merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

bir kadını sevmek

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. sana aşık olmasını ummak
    hayaller kurmak
    bir akşam sevişmek
    bir sabah kahvaltı yapmak
    bir pazar sinemaya gitmek
    “seni seviyorum” dese ne yapacağını bilememek
    arada bir hüzünlenmek
    yine de her gördüğünde zamansızlaşmak
    hatta bazen konuşamamak, duyamamak
    onun için okumak, yazmak, çalmak, söylemek
    sonra yine dertlenmek
    üzüntüyle boğuşmak
    yalnızlığa ağlamak
    ardından iki kadeh içmek
  2. benim gibi ilkokuldayken ders başında silgisini alan çocukla ders sonunda geri vermediği için bile kavga edebilecek kadar hat safhada sahiplenme duygusu olan erkekler için hayli acı verici hadiseler bütünüdür.
  3. bir çizgi roman kahramanı olmaktır bir kadını sevmek... özel güçleriniz varmışcasına güçlü hissedersiniz.. asla yenilmeyeceğinizi düşünürsünüz, çizgi kahramanlar hiç yenilmez...

    bir dalai lama olmaktır bir kadını sevmek... sonsuz bir şefkat sahibi olursunuz, adeta onun yaptığı ve yapacağı hataları affetmek için dünyaya gelmişsinizdir.

    bir anka kuşu olmaktır bir kadını sevmek... defalarca yanarsınız ama yeniden doğarsınız. herkes küllerinizden doğduğunuzu sanır ama aslında özünüze kadar işlemiş başka bir şeydir sizi öldüren ve tekrar tekrar hayata döndüren...

    ..ve bir dodo kuşusunuzdur aynı zamanda... o kadar aptalsınızdır ki, avcı/kadın silahı alır, bakarsınız... yanınıza gelir, bakarsınız... silahı kaldırarak gerilir, yine bakarsınız... ve kafanıza indirir, kaçmazsınız... zaten en başından teslimsinizdir, her şeye razı...

    en sonunda allah'a inanmaktır bir kadını sevmek... bir mucize içinde olduğunuzu anlarsınız ve tesadüf kelimesi anlamını yitirir...
  4. eğer bu şeyin adı sevgiyse yerlerine göre akıl hocası, baba, sevgili, tutkulu bir aşık, hayvan(evet hayvan), öküz(hayvan bu da ama başka türlü o, sus dinle iki dakika!), arkadaş, dost, kadın(!) ve bilimum sıfatlara bürünmeyi denemektir.

    kimi zaman anasıyla kavga eder, dert yakınır. kadın değilsinizdir, hem hissedemez, hem anlayamazsınız, üzülürsünüz. düşünüp bir şey üretmeye çalışırsınız ama yetersiz kalırsınız, beceremezsiniz. tutup kolundan götüresiniz gelir ama o kadar kolay değildir, içinizde patlar.

    kimi zaman arkadaşlarıyla bozuşur, kavga eder, gelir omzunuzda ağlar. sizden zerre haz etmediğini bildiğiniz arkadaşları için tavsiyeler verir, sırf o mutlu olsun diye yaptıkları onca şeye rağmen gidip konuşmaya çalışır, bir kere daha rezil olursunuz. yine sineye çekersiniz. çünkü önemli olan rezil olmanız veya arkadaşı değildir, önemli olan odur. onun anlamasıdır. hayat uzundur ve her zaman arkadaşı olacaktır. bunu anlamasıdır. o yüzden kimseye kendini üzecek kadar değer vermemesi gerektiğini anlatmaya çalışırsınız. ama bunu açık açık söyleyemezsiniz, söylemye çalışır beceremezsiniz.

