içine attığın, haykıramadığın duyguların sonucu olan gözyaşlarını, birinin güvenine sığınarak dışarı atmaktır.
çok rahatlatır insanı. karşısındaki onun için o kadar önemlidir ki o anda, bırakmaması için sıkı sıkı bağlanır, göz yaşlarına hakim olmak istemezcesine..
hüngürderken akan sümüklerin ve salyaların diğerinin omzuna, koluna aktığını bilememektir.
hüngürderken sarsılırken, diğerini de iç çekişlerinle sarsmaktır.
ağlayıp rahatladıktan sonra, "ilk kim bırakacak" sıkıntısına düşmektir.
birine sarılıp ağlayınca insan sarıldığından güç alır ve kendini daha iyi hisseder ve yalnız olmadığını düşünmeye başlar..
kişinin içinde barındırıp biriktirdiği üzüntü verici duyguları, göz yaşları ve salya sümük olarak karşıdaki kişinin omuzu ve bilimum yerlerine akıtmak eylemi. bir nevi istem dışı duygu boşalımı.
kesinlikle rahatlatıcı bir eylem..düşünerek hareket etmiyorsun bir süre sonra.. gerisi geliyor zaten.. gözyaşlarınla birlikte sıkıntılarından kurtuluyorsun.. güvendiğin kişiye sımsıkı sarılıp onun da seni sevdiğini hissediyorsun..
(bkz:
@301576)
ne kadar üzgün olsan da, o sarılıp ağladığın insanın varlığıyla en azından onun olduğunu bilmek ve bunun rahatlığıyla karanlığı biraz delmek..
sarılacağın birinin var olduğunu bilerek aslında diğer taraftan mutlu olduğun durum.
duygusallığın moral bozukluğuyla insanı karman çorman ettiği son noktada tam bir teslim oluştur.
gözyaşlarını omzuna akıttığın kişiye derdi ortak koşmaktır. seni anladığını bile bile daha da duygulanmak, hıçkırıklarına ilmek atmaktır. çığlıklar içinde sürünürken mutlu olabilmeyi anlamaktır. zira herkesin omzuna yaslanıp da ağlayabileceği bir sahipliği olmaz.
sarılıp,omzuna başınızı koyarak ağladığınız şahsın da bembeyaz gömleğini akan rimelinizle mahvetmenize ve bu durumda onun da ağlamasına sebebiyet verebileceğiniz hadise.
zor zamanlarının hikayesini anlatamayacağın zamanlarda güvenli bir limana sığınma durumu.insanı rahatlatan bir durum.
uzun zamandır özlemini dyuyduğum olay.
hep yapmak istediğim ama hiçbir zmn yapamamış olduğum olay. birinin yanında ağlarken kendimi dibe vurmuş hissediyorum ve o halimi kimse görsün istemiyorum. keşke birine sarılıp hüngür hüngür ağlasam keşke...
sarıldığınız kişinin tanımadığınız biri olması sonrasında yaşanacak her türlü pişmanlığı önler. mutlaka bir kere yapılmalıdır. insanı rahatlatır, kendine getirir.
zaman zaman annemden daha fazla sevdiğimi düşündüğüm kayınvalide kişisini bir hafta önce morgdan alırken yapmak istediğim fakat soğuk bedenin beni ittiğini farkettiğim, yapamadığım hadise.
zormuş.
ağlamak zor değil aslında.o kadar çok da neden bulunabilir ki hüngür hüngür ağlamak için. insan elinde olmayan nedenlerden dolayı "dokunsan ağlayacak" konuma gelmiş olabilir.
ama ağlayamayız. ağlayamayacağımızdan değil, güçlü görünmemiz gerektiğinden de değil. hüngür hüngür ağlamak demek "bütün kalkanları indirmek ve şeffaf olmak" demektir. kırılmaya çok müsait, karşıdan gelecek olan en ufak bir tepkiyi de yanlış anlamaya çok daha fazla müsait...
o yaslanacak omzu bulmak çok zor işte. iş ortamına bakarsın hepsi yüzüne gülen arkadaştır ama omzuna yaslanıp ağlasan bütün plaza niye ağladığını 10 dakika içinde öğrenir bırak sadece kendi ofisini. ailden biri olsa dersin seni elinden tutup psikoloğa götürmeye kalkabilirler.dostlarım dersin, sadece ağlamana izin vereceklerine sana bunu yap - şunu yapma diye 10 maddelik bir liste sayıvarirler sen mendil ararken, senden çok daha iyi biliyorlar ya.
adam gibi "hüngür hüngür" ağlayamazsın bir türlü. bir şey açıklamak zorunda olmadan,sadece ağlamak istediğin ve 10 dakika sonra geçeceğini bilerek ve bildirerek.
