canına okuduğum şey, dili olsaydı, "kurtarın beni bundan!" diye bas bas bağırırdı. yıldızlarımız barışmıyor bir türlü. göz altı torbalarımdan biliyorum.
mühim not: benim bunları biyolojik saat başlığına yazmam gerekiyordu.
dünyanın koca bir yalan olduğunu görmüş.''daha dur, ne görmesi, daha yeni vizyona çıktı'' diyor.anlamıma pek takılamıyor.
hayat, bütün kavramları oturup müthiş bir iştahla yermiş.anlat diyorum, anlatmıyor.suskunluğu hep beni korkutmuştur.korkum bir kat daha çıkışta. öfke diyorum...devamına hacet yok diyor.büyütürsen nasıl girebilirsin ki tekrar yaşam denilen bilmeceye, diyor.yaşıyoruz işte , sen farklı bir seyirde değilsin, bakış farklı o kadar, diyor.ve yine susuyor.
hayat ne garip şey anne, bir yanda sözcüklere duyulan susuzluk, bir yanda sözcüklerle yaşanan prodrom dönem; lay lay lom diye gelen bozunumun sinyali.
ip uçlarından banane be anne, hayatın ipinin ucu bu kadar kaçıkken.
ben anlatanların yalancısıyım; kelimeler yokmuş o zamanlar, birileri gördükleri aksaklıklara isim koyarken 'yalan' gibi, 'yanlış' gibi yalan-yanlış kelimeler koymazmış...
hem nasıl olacaktı/başka nasıl olabilir, tüm bu sökülen ilk taşta çökecek gibi duran, öyle eğreti ve tamir tutmaz insanlık karnavalına şaşkınlıkla bakarken, tüm bu ezberleri sökelim derken pasını kazıyıp yenilenmiş/güçlenmiş ezberlere toslamakla yetinirken; nasıl olacaktı/başka nasıl olabilir, hangi yolunu şaşırmış kelime bütün bu ipsizliği tarif edebilir? hangi 'yalan', hangi 'yanlış', bu çılgınlığa ne zaman dil uzatsan yolunu kesen 'kelime bulma krizleri'ne merhem olabilir?
biliyor, çünkü "sevilen şeyleri sevmediğiyle yıkıyor"; anlıyor, çünkü "kirlensin diye"...
bütün kavramları birbirine bulaştırarak anlatan yazardır. karmakarışık bir görüntünün içinde hayal edemeyeceğiniz kadar nettir derdi. görebilene yazar zira.
kimi gözlerin aseton gibi bir incelticiye ihtiyaç duymadan görebileceği mevzular değildir bahsettikleri. aslında söylemek istediğini fenomendeki çelişkin unsuruyla birlikte söyler. benim gözümde bir antitezcidir. aradığının zincirdeki belirleyici halka olduğunu düşünüyorum. bu halkanın kızıltılı bir rengi var. bu nedenle "daha ne kadar kaçabilir ki senden?". yaşamın ezberini sobelemekten keyif alan bir kimsedir kendisi. ama bilmem farkında mıdır, yaşam sen onu sobeledikçe saklanacak yeni yerler bulacak. yeni yerler bulmak için yakın çevrenden gittikçe uzaklaşacak belki de. bak şu anda bile gözle görülür karşıt eğilimler şekillendi.
işaret dili ile şiirler yazan sağır şairlerin şiir dinletilerinden çıkmak ve saklanacak yer bırakmamak lazım faziletsizliğe. yapılacak şey basit; durmamak. çünkü "eylemde durmak ölüm demektir"* kimi zaman.
tüm bunlardan sonra; kendini şımartmayı ivedilikle öğrenmesini dilediğim yazardır. bahar gelse de sandalyeyi kaptığı gibi güneşe doğru otursa yine.
tıp okuduğu kesin, kadın doğum stajı yapıyor olması muhtemel yazar.
sayesinde bir sürü latince kelime öğrendim bugün, bir de çocuk sahibi olmayı istememekte haklı olduğumu*.
düzeltme: pediatri stajı yapıyormuş efendim, zaten bebeklerden bahsediyor, nasıl doğduklarından değil, gayet mantıklı değil mi. gelin görün ki benim tıp bilgim kıt işte.