kulağında saatlerdir dönen
keane'den
somewhere only we know çalarken otobüste kafan cama yaslanarak dışarı dalmaktan yorulmayan bedenin içindeki yumruk büyüklüğündeki kalbin şarkıyla atar;
ı walked across, an empty land
ı knew the pathway like the back of my hand
ısrarla meydandaki kalabalığa bakmadan, gözlerin yerde kafanın içindeki suratı çekip atmaya çalışırsın. kara gözlerinin sana isyan eden bakışlarıdır onunla ilgili son hatıran. sırılsıklam olmuşsun, ayakkabın su almış, umrunda değildir;
ı felt the earth, beneath my feet
sat by the river and it made me complete
metroda bir iki kız suratına bakmıştır ve gördüklerine acımıştır, sıçan gibisindir, yüzünde hüzün vardır, yaradan seni bir tv yıldızı gibi yaratmamıştır. ne yazık... ;
oh, simple thing, where have you gone?
ı'm getting old and ı need something to rely on
so tell me when, you're gonna let me in
ı'm getting tired and ı need somewhere to begin.
özlemini çektiğin herşey çok uzaktadır. evinin önünden geçersin o kara gözlerin, dönüp bakmadan pas geçersin, dayanamadan bir mesaj çekersin "bir kahve?" diye. cevap gelmez.
yoluna devam edersin kaçacak bir yerin olmadan senle beraber tüm şehri ıslatan zoraki göz yaşlarından;
and if you have a minute why don't we go
talk about it somewhere only we know?
this could be the end of everything
so why don't we go, somewhere only we know
somewhere only we know.
seni silmiş birini unutamamanın ilacının olmadığını bilirsin. yine de sigarandan son nefesini çekip izmariti yere atar, kapıyı çalarsın...
ilacın olmayı deneyecek bir diğer beden bu gece sana zerk edecektir tutkusunu. "belki bir ihtimal" dersin kendine...
belki bu sefer kara gözleri silebilirsin başka bir çift gözle.