bir zamanlar milliyet gazetesinin verdiği maketler   

adana çık aradan

  1. 90-92 yılları arasında bir furya ulan, 3-4 gün zarfı içerisinde bölüm bölüm verilen ve akabinde maharetli ellerde, tv'de reklamlarda gösterilen esere dönüşen güzel günlerdir, zamanlardır, heyecanlı bereketli anlara yol veren güzel bir eylemdir. tekrar edilsin


    80 ve 80'e yakın kuşaktaki arkadaşlar hatırlayacaklardır: uzay gemisi, viking köyü, korsan gemisi, mısır tapınağı, şu oyuncak evlerden(ön tarafı açınca içinde sandalyeler, masalar vb ev eşyaları görünen) vb

    biraz çocukluktan anılar gibi bir şey olacak; ama yazılanları okuyacaklar çıkarsa eğer ve o zamanlarda bu tür eylemlerle meşgul olmuşlar, o günlerine döneceklerdir sanırım ya da hakikaten lan şimdi de verse ya lan milliyet gazetesi diyeceklerdir.

    ilk hangi maketle başladı tam olarak bilmiyorum. zaten o zamanlar bu maket olayları pek revaçtaydı. şimdi bebelerin elindeki gibi her veledin elinin altında bilgisayar ve türevleri olmadığı için "çocuk vakti" oynama, zıplama ve bilumum bunun türevleri ile doldurulurdu.
    o zamanlar revaçta dedim, tursil kutularının ardında da çiftlik maketi olurdu. tabii tamamı değil. işte anneniz tursil alacak, sonra o tursil bitecek, siz de boş kutunun arkasını keserek oradaki şekilleri katlayıp bükerek bir kısım çiftlik araç gereçleri; hayvanları ya da ahır türü şeyler yapacaksınız. ne kadar çok tursil, çiftliğin tamamlanmasına o kadar yaklaşmak. her neyse, biz milliyet'in verdiklerine dönelim.

    bizim yaşadığımız yerde gazete satan bir yer vardı, parkçı ahmet amca. bu maket olayları başlayınca bir aşkla şevkle buraya giderdim sabah erkenden. çünkü küçük yer olduğu için, misal 10 tane milliyet gazetesi geliyorsa 2 tane maket geliyordu. ve siz ilk parçayı ya da parçalardan birini kaçırdıysanız, aldıklarınız, yaptıklarınız hiç bir işe yaramazdı. benim başıma gelmedi bu, çünkü bir kere kafaya takmıştım.

    ilk, uzay gemisini yaptım sanırım. dün gibi hatırlıyorum. muhteşem bir şey olmamıştı, biraz zorlamıştı; ama iyiydi. bu arada nasıl yapılacağı gazete anlatılıyordu tabii. anneme gururla gösterdim ama oralı bile olmadı. sonuçta biz gazete almazdık, okumak için alsak ve ben onu okusam ne güzel, annem mutlu olurdu. ama ben, ilgili yerler dışındakilerle hiçbir şekilde bağ kurmadığım için bir nevi israf, bir nevi fuzuli para harcamaktı. hem yapıştırmak için de uhu, 404 gerekti, bunlar da paraydı. dahası baya da yapıştırıcı gidiyordu namussuza.

    sırayla gitmiyorum, sırası aklımda değil. ama sanırım daha sonra mısır tapınağı inşa ettim. artık annemin tepesi de atıyordu. bu mısır tapınağı baya hacimli bir şeydi. onu koyacak yer yoktu. uzay gemisi gibi büfenin üstüne koymak gerekirdi; ama annemin evinin düzenini bozuyordu. ve evet acı olsa da kadınlar biraz böyledir. sahip oldukları eşyaları ile organik bir bağ kurmuşlardır ve onların nizamlarını bozan her şey onların düşmanıdır ve bir an önce yok edilmelidir. eşyalarından biri eskimişse onu ancak kendileri ortadan kaldırırlar. tabii onların ortadan kaldırma yöntemleri de değişiktir. eşya parçalara ayrılır ve başka alanlarda kullanılmak için bir yere istiflenir. ve nasıl oluyorsa işe yarayacağı zaman da o hatırlanır. şimdilerinin kadınlarını bilemem tabii, ama eski kadınlar her zaman daha iktisatlı olmuştur, hafiften yokluk nedir bildikleri için. her neyse.

