sakin, durgun, sıkıntılı ve sıcak bir gündü... ya da sadece sakin başlamıştı. bilmiyorum. arkamda "turkcell super lig hiç bitmesin" yazan afiş, önümde ise ellerini cebine, omuzunu ise geriye atarak, "durak boyu karizma insanı" şeklini tamamlayan 19-20 yaşlarında bir genç vardı... kah geçen liselileri kesiyor, kah işaret ve baş parmağının yardımı ile, başını önüne eğerek, burnunun ucunu sıvazlıyordu... derken. kaşındım. kaşıntı giderek önüne geçilmez bir hal alıyordu ve kontrolden çıkmak üzereydim.
hayat boyu 29ş otobüsü gelince "ehe ehe" diye sevinmeyi bilmiş bir kişi olarak, eminönü otobüsü beklediğim bu dakikada, elimde salladığım akbile baktım...
akbille ensemin buluşması uzun sürmedi. doyasıya kaşıyor, adeta kendimi tımarlıyordum. kaşındıkca, akbilin o sert yapısı cildimi tahriş ediyor, cildim tahriş oldukça daha da çok kaşınıyordu... bir ara sırt nahiyemi durağın duvarlarına sürtmeyi düşünsem de, bu düşüncemden öndeki "durak boyu karzima insanı" sebebi ile vazgeçtim, utandımm.
neden sonra, onun da akbili ile kolunu kaşıdığını gördüm... artık durakça bir çoşumsallık yakalamış, adeta bir sevgi ve özgürlük çemberi oluşturmuştuk. esmer amca kah oturduğu yerden akbilini bacağına sürtüyor, kah ense altı sakalının uzadığı yönün tersine kaşıma haraketleri gerçekleştiriyordu...
bilmiyorum.
belki de hepimiz rüya gördük... bu anı yaşamadık, doyasıya kaşınmadık...
"biz insan kaşıyoruz"
deseler, en azından taşıma kelimesine göre daha dürüst olacaklarını düşünüp, hem güncel taşlamayı simgesel bir dille yapmanın sevincini yaşıyor, hem de hala aktarma dahilinde olan eminönü otobüsüne binişime inanamıyordum...
gerçekten sıcak bir gündü...