halbuki o anda sadece sarılıp ağlamana izin veren biri olsa,konuşmasa,sırtını sıvazlamak zorunda hissetmese,sadece sarılma eylemini yapsa. belki sadece "anlıyorum" dese. ama o kadar...
işte o omuzu bulmak zor. yoksa her an ağlayabilirim/iz depoları boşatlmak için...
yalnız başına hüngür hüngür ağlamaktan çok daha iidir.çok daha rahatlatıcıdır.bu biri anneniz yada en yakın arkadaşlarınız olbilir.
annem dışında hayatta sadece
kankam ,
kardeşim dediğim insana sarılarak yaptığım eylem. fakat ne zaman ki gitti hayatımdan şimdi yalnızca anneme sarılabiliyorum.
(bkz:
kanka kaybetmek)
(billy, 04.08.2008 15:07)
film sahnesinden başka bir şey değilmiş.
bir gün denemeye kalkarsanız o hüngür hüngürlüğün akabinde akan burun sıvısı (sümük lan) sarıldığınızın omzuna düşüverince anlıyorsunuz.kişide bi iğrenmeye neden oluyor.bir dahaki seansta o insanı bulmak zor.her ağlamaya kalkışta yeni birini bulmak daha da zor.
herşey sahte ulan!
sarıldığınız sevgilinizse ve siz ağlamayı kestikten sonra sümüğünü de iyi sildin üzerime diye dalga geçiyorsa gıcık olma sebebidir. ne var yani sevgilinin sümüğü hem de ağlama sonrası gelen öyle şeffaf su gibi temiz birşeydir. sıçmadık ya denilesidir. ama sevgili kibarsa denmemeli. aa canım çok kabasın cevabı alınıyor. bu da uyuz olma sebebidir. en iyisi yalnız ağlamak.
yalnız ağlamaktan daha iyidir. hele hele de sevgiliye sarılıp ağlıyorsan o ağlama bile yakmaz canınızı. bilirsiniz sevdiğinizin kolları sarar sizi sımsıkı, o omuz sizindir, elleriyle siler gözyaşlarınızı. ama yoksa, gitmişse, ağlıyorsan çaresiz, yalnızlığı yaşıyorsan işte o çok koyar.
bir dost, bir sevgiliye sarılıp ağlamak bazen iyi bile gelir insana. ama sevgiliden uzak hele de o akıtıyosa gözyaşlarını deler geçer sizi hem de tarifi imkansız şekilde.
hayatımdaki en büyük eksikliklerdendir.
neden insan yalnız başına kaldıığnda kuytu köşelerde ağlar?
neden kimse bilsin istemez?
utangaçlık mı?
yoksa ağlanacak omuz bulamamak mı?
neden koyveremez kendini?
neden hep sıkar?
neden bir dilenci çocuk için eve gelir ağlamak için?
neden üzüldüğünde yalnız bırakır kendini?
içini mi saklar?
yüzünü mü gizler?
erkekler ağlamaz mı?
neden ağlamaz?
can baba ile biteyeyim.
sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
(bkz:
can yücel)
tarih: 22.06.2008
saat: 18.20
yer:
izmir otogar
allah' ım sanki bir işkence yaşıyorum hem gitsin bir an önce diyorum, hem de "gitme kal" diye içimden avaz avaz bağarıyorum. yanımızda başkaları var diye sarılamadım bile sana ama buldum bi yolunu terminalin içinde sımsıkı sardın beni ve " sakın ağlama " dedin. evet ağlamadım, sen otobüse bindin gülücükler saçtım sana, az sonra kopacak kıyametin öncesinde ki gülümsemeler bunlar. otobüs kalktı ve sanki sen bana sırtını döndün gidiyorsun. öylece bakakaldım arkadandan ve işte o an. o içimde tuttuğum artık dayanamadığım boncuk boncuk damlaları dışarıya dağıtma vakti gelmişti. dost elleri sardı belimden, başımı onun omzuna yasladım ve hıçkıra hıçkıra salya sümük ağlamaya başladım. onun giderken beni saran kollarından sonra (o kadar huzur bulmasam da, e arkadaşın yeri farklı sevdiceğin yeri apayrı ) bi dostun beni sarması çok iyi gelmişti. gözlerim yanmaya başlamıştı, açamıyordum gözlerimi. kendime geldiğimi düşündüğüm saniyelerde başımı kaldırdım ve " allah kavuştursun " cümlesini duydum. eh be kardeşim, sevgili arkadaşım yapılır mı lan bu bana. hayır tüyü dikecek vakit miydi yani? tam kendime gelmişken tekrar aynı şekile soktun beni.
(bkz:
ah ulen ah yaktınız beni)