    mısır tapınağım bir harikaydı. sütunları yaparken biraz zorlanmıştım. sonuçta katlıyorsun kardeşim, silindir şeklinde sokarken istemediğin yerler bükülüyor, pek hoş şeyler olmuyor.
    bir kötü tarafta yapışkanın ele yapışması idi. hayır yapışmasına bir şey demiyorum da, kestiğin şekillerden birini katlarken eldeki yapışkan(eldeki hafif kirle birleşmiştir) şekle yapışıyor, hoş olmayan görüntüler meydana getiriyor. ulan o zaman bile estetik sahibi bir veletmişim be...peh peh...

    mısır tağınağımın sütunları arasında dolaştığımı hatırlarım. mısırı sadece derslerden bilen bendenizin elinde 1/1, 1/100, vb olmasa da bire bilmem kaç ebatlarında, öz be öz türk malı olan bir tapınak vardı.

    misafir geldiğinde(büfeler misafir odasında olurlar genelde, incik boncuk ve bilumum tabak çanak büfede sergilendiği için) "a hanım o büfenin üzerinde duran nedir?" diye sorduklarında annem, işte bizim oğlan öyle fuzuli bir şeyler yapıyor... aman anne, ne yaptın! belki ben mimar sinan gibi bir adam olacağım; olamam mı, neden yüksek meslek hayatımı baltalıyorsun?

    milliyet gazetesi de alışmıştı, baktı ki çoluk çocuk bunun hastası olmuş devam ettirelim o zaman. aman devam ettirin abi. sonraki olay korsan gemisi idi sanırım. allah'ım ne gemiydi ama. inanır mısınız en sonunda o direklere ipler yapıştırmıştım, aynı direklerdeki halatlar gibi. baya göze hoş görünüyordu. gözlemci arkadaş bile vardı. muhteşem bir korsan gemisi idi o, kağıttan da olsa. en gurur duyduğum eserlerimden biridir. annemin sabri taşmıştı artık, sana para da vermem, bunlardan evimde bir daha görmek de istemem, bunlar sobada güzel yanar; bak yaptın, onları oraya koydun, ben ne anladım bu işten diyordu sürekli. evet rahatsız ediyordu onlar onu. her yönden. ama valideceğim sonuçta onlar benim büyük eserlerim. biraz maddi destek göster ki, ben yeni yeni eserlere imza atayım. ama yok, patron memnun değildi eserlerden ve para musluğunu kapatmıştı.

    hayır şimdi o eserlerle ne kadar oynayabilirsin ki? onlar oynamak için değildi ki, sonuçta kağıttan, göstereceksin, ara sıra bakacaksın, vay be ulan ben neler yapmışım diyeceksin kısıtlı olanaklarla. sonuçta maket bıçağımız da yok, zaten varlığından bihaberiz. bizim en iyi dostumuz bu işlerde, annemizin entari kesmede kullandığı büyük makas. gavur da ne güzel keserdi, maşallah.

    sonuçta ben takıntılı bir adamım. ne eder eder o viking köyünü yaparım. evet tv'de reklamlarını ilk defa gördüğümde kendimden geçtim. o köşeleri nasıl katladığımı, o şehrin her duvarına nasıl hayat verdiğimi düşündüm, heyecanlandım; ama büyük bir engelimiz vardı, sanat ve sanatçının düşmanı validem.

    bizim bir berber abi vardı, berber halil. kime sorsanız bilir. bizim orada isimleri salt söylerseniz bilmezler. yaptığı işi sıfat olarak kullanacaksınız: değirmenci goca göbek halil ağa(rahmetli), bakkal şakir efe(rahmetli), gaveci amat(kahveci ahmet), terzi mustafa...
    bu abimize gittim ben. çocuk ve çoluğun dostudur. zamanının komünistlerinden. dünyalar tatlısı bir adam. dosto* mosto bitirmiş, victor hugo hastası. milliyet gazetesi de alır. ona meramımı anlattım utana sıkıla. ben bilmiyorum dedi. ama sen alırsın gelirsin benim gazeteyi, kortonu da sen alırsın. evet onlar için karton, benim için büyük eserimin köşetaşı, mihenk taşı..her neyse abartmaya gerek yok. tamam almasına alacaktım da nerede yapacaktım, tamam yaptım diyelim nereye koyacaktım..? ama bir şekilde yaptım, burada anlatamam ve bir şekilde onu eve soktum. burası ajanlara bile taş çıkartacak cinstendir.

