kitapta ergenlik çağındaki bir genç kız anlatılmaktadır. ipek ongun bir genç kızın yaşadığı ilk aşkı, ilk aldatılmayı konu edinmiştir sonra hızını alamayıp olayı ilk bacakları almaya kadar götürmüştür. eline sağlık diyoruz artık genç kızlarımız daha bilinçli aşklar yaşamakta, aileleri ile daha sağlıklı ilişkiler kurmakta hatta tatile gitmeden önce bacaklarını almayı unutmamaktadır.
ilk kitap çok tutulunca serisi yazılmıştır:
bir genç kızın gizli defteri 2- arkadaşlar arasında
bir genç kızın gizli defteri 3- kendi ayakları üstünde
bir genç kızın gizli defteri 4- adım adım hayata
bir genç kızın gizli defteri 5- işte hayat
bir genç kızın gizli defteri 6- şimdi düğün zamanı
büyüklerin lise çağındaki kızlara doğumgünlerinde hediye ettikleri yegane kitap. bu bir genç kızın adı serra'ydı. serra ergenlik çağında şişman sivilceli ve her yeri kıllar içinde bir geç kızdı. daha sonra serra zayıfladı, güzel bir genç kız oldu ve ağda yapmasını öğrendi bunları okuyup çok mutlu olmuştum. o zamanlar ergenlik döneminde bir çirkin ördek yavrusu olarak ben, büyüyünce hep güzel bir kız olacağımın hayallerini kurmuştum. yanılmıyorsam kitabın girişinde bu defter benim günlüğümdür ve okumak çok ayıptır gibi bir cümle vardı. kitabı okuduğum için kendimden utanmıştım.
ipek ongunun serra adlı bir yurdum genç kızını anlattığı kitap.ana karakterin çirkin ördek yavruluğundan herkesin sevgilisi serraya dönüşümünü anlatan bir seriydi.en sonunda koca bulup evlenmişti.
yazarın bu eserinde özellikle 1980'lerdeki polisiye türk filmlerinin etkisinde yoğun bir şekilde kaldığını görmek mümkün. hatta yapıt gülşen bubikoğlu'nun akrep adlı filminden ve cüneyt arkın'ın komiser cemil serisinden de bir çok post modern etkiler taşıyor.
geçtiğimiz yıllarda yapılmış olan satanist avı operasyonu kapsamında yazarın, akmar'daki metallica posterleri ve konser afişlerini yolmaya calisirken goruldugu de rivayetler arasında.
"bir yere müzik dinlemeye gideğiz," dedi. "arkadaşlarla orada buluşacağız."
beyoğlu'nda, karanlık bir diskoydu beni götürdükleri yer. yani böyle gündüz gündüz karanlık bir yerde oturmak tuhafıma gitti ama artık içeri girmiştir bir kere. sadece karanlık mı, sigara dumanından göz gözü görmüyordu. "bak, çocuklar bize el sallıyorlar," dedi aylin.
"giriş biletinizi aldık," diye seslendi garip giyimli bir oğlan.
"sağol," dedi aylin ve onlara doğru yöneldik. masada bir kaç kişiydiler. hepsi uzun saçlı, kulağı küpeli tiplerdi. uzun saça, küpeye falan karşı değilim ama bunların halinde, görünüşlerinde beni rahatsız eden bir şeyler vardı. geri dönmek istedim ama aylin'in alaycı laflarını düşününce, haydi oturayım da, çok sıkılırsam bir bahane bulur kalkarım, diye düşünerek orda kaldım.
deriler giymişler, gümüş bir sürü şey takmışlardı. üç oğlan bir kızdılar. kıza da kız demeye bin şahit ister, bizim radikal toprak bile onun yanında pamuk prenses kalır. sonra çok da suluydular, vara yoğa itişerek gülüşüyorlardı. aylin'le simten bunları nereden tanımışlar böyle, diye düşündüğümü anımsıyorum. ve de bira içiyorlardı. aylin'le simten de birer bira ısmarlamazlar mı... onlara kötü kötü baktım ama hiç oralı olmadılar, akılları sıra cool takılıyorlardı.
bana da, "ne içersin?" diye sordular. "meyve suyu" deyince, yanımda oturan ve her tarafından gümüşler sallanan yaratık, "iyi ki süt demedi," diye benimle dalga geçti. "sataşma kıza," diye simten sözümona savunmamı yaptı ama o da gülüyordu.
rock konserlerinden ve rock'çılardan söz ettiler bir süre.yanımdaki yaratık pofur pofur sigara içiyordu üstelik. onlar konuşuyor, bense sıkıntı içinde susuyor, arada gizlice saatime bakıyordum. kendimi uyuşturucu inine düşmüş gibi hissediyordum. burayı hiç beğenmemiştim.