    kimi zaman kucağınıza oturtup başınızı, omzunuza yaslanmış başına yaslar ve anlatmaya başlarsınız çocuk aklınızla. bir yandan ona hayatın gördüğünüz bokluklarını anlatmaya çalışıp bir yandan da kendinizi sorgularsınız "ben ne kadarını biliyorum ki" diye. ama istediğiniz şey çelişiktir. hem gaddar hem duygusal olması ne kadar tezatsa siz onu istersiniz. kendi olduğunuzu sandığınız şeyi. aslında sonra yine kendinizi sorgularsınız "ben becerebildim mi ki" diye.
    bazen de sınır tanımadan kıskanma, kızma ve kısıtlama isteğidir. hani kedi yavrusu gibi kutuya koyup saklamak istersiniz. "kimse görmesin amına koyayım", "kimse bakmasın ona", "kimse ağzını açıp üzemesin", "hiç bir erkekle arkadaşı olmasın, erkek değil mi amına koyayım, kayar aklı gene belaltına" diye düşünürsünüz. çünkü siz kendi hem cinslerinizi beğenmediğiniz için farklı olmaya çalışırsınız düşünsel anlamda.

    yönetmek istersiniz. onun üstünde hükmünüzü kurup egonuzu tatmin etmek bir yana dursun, köle gibi emirlerinizi uyguladığı zaman herşeyden saklayabileceğinizi düşünürsünüz. öyle midir peki? tabii ki hayır. ama insansınızdır, türksünüzdür, erkeksinizdir ve bunlar bir araya geldiği zaman ne kadar kendinizi zorlasanız da düşüncesiz bir öküzsünüzdür. bu yüzden yanlış düşünür, beceremezsiniz.

    bazen erken boşalma yüzünden kendinizi suçlu hissedersiniz. o zevk bile acı gelir. onu yeterince doyuramadığınız, mutlu edemediğiniz için suçlu hissedersiniz kendinizi. kafanızı aşağı eğip başlarsınız küfürleri saymaya. "ulan olmasaydın!.." derken jetonunuz düşer ve "hiç olmamasındansa..." diye düşünürsünüz. o, mutlu ondan bile, bilirsiniz. bunu bildiğiniz zaman daha da suçlu hissedersiniz işte.

    bazen çılgınlık yapmaktır. fırlamalık, piçlik veya o tarz şeyler değil. uluorta konuşulamayacak şeyler yapmak, olmayacak yerde, olmayacak zamanda...

    sırdaş olursunuz. paylaştığınız bir çok şey sırdır aslında. yavaş yavaş azalsa bile...

    bazen sırf o haliniz hoşuna gidiyor, bunu biliyorsunuz diye düşüncesiz ve öküzmüşsünüz gibi davranırsınız. sırf o yüzü gülsün biraz diye. can sıkıntılarını bildikçe daha çok mutlu etmeye çalışır ve bunu yapmaya çalıştıkta daha da çok üzersiniz.

    en önemlilerden biri de duygusal anlamda bir çok şeyi doyasıya yaşamanızdır. öfke, sevgi, aşk, hırs, nefret, kıskançlık ve şuan aklıma gelmeyen bir sürü duygu.

    ama her ne olursa olsun her zaman kötüdür. çünkü severseniz, kıskanırsınız. ve eğer kıskanan her erkek benim gibiyse kadınların vay haline...
  5. "daha derinlere inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. siz, bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. siz, arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil."

    nietzsche, maddenin görünen kısmının ardında saklı olan fiziki ögeleri böyle anlatmış.
    ne kadarı doğrudur bilemeyiz...
  6. bir kadını sevmeninin güzelliği, mutluluk gözyaşlarını akıttığında gönlünde açan gökkuşağı renklerinin tarifsizliğine eş değerdir. acısı ise etrafını sarmalayan ateşten biçare akrebin gözyaşlarında saklıdır. bu duyguları haketmek ise bir şelaledeki damlalar kadar sınırsız olabilmekten geçer.
  7. olmayan bir hayatı var etmek gibidir. o'nun için, "yok"tan var olmaya çalışmaktır.

    hayatın her yanından oluk oluk dert akarken, yalnızca o'nun ışığını görüp gülümseyebilmektir.

    tüm bu dertler yetmezmiş gibi, bir de o'nun dertlerinin peşinde koşmaktır.

    "sevmek", "aşık olmak" değildir. o, eskidendi... kalmadı şimdi o'nu, benim gibi sevecek.

    sadece o'na en mükemmeli verebilmek için kendini feda etmek... istemediği halde, yapma demesine rağmen...

