can yücel'in "
to be or not to be" çevirisi:
bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?
acep hangisi,nefsine dur deyip karayazının, oklarını ,güllelerini sineye çekmek mi?
yoksa bu bela deryasına karşı isyan etmek mi, yaraşır insan olana?
öldün diyelim, uyudun
her şey de bitti ve uyuyarak bir kalemde son verdin
tekmil kalp ağrılarına ve tenkafesimize musallat binbir kahra, binbir acıya..
kim istemez ki bu akıbeti, hem de can-ı gönülden?
öldün diyelim, uyudun
uyudun iyi ama, ya rüya görürsen? işte işin püf yanı!!
bu ölümlü dağdandağadan yakayı sıyırdıktan sonra,
o ölüm uykusunda kimbilir ne olmadık düşler göreceksin, bir düşün!
işte bu kaygıdır zaten ömrü onca uzun bir felaket haline getiren!
yoksa hangimiz dayanırdı zamanın sillesine, şamarına
zalimin zulmüne, zorbanın zartasına zurtasına,
karşılıksız aşkın azabına, hukukun gugukluğuna,
hangimiz dayanırdı başımızdakilerin başımıza çıkmasına.
bakar mıydık yüzsüzün yüzüne hiç,
paslı bir hançerle selamete çıkmak dururken?
hangimiz eyvallah derdi,
bu çekitaşı hayatın yükü altında inleyip sıklamaya,
kara topraklarından tek bir yolcunun bile dönmediği
o ölüm denen meçhul ülkeye göçtükten sonra,
başımıza ne gelir korkusu elimizi kolumuzu bağlamasaydı
ve karşımıza ne karabasanlar çıkar bilmediğimiz için
bildiğimiz çilelere katlanmaya razı gelmeyeydik?
hep o vicdan bizleri böyle ödlekleştiren,
hep o yüzden kararımızın gözalıcı rengi üstüne soluk benizli ikirciğin maraz gölgesi düşüyor,
hep o yüzden şaha kalkmış nice atılım yolun,izin şaşıyor; tökezlenip duruyor,
yola çıktığına bin pişman...
kim, kim o gelen?...
aaa ophelia'ymış... peri kızı n'olur, dualarında
günahlarımı anmamazlık etme, sakın!