ukteci:
geber marla singer
kim ne derse desin garsonların yönettiği bir dünyada yaşıyoruz. onlara anneye bağımlı bebekler gibi muhtacız . ihtiyaçlarımızı karşılamaları için gözlerinin içine yalvarırcasına bakıyoruz. bizi fark etmeleri için ellerimizi çılgınlar gibi sallıyoruz.
düzenlenen son g8 zirvesinde kuzu gerdanı için sos arayışında olan
angelina merkel'in garsonu yanına çağırmak için yaptığı tutarsız hareketler,
romano prodi'nin biraz daha iran havyarı alabilmek için sağ elini kaldırdığında servis elemanının aniden arkasını dönmesi ve başbakanın kontrpiyede kalış anı,
nicolas sarkozy 'nin boş kadehine yönelik umutsuz bakışı ; bunlar herşeyi açıklayan kareler. zirveden akılda kalanlar. en azından benim aklımda kalanlar...
dilerseniz makrodan mikroya geçerek devam edelim. ben de üzerime rahat bir şeyler alayım:
iki biradan fazlasını içemeyen bir kimseyim. birinci bardağın ortalarında çakırkeyif, ikincinin başlarında ise sarhoş oluyorum. yapım böyle . ve bu yüzden de her bir damla benim için çok önemli. sıvının küçük bir kısmı, bardağı her kaldırdığımda benden bir parça alıyor. miktarı azaldıkça sıvı dudaklarıma daha çok değmiş oluyor. bu yüzden bardağın dibindeki bana daha yakın, daha benden oluyor.
ısınmış olabilir. asidi kaçmış olabilir. ama o götürdüğün canımdan bir can. belki o yudumla birlikte cesareti bulacağım. aylardır açılamadığım kıza aşkımı ilan edeceğim. belki coşku, belki neşe; duygularımı salacak, dizginlerimi bırakacağım. ama o bardak gittiğinde geride kalan tek şey hüzün oluyor...arjantin acı vatan...
durdurmayı istiyorsunuz ama olaylar hep çok hızlı gelişiyor. kül tablasını boşaltmak için geldiğini düşünüp rahatladığınızda bardağınız elinizden çekilip alınıyor. herhangi başka bir şeyle meşgulken ; iki çakmağı uç uca birleştirip yakarken, sigaranın ucuyla jelatin üzerinde küçük noktalar oluştururken veya arka taraftaki morlu kıza masadakilerle aynı anda dönüp bakarken bira çoktan gitmiş oluyor. o anki çok post apokaliptik bir hissiyat. tina turner'in oynadığı
mad max filmindeki kafese girmişcesine bir his. "iki kişi girer bir kişi çıkar"...yok, bu uymadı. daha çok
indiana jones the temple of doom filmindeki eli göğüs kafesine daldırıp atan kalbi çıkarma sahnesi gibi. garson o gaddar yerli gibi. bense "daha atıyodu lan, işe yarardı" diyen mağdur gibiyim.
sadece bir kez dur diyebildim. bugün yaşanmışçasına net hatırlıyorum. 2003 senesinde izmir buca'da bir pidecide 12-13 yaşlarındaki bir garsona ayranımı götürmeye çalıştığında dur dedim. her ne kadar ağzımdan sarkan roka parçası sarfettiğim kelimenin "döar" veya "röah" şeklinde çıkmasına yol açmış olsa da o anı düşündükçe hala gülümserim. ne kadar cevvaldim öyle...