    "fedakarlık kendinden verdiğin değil, vermek istemediğin halde; sırf ben istiyorum diye yaptıklarındır benim için!" derken, o'nun fedakarlık anlayışına göre, görmeyeceğini bile bile feda edersiniz kendinizi...

    hiç beyninizin ne kadar önemli olduğunu düşündünüz mü savaşlardan, ticaretten, siyasetten vakit ayırıp? peki hiç o beyninizi kullanamayacak hale getirecek kadar feda edebilecek kadar cesur olan var mı içinizde?

    ben; her şeyi beynimde yaşarken bir virüs gibi soktum o'nu içeri. bilerek, isteyerek... o'nun dışındaki herşeyi attım. evin sadece dört duvarı gibi bomboştu.

    o'nu öyle çok sevdim, öyle çok önemsedim ki... o'nun hakkında edilen tek bir kelime dahi benim için en büyük ilim kadar değerliydi...

    şimdi dipsiz bir çukurdayım. yukarda yalnızca küçük bir ışık, yine öfkemden biraz kaşlarım çatık. çatık amma, öyle evvelkiler gibi değil! hala çıkmayı düşünüyorum ordan. peki o aydınlıktan kaçan ben değil miydim, şimdi niye dönmeye çalışıyorum o'na? çünkü beni avutabilecek tek yer orası. sensizliği düşündürmeyecek kadar kalabalık tek yer orada... senin hep olduğun yer aslında...

    kimse görmesin, bilmesin isterken seni... sen hep göz önünde olmayı istedin. her zaman, herkese karşı açık bir kapın, tatlı iki güzel sözün vardı. oysa ben öyle değildim. gaddar, umursamaz, maçoydum! benim her yıktığımı, dağıttığımı toplamaya çalıştın. oysa ki; ben, onları senin için yıkmıştım! sana bakmasın, laf etmesin, zarar vermesin diye yıktım, geçtim herşeyi, herkesi. şimdi ne oldu?

    ne oldu, biliyor musun? bilmiyorsun... iyi oku o zaman... çünkü bir daha yazmayacağım böyle şeyler senin için.

    herkesten, herşeyden uzaklaştırıp "sadece seni istiyorum, kuru ekmek bile yeter"vari sözlerin için yıktığım tüm görüntüsü güzel şeylerdi aslında senin istediklerin. ettiğim iltifat, paylaştığım mutluluk, aldığım hediye, yaptığım sürpriz kadardım ben. oysa ki hep dert ortağın, sebepsiz sevdiğin olmak istedim, biliyorsun. sırf içinde "sen" olduğun için pireyi deve yapıp olay çıkardım gece vakitleri. bir yumruğuyla beni yere serebilecek adamı tek bakışımla kaçırdım ortamdan. o bakış benim değil, "senin"di...

    ben, şimdi senden vazgeçtim. "senin" gibi yaşamaya çalışıyorum. diğer insanlar gibi... tamah ettiğiniz o değersiz şeylere anlam yüklemeye çalışıyorum.

    babam demişti bir zamanlar... "üzülürsün!" ama kabul etmedim. bilirsin huyumu, kafama koyduğumu yaparım...

    üzüldüm. hem de hiç bir şeyin beni üzemeyeceği kadar üzüldüm. cenaze haberlerinin, gözyaşlarının, çekilen onca manevi sıkıntının, değişen hayatların olduğu bir kargaşada tek dik kalabilenken...

    o gece babamı kucaklayıp yerden kaldırırken gözleri büyümüştü. tam ters rollerdeydik. annem ağlamaktan hıçkırıklara boğulmuş ne yapacağını bilmezken "sakin ol, geçecek!" deyip kafasını göğsüme bastırırken bana sarıldığında hissettiğim sevgiden bile çoktu sana olan sevgim.

    sabahın beşinde meyve aradım ablam için. değil sabahın beşinde, çevrede aramak, gecenin üçünde membağına giderdim senin için!

    çünkü sana hep söyledim... ben, seni sevdim... ama sen hiç bir zaman kıymetini bilemedin...
  1. 1