sınıf atlama çabası yüzünden girmedikleri delik kalmayan, hasbelkader gittikleri lüks mekanlarda yakayı ele vermeme adına gelişigüzel verdikleri yemek-içki vs nin içlerinde patlaması sonucu hasetlerinden yalana yalana etrafları süzen zavallılar. hemcinslerinin bi üst, az biraz hayata karışan modelleri.
restoran cafe bar gibi yerlere girdiklerinde geçmişlerinin getirdiği ağır ezilmişlik, görmemişlik, yokluk sonucu kasıldıkça kasılır bu tipler. hayır yani geldikleri yere, dünlerine, bugünlerine sahip çıksalar, mert gibi arkalarında dursalar, sorun çıkmayacak, ama bu tuhaf yaratılışlar tüm geriliklerine rağmen ortamdan, yemeklerden, mönülerde yer alan her ayrıntıdan anladıkları, bildikleri izlenimi vermeye çalışıp sıçtıkça sıçarlar.
yemeklerin adını söyleyemez, çok mecbur kaldıklarında “şu numarayı istiyorum” deyip, sanki tüm mönüyü ezbere bildikleri havası yaratma peşinde koşarlar. halbuki sipariş verdikleri şey konusunda en küçük bilgileri yok. yani var ya bunların toplu gerçekleştirdikleri medeni olma ayinlerini izlemek çok hoş. siparişler geldiğinde hepsinin yüzü şekilden şekile girerek tüm tuh hallerini yansıtıyor. sikik yemek söyleyenler “aaa tam da istediğim” gibi şeklinde yalandan kafa ütüler, az buçuk idare edenler içlerinden homurdana homurdana yumulur, gecenin şanslı varoşları ise sınıf atlama sürecinde önemli bi basamak çıktıklarını düşünerek sevinir.
bütün gece insanların birbirini kıskanması, “acaba onunkinin tadı nasıl, keşke ben de söyleseydim, yoksa benim sipariş daha mı afili” şeklindeki abukluklarla geçer. aslına bakarsanız cafe lerdeki masaların genelinde bu rüzgar eser. sohbetten çok söylenen siparişlerin yarattığı etki konuşur. acaba gecenin şanslı piçi kimdir? herkes gidene kadar onun gözünün içine bakarak konuşur.
işte bu kadar küçük insanlar. yahu bilmediğiniz, ilk defa gördüğünüz içkileri-yemekleri sipariş edip caka satmanın alemi ne ya? herkes her şeyi bilecek diye bi kaide yok. ayrıca herkes her şeyden faydalanacak, girecek, kullanacak diye de. yukarıdakiler ile aşağıdakiler-kıyıda köşede kalanlar arasında büyük mesafe var. ve bu her zaman muhafaza edilmeli. hadsizliğin alemi yok.
kendileri hakkında ünlü bir sanatçının ünlü bir şarkısı vardır.
menün eline değse, elini kıskanırım
birine sipariş verirsen siparişini kıskanırım
kıskanırım seni ben
kıskanırım siparişlerden
bu nasıl cafe allahım
öleceğim derdimden..