    velhasılı kelam çok sonraları içindeki eşyaları görülen evi yaptığımda diğerlerinin yerinde yeller esiyordu. annem yakmıştı dediği gibi bir kısmını, korsan gemimi kendi ellerimle parçalamıştım. eğer yaptığın şey yıkılacaksa bunu sen yapmalısın. ama bizim valide herhalde sanat dostu oldu ki bizim içi görünen evimize büfesinin camekanlı bölümünde yer verdi. orası mühim bir bölümdür, her eser yer alamaz orada. sonra da her gelene bunu benim oğlum yaptı dedi. olsun diğerleri heba oldu, ama hepsinin anısı onda yaşadı. tabii ta ki...

    evet o da gitti. o yüzden diyoruz ki, milliyet'teki abiler, o maketlerden tekrar versenize, aynıları olsa da olur, alır yaparız.
    (necmettin, 02.09.2007 00:47)


  2. deliler gibi uğraşıp yaptığım kocaman şehrimdi. bahçesinde kuyusu olan evim, bahçesinde ağaçları olan evim, bahçesinde ördekler olan evim, bahçesinden dere geçen evim...kovboy barım. değirmenim. kuleler...oğlum çok zengindim haberin yok.
    (alkolikikon, 02.09.2007 00:52)
  3. daha sonradan yanılmıyorsam radikal ve yeniyüzyıl gazeteleri tarafından tekrar hortlatılmaya çalışılan kampanya. hatta o içindeki eşyalar görünen evi bir güzel yapmış daha sonra içerisindeki her oda ve eşyanın yanına ingilizce isimlerini yazarak dönem ödevi diye ingilizce dersinden yıldızlı pekiyiyi çakmıştım. tepesinden sınıfa iple asınca ne de güzel duruyordu namussuz. tabi sınıftaki karizmamdan bahsetmeye gerek bile duymuyorum.
    (uncle, 02.09.2007 00:58)
  4. hafızam beni yanıltmıyorsa ilk olarak f-16 maketiyle başlayan kampanyalar. sıcak bir yaz ayı boyunca bu gereksiz faaliyetle uğraşan bir birey olarak olsa da yapsam dememekteyim. zaten mahallede herkes yapıyor diye oturup yapıyordum. bana kalsa ortada sıçan oynardık bütün gün.
    (just call me daydreamer, 02.09.2007 00:59 ~ 00:59)
  5. (bkz: gazete promosyonu karton ev)
    (jack, 02.09.2007 01:00)
  6. bir ara evimizi maket uçak müzesi haline getirmişti bunlar, daha sonra mezo dalapen, mezo dapute gibi isimleri olan evleri saatlerce uğraşarak binbir emekle yapardık. daha sonra anladık ki bu kartonlarla çok güzel soba tutuşturuluyormuş.*
    (acayip biri, 02.09.2007 01:03 ~ 03.09.2007 12:02)
  7. erkenden uyanıp babanın eve gazete getirmesini beklemeye yol açan,şimdilerde düşündükçe tebessüm ettiren maketlerdir.şimdiki çocuklara acıyorum bunları göremedikleri için.bir de yeniyüzyılın vermeye başladığı k'nex ler vardı.biz onları şimdiki neslin yaptığı gibi toys r us tan alamazdık.ne iyi dimi bir kutu k'nex e ya da makete dan diye sahip olmak.zordu bizim gibilerin çocukluğu.

    (bkz: sözlük yazarlarının çocukluğuna inmek)
    (uçan tavuklar kümesi, 02.09.2007 01:03)
  8. maket uçak vardı bi tane içindeki lastik sayesinde kurulup bir süre uçması sağlanıyordu babamla yapmıştıkta sonra evin bahçesinde uçurmuştuk ama ne yazık ki iniş için herhangi bir mekanizması olmadığından kısa ömürlü olmuştu şimdi olsa yine alırdım şimdi cd veriyorlar içinde uçuş oyunları filan var.
    (monteburns, 02.09.2007 01:22 ~ 01:26)