifa oynamaya başladık.hayal kurmanın tadına vardık.imkan verildiğinde bu ülkenin gençlerinin neler yapabileceğini cümle aleme göstermiştik.bu arada da sevdiğimiz insanlarla aynı ortamı paylaşmanın güzel bir şey olduğunu fark etmeye başlamıştık.bütün arkadaşları evde toplayıp turnuva yapmak vasıtasıyla yarışmanın güzelliğini,takım ruhunu ve rekabetin dostluk çerçevesinde olanının makbul olduğunu aklımıza kazıdık.

    test drive,need for speed,colin mcrae rally(rest in peace mcrae) oynadığımız anlarda trafik canavarının bizi ele geçirmeye çalıştığına şahit olduk.hız tutkusunun iyi bir şey olmadığının farkına vardıktan sonra canavarın başını gövdesinden ayırdık ve iyi bir çocuk olduk,sonra da iyi bir sürücü.

    atari salonlarından evimize taşıdığımız tekken,the king of fighters,street fighter oyunları sayesinde bir sürü ırk,bir sürü bayrak gördük.kazandığında hepsi seviniyordu ve kimle kazınırsak kazanalım biz de aynı derece seviniyorduk.

    ve daha binlercesi..."çocuğunuzun oyun oynamasına izin vermeyin" dedi,ismini söyleyemediğim ünvanı uzun bilim adamları.şanslıydık ki bize güvenen bilinçli ailelerimiz vardı.hiçbir zaman okulu aksatmadık ve başarın dediklerini başardık.bize kar kalan o güzelim oyunlar,yaşadığımız sanal heyecanlar,hayal gücümüzün genişliğine katkılar ve su toplamaktan hassaslaşan baş parmaklardı.oynadık ve büyüdük;yine olsa yine yapardık...
    (setheleh, 26.01.2008 15:19 ~ 16:43)
  2. hayat bir oyundur zaten. çeşit çeşit oyunlar... bazen bir tabudur. bazen kendini ifade etmekte zorlanırsın. sevdiğini anlatmaya çalışırsın ama "seni seviyorum" yasak kelimedir, kullanamazsın. bazen sevmek de yasaktır. pas geçmek zorunda kalırsın.

    bazen jenga... didinirsin, çaba sarfedersin, düzenli bir hayat kurarsın. ama risk almadan yaşayamazsın, belki kendi ellerinle , belki de başkasının, taşlarını yerle bir etmesine izin verirsin. bazen de sen başkasının hayatını mahverdersin.

    kimi zaman süper mario... bir amaca adarsın kendini. o amaç için yaşarsın. zorlu yollardan geçersin, yanarsın, hak alırsın, oyun içinde oyunlar oynar zevkini çıkarırsın. ve sonunda prensesi kurtarır kahraman olursun. sonra play again...

    ya carmageddon... insan psikolojisinin dibe vurduğu, kaybedecek hiç birşeyin kalmadığı anlar... başkalarına zarar vererek puan kazanılan duyguların oyunu.

    papaz kaçtı... belki de hayatın en sık oynanan oyunlarından biri. aramızdaki sinsiyi tahmin etme ve ona karşı daha dikkatli olma dürtüsü. ve bazen elinde olmadan yenen kazıklar. herkesin bir olup papazı sana kaktırması. işin acı tarafı o papazı kendi ellerinle seçmen.

    hayat bir oyun. oyun içinde oyun...
    (tonguç, 26.01.2008 15:41 ~ 30.01.2008 16:02)
  3. ben küçüktüm
    ve her oyunumu kazanmana oynuyordum.
    ...

    sen yumarken,
    ben en kolay görebileceğin yerden uzatıyordum kafamı...
    biz her sıcak yaz akşamı saklambaç oynuyorduk,
    ve ben her defasında sevinmen için sobeleniyordum...

    bir tek akşam ebesi oynarken kaçıyordum senden.
    çünkü yanımdan,
    çünkü peşimden hiç ayrılmamanı istiyordum.
    ebelenirsem arkanı dönüp kaçacağını,
    bir daha seni göremeyeceğimi sanıyordum.

    ve büyüyünce,
    akşam ezanı biterken bana seslenmesi gibi annemin
    bana aşkı sorana "biz hayatı oyunlardan öğrendik" dedim.

    istanbul,2008


    (bkz: yılmaz erdoğan tarzı şiir yazma rehberi)
    (şizofren ev kedisi, 26.01.2008 15:53)
  4. (bkz: oyuncak dünya)
    (ekipler amiri kenan, 26.01.2008 16:50)
  5. babamlar okey oynarken yanına otururdum. önce onun okey masasındaki hakimiyeti etkiledi beni. bendeki oedipus kompleksi babamı okeyde yenmemle aşıldı. artık babamı yenebildiğime göre, olmuştum. ancak babamın bana okey'de öğrettiği çok şey vardı. mesela eline okey geldiğinde, onu ortaya açacaksan (51 ya da 81 oynarken geçerli tabi) sakın çıkmış taşa takma derdi. o zaman oyundan zevk alamazsınız. hayatımda babamdan aldığım en büyük dersti bu okey masasında.
    (şiirbaz, 26.01.2008 16:55)
  6. (bkz: biz hayatı facebooktan öğrendik)
    (bkz: yakındır)
    (gone with the sin, 26.01.2008 17:55)