"bir kızın babasına olan öfkesi" olarak ele alınması durumunda toplumun geneline daha çok uyacak olan konudur. zira ülkemizdeki babaların çoğu, korumacı içgüdüyle ve etraftaki psikopat tehlikelerle iyice kendilerinden geçerek, anlamsız davranışlarda bulunmaktadırlar. zaman zaman haklı olsalar da, bir çok konuda kızlarına karşı takındıkları tavır abartı boyutlara ulaşmaktadır. akabinde, kız çocuk ile baba arasındaki iletişim sıfırlanmakta, ipler iyice kopmaktadır. daha sonra kız çocuğu psikopata bağlar, babasına karşı gitgide daha da büyük öfke besler. bu durum ancak iletişimle çözülebilir ancak babalar oturup konuşma fikrine bir türlü yanaşmazlar ve "ne gereği var" diyerek kestirip atarlar çoğu şeyde olduğu gibi. ortada da ne tutku kalır, ne de içten bir sevgi. aslında sonsuza kadar sürdürülebilecek bu tip hissiyatlar, kız çocuk 10 yaşına geldiğinde silinmeye başlar.
bir kızın babasına olan hayranlığıdır. her kız doğuştan babasıyla arasında özel bir ilişki kurar. babalar için ne kadar yeri ayrıysa kızlarının, kızlar için de bir o kadar anlamlı ve özel bir bağdır aradaki.
3-4 yaşlarındaki kız çocuklarının anneye nazaran babaya daha çok duydukları yakınlıktır. bu dönemde kız çocuğu kendi cinsiyetinin ve bu cinsiyetin üstlendiği rolleri tanır ve buna göre davranmaya başlar. (makyaj yapmaya çalışmak, topuklu ayakkabı giymek gibi) annesini rakip olarak görür ve babasını annesinden kıskanma eğilimindedir
henüz 5 aylık bir bebek olan nankör yeğen tüm günü minicik parmağının ucunda oynatıp helak ettiği annesiyle geçirmesi rağmen babasını gördüğü anda sarhoş olup kendinden geçiyor. etrafındaki herşey siliniyor sanki babası dışında. tutku falan değil bu terbiyesizlik bence besle kargayı satsın anasını iki dakikada.
soğudum kendisinden sırf bu yüzden.
ergenlik dönemine kadar istem dışı gelişen cinsel deneyimlenme biçimi. daha sonraları insanın ontolojisine koşut olarak tabulaşıp farklı bir evreye geçen olgu.
ufak bir çocuksundur,daha 2 yaşında ağzından kelimeleri yeni yeni çıkartabilen,çişini söylemeyi öğrenmişsin ama çikolatayı bir türlü ağzını yüzünü batırmadan yiyemezsin.. baba alır getirir çikolatanı hergün,ilk bebeğisindir,işiyle ilgilenmektense;seninle oynamayı tercih eder.eline tabak ve kaşık verir ''kır kızım!'' der.
sen kırdıkça o gülmeye devam eder,artık o da senin gibi iki yaşındadır..kelimeleri zorlanmadan söyleyebilir,çişini söylemeyi öğreneli yıllar olmuştur,çikolatayı ağzını batırmadan yiyebilir ama bu onun iki yaşında olmasını engellemez.. o baba değildir artık,senin en yakın arkadaşındır.. evindeki tek arkadaşın!
baba demezsin ona,ismini bile düzgün söyleyemezken nereden öğrenmişsen sahiplenme eki koyar söylersin; ''ilkanım''.
günü gelir demediğini bırakmaz arkadaşın,kırar,üzer,ağlatır.ama senin uyuduğunu sanıp yatağına gelip başını okşadığında anlarsın ki;o senin gerçekliği üzerinde taşıyabilen tek arkadaşındır...
babalar vazgeçilmezdir,gözlerindeki parıltı hiç sönmez onların..