biyolojiksaat 

adana çık aradan

  1. onyüzbin tane uktenin uktecisi dördüncü nesil yazar.

    (bkz: biyolojik saat)
    (maglor, 18.08.2007 04:41)


  2. (bkz: @1843136) kötü gün dostlarından bir diğeri.
    bazen küçük bir iyi dileğin büyük moraller verdiğinin bilincinde nesildaş.
    (one more cup of coffee, 22.08.2007 16:57)
  3. yazdıklarını (anlayabildiğim taktirde) beğendiğim, müzik zevkleri güzel, kalbi güzel, dili sivri kankam.
    (one more cup of coffee, 31.08.2007 18:08)
  4. tanıdığım en sevimli "deli", kesinlikle deli!.. ayrıca, yazıları sona doğru şiirselleşiyor ya, buna bayılıyorum.
    (thomas, 02.10.2007 18:53 ~ 11.10.2007 13:09)
  5. gece gece doldurduğum ukteden sonra bana yönelttiği yeni bir ukteyle, biyolojik metinlerin arasına dalmama sebep olmuştur. pişman mıyım? hayır,gene olsun gene yaparım.
    (gölge, 12.11.2007 00:20)
  6. yazdığı nick altı girisi ile şahsımı iletişimsiz bir hödük ilan eden 'deli'. ve fakat kendisinin inceliğine, neşesine, yaşama becerisine bakıp kızabilmek mümkün olmadığından kelli "bana biraz zaman ver bebek" repliğini atasım gelendir burdan. o (normalleşmiş-buhransız-histerisiz) günler gelince eskiye dönüp, onu yuvamın ışığı hayatımın manası dertlerimin doktoru yapacağımdır tekrardan muhakkak. bir süre daha yazdığı şiirsel-ince girilerle yetinmekteyim ruhumun rendelenmesi adına.
    dipnotçuk: bu giri fena halde kişisellik barındırmakta olup, yazarın özsalaklıklarına yer vermesi hasebiylen, saygısızdır bencildir dahası kınanasıdır..
    (maria puder, 13.11.2007 17:32 ~ 17:33)
  7. sözlükte online doktor adayı bulmak çok keyifli, her soruma cevap veriyor ve esprilerime dayanabiliyor.
    koruma isteme boşuna biyolojiksaat, ben seninle uğraşmayı çok seviyorum.
    (thomas, 18.12.2007 16:44 ~ 16:49)
  8. öpücükler benim tatlı kızıma...
    (thomas, 08.03.2008 10:38)
  9. şimdi nasıl bir türkü söylesem bu berbat sesimle ki anlasa geçen bahar ektiğim fidanın umursamaz yeşerişini. sonra yarından tezi yok; uzak bir yolda bilmediğim bir serinliğe gidecek olmanın bile içimi titrettiğini...
    ya da kendi anlasa, eski bir pazar günü balkona çıkıp; sokakta oynayan çocuğun elinde ki kağıt helvayı bitirmek istemeyişini, annesinin eline yapışırken ki masum aceleciliğini...

    boş şişelerinden hayatın şeklini tahmin etmeye alışmış bir adamın bile her gün doğan o aynı güneşin farklı farklı renklerini sezişini... nasıl anlatsam?

    ama oda bilir
    bende
    herkesde
    ne olursa olsun, peşindeki onca kediye rağmen, kırık kanadındaki sızıyla bile anlar yaralı bir güvercin yaşamanın o onulmaz sevincini...
    (atxaga, 23.03.2008 00:44 ~ 01:01)
  10. canına okuduğum şey, dili olsaydı, "kurtarın beni bundan!" diye bas bas bağırırdı. yıldızlarımız barışmıyor bir türlü. göz altı torbalarımdan biliyorum.

    mühim not: benim bunları biyolojik saat başlığına yazmam gerekiyordu.
    (geber marla singer, 25.03.2008 22:29 ~ 22:42)
  11. dünyanın koca bir yalan olduğunu görmüş.''daha dur, ne görmesi, daha yeni vizyona çıktı'' diyor.anlamıma pek takılamıyor.
    hayat, bütün kavramları oturup müthiş bir iştahla yermiş.anlat diyorum, anlatmıyor.suskunluğu hep beni korkutmuştur.korkum bir kat daha çıkışta.
    öfke diyorum...devamına hacet yok diyor.büyütürsen nasıl girebilirsin ki tekrar yaşam denilen bilmeceye, diyor.yaşıyoruz işte , sen farklı bir seyirde değilsin, bakış farklı o kadar, diyor.ve yine susuyor.

    hayat ne garip şey anne, bir yanda sözcüklere duyulan susuzluk, bir yanda sözcüklerle yaşanan prodrom dönem; lay lay lom diye gelen bozunumun sinyali.
    ip uçlarından banane be anne, hayatın ipinin ucu bu kadar kaçıkken.

    edit:seviyorum yahu ben bu yaratığı.
    (biyolojiksaat, 20.06.2008 19:26 ~ 27.06.2008 23:01)