"hey bebek, hiç konuşmuyorsun," dedi yaratık. "sizleri dinliyorum," dedim dişlerimin arasından. "ama buraya eğlenmek için geldik. hadi bu bebeği güldürelim biraz," diyerek ortalarda dolaşan fotoğrafçıya el sallamaz mı... bense dönmüş ne olacak diye bekliyordum.
"çek bir foto, aslanım," dedi yaratık ve - elini omzuma attı. aynı anda flaş patladı, ardından da masamızdan kahkahalar yükseldi. kolunu tutup ittim.
"hey bebek, ne oluyorsun, eğlendirmeye çalışıyoruz seni." "böyle eğlenceyi sevmem," dedim. "paralarınızı ben ödedim, istediğim şakayı yaparım," demez mi...
işte o anda film koptu. giriş parası beş yüz bin liraydı. cebimden bir milyon çıkardım ve masanın üstüne fırlatarak, "al işte," dedim. "madem öyle düşünüyorsun, ben de hem kendimin, hem seninkini ödeyerek bu hakareti yapma hakkını buluyorum kendimde." ve fırlayıp orayı terk ettim.
içinde aslında kayde değer herhangi bir şeyin olmamasına rağmen merakını hat safhaya çıkaran , okunulması tavsiye edilmeyen ve hep gizli kalmasının hem kız hem de diğerleri için daha iyi olduğunu düşündüğüm gereksiz nesnecik.
kitabın kahramanı serra sivilceli, gözlüklü ve hafif kilolu bir genç kız adayıydı hatırladığım kadarıyla. anne babasının boşanmış bu haber onu tam 1 hafta komaya sokmuştu(lüzumsuz hassas bir çocuktu) ayrıca çubuk makarnanın suyuna bir kaşık sıvı yağ koyarsam yapışmayacağını serranın babaannesinden öğrenmiştim. neredeyse 10 yıl olmuş okuyalı hey gidi günler...
halen 12-16 yaş arası kızların okumakta ısrar ettiği, hayat mahveden, ona ayırdığınız zamanda çok daha faydalı işler yapabileceğinizi ne yazık ki okuduktan sonra anladığınız, ipek ongun un kitap serisi. malesef yazar gençlere olumlu şeyleri aşılamak isteğiyle o kadar hayali bir dünya yaratmış ki, afedersiniz artık bir tarafıyla güler insanlar öyle bir dünyadan bahsedene. mesela bakalım:
-insanlar kaç yaşında olursa olsun, kim olursa olsun asla küfür etmez, argo kullanmaz. kullananlar ya suçlulardır, ya da "beyoğlu nun karanlık barlarına" takılan uzun saçlı, küpeli, leş, rock dinleyen ve bira içen tiplerdir, ki onlar da en fazla amerikan ağzıyla "hey bebek" diye konuşur.
-esas kızımız ve arkadaşları o kadar çalışkandır ki, şehirdışında üniversite okumaya giderler ve yine de günü gününe derslerine çalışır, bütün notları iyidir, evleri tertemizdir ve her zaman yemekleri vardır. televizyon bile izlemezler, dışarıda dolaşmak alışveriş yapmak falan umurlarında değildir.
-18-20 yaşına gelmiş afedersiniz eşşek kadar insanlar olmuşlardır, üniversite öğrencisidirler, halen bir yere gidildiğinde ya bir bardak şarap ya da şampanya içerler. ayrıca paraları da b.k gibidir ya, manzaralı bilmemneli restoranlarda akşam yemeği yerler, caz kulüplerinde takılırlar, opera, bale, senfoni orkestrası hayatlarının ayrılmaz bir parçasıdır, müzik zevkleri çok ilginçtir, ya klasik müzik dinlerler(ki ana karakter taaa lise yıllarında yeni öğrenmiştir beethoven mozart kimdir nedir diye. yuh artık) ya da whitney houston, kenny g gibi pop, soul tarzı şeyler dinlerler. rock müzikle alakaları olmaz, zaten o insanların görüşüne göre rock dinleyenlerin hepsi uzun yağlı saçlı, küpe takan, abuk subuk giyinen, karanlık barