uçurumun kenarındayken gözleriniz kapalı yürüyebilmek ve kendinizi o kişiye teslim edebilmektir. bu mecazi olayı yapabildiğiniz kişi sizi asla sırtınızdan bıçaklamayacak biridir. herşeyinizi anlatabileceğiniz, sizi asla yargılamayacak ve kayıtsız şartsız iyiliğiniz isteyebileceğiniz biridir. sonsuz güvenmek, son nokta olan hayatınızı feda edebileceğiniz anlamına gelir.
o güveni kaybettiğinizde içinizde açılan yaraların, dökülen kanların haddi hesabı olmaz. bu cümleyi duymak bile gözünüzden iki damla yaş gelmesine sebep olur. nefes alamazsınız, boğazınızda düğümlenir, ağırlaşırsınız. sonsuzlaştırdığınız güveninizi kaybettiğinizde artık kimseye güvenemezsiniz, yapayalnız hissedersiniz. 'hiçkimseye sonsuzluk atfedilmemeli' ye alışırsınız. buna alışmak düşüncesi bile canınızı yakıyorken daha önceleri, şimdi içinde bulunduğunuz durumu kelimelerle tarif edemezsiniz.
mağaranın içinde sizin güvenlik ipinizi tutan biri varsa ve altınız da 50 metrelik karanlık bir delik varsa hatta ipi tutan kişiye sürekli yarasalar çarpıyorsa emin olun birine güvenenilebilecek maksimum nokta budur güvenebileceğiniz kişi ise o ipi elinde tutan kişidir. şeklinde yarumlayabileceğim cümle.
birine güvenmek, karşılıksız güven, sonsuz güven gibi kelimeleri duyduğum zaman, aklıma yıllar önce izlediğim bir dizinin* bir sahnesi gelir. karakterlerin adlarını hatırlamıyorum şimdilik biz onlara mehmet'le sevgi diyelim.
mehmet ve sevgi ilişkilerinde sorunlar yaşamaktaydılar, ne ayrılıyorlardı ne de geçinebiliyorlardı. sevgi'ye göre ilişkide güven sorunu vardı. mehmet bunun öyle olmadığını kanıtlamak için sevgi'yi bir uçurum kenarına götürdü, kadının gözlerini bağladı ve ben ne dersem onu yap diye talimat verdi. kadın kabul etti. uçurumdan yaklaşık 3 adım geride duruyordu kadın. savunmasızdı. mehmet bir adım at dedi. kadın tereddütlü attı. sonra bir adım daha at dedi. daha da tedirgin çok küçük bir adım attı kadın. bir tane daha dedi, kadın ağlayarak gözlerini açtı ve yapamayacağım korkuyorum dedi. bu sefer mehmet bağladı gözlerini. ben sana ne yaptıysam şimdi de sen bana yap dedi. kadın kabul etti. bir adım at dedi, adam kendinden çok emin bir adım attı. bir tane daha, adamda tereddütten eser yoktu, söyleneni yaptı. artık uçurumun kenarındaydı. bir adım daha atarsa aşağıya düşecekti. hayatı sevgi'nin iki dudağının arasındaydı, itiraz edemezdi anlaşma buydu çünkü. kadın mehmet'in gidecek daha fazla yeri olmadığını gördüğü halde, bir tane daha dedi. adam hiç tereddüt etmeden adım atacaktı ki kadın onu engelledi. sonra adam kadına döndü işte ben sana böylesi güveniyorum dedi. kadın ağladı.
gerçekten de aradan yıllar geçse de, filmlerde ona benzer milyon tane daha sahne görsem de; o sahnenin benim gözümde değeri çok başkadır. ne zaman ki birine çok güvendiğimi hissetsem, onunla bir uçurum kenarında olduğumu hayal ederim. tereddüt etmeden adım atabiliyorsam doğru yerdeyim ama atamıyorsam daha fazla söze gerek yoktur.
güven kavramından bahsediyoruz ve karşımızda bir insan var dolayısıyla kimseye sonsuz güvenmemek gerekir.
bu konuda çok sevdiğim bi amerikan filmi repliği vardır:
" şu hayatta iki kişiye güvenirim, biri benim öteki sen değilsin."
(bkz: çok güvenme dostuna ot doldurur postuna)
bu kadar çok güvenmek hayal kırıklığı yaratır.çünkü güvenilen kişi de insandır sonuçta.e güvenmemek de insanı çok yıpratır.en iyisi arada biyerde kalıp tetikte olmak.
not: "birine sonsuz güvenmek" kavramının kısaltması olup, oluşabilecek diğer anlamlardan yazarınız sorumlu değildir. beklenmeyen bir etki görüldüğünde lütfen doktorunuza başvurunuz.
ibrahim tatlıses'le yakın ilişkiler içine girmenize ramak kalmış durumdur.zira olası bir güven kaybı durumunda önceleri "ben nerde yanlış yaptım?" der bir müddet sonra bir kaç gece çarşafı gözyaşına, sigarayı ciğere bastıra bastıra sürmenizle olgunlaşan acınızla beraber "mutlu ol yeter" diyeceksinizdir.ha yok sarsıntı geçti ama artçılar hala etkiliyse "allah cezanı verecek" "nankör kedi" "kurşuna herek yok" gibi ibareler imdadınıza yetişecektir.bu haliyle bile ne kadar sağlıksız bir haraket olduğu ortadadır.zira beşerdir şaşacaktır,abatmanın ilahlaştırmanın anlamı alemi yoktur mantık ehli olup ruh sağlığınız için kimseye hakkından fazlası hak görülmemelidir.
insanın aynaya baktıkça gördüğü kişiden daha güvenilir birine hayatta her şeyden çok güvenmesidir..sorunları onun için sihirli değnek değmiş gibi yok edeceğine,yalnız hissettiği her an yanında olacağına,daima sadakat duyacağına,ona kırılıverecek bir cam parçası gibi hassas davranacağına,hayatında böyle bir kahraman olduğuna inanmasıdır..
birinden tüm bunları hatasz yapabilmesini beklemek bencilcedir belki,ama beklenir işte..güven boşa çıktıkça da öfkeden ziyade hayalkırıklığının titrettiği parmaklar klavyede doğru harfleri bulabilmek için uğraşır,bundan sonra sadece aynaya baktığında görünen kişiye güveneceğini yazabilmek için..
güzel bir hayal olurdu. hiç kazık yemeden sırtını dayayacağın biri var, sonsuza dek güvenle bakabileceğin biri var, sonsuz güven hissediyorsan herbir şeyin olmaya aday biri var. evet evet güzel bir hayal. keşke hayalden öte olsaydı sonsuz güven duyabileceğin biri olsaydı.
hiç tavsiye etmediğim, asla yaşamadığım, buna da hiç pişman olmadığım fazla iyi niyet içeren duygu. bir kere de "keşke güvenseymişim" diye kahrolduğumu hatırlamam. güvenmemek, hiç utandırmadı şükür. insan istiyor ya, bir kere de yanılayım, güvenmediğimden ötürü utanayım, yüzüm kıpkırmızı olsun, yerin dibine geçeyim, özürler dileyeyim, ağlaya ağlaya af dileyeyim, ayaklarına kapanayım diye.
sonsuz güvene dair bilinçdışı bir arzu ve yanılsama içinde olmaktır. oysa der ki, lacan amcamız, arzunun nesnesi yoktur. yani güvenildiği iddia edilen değil, güvenen ile ilgili bir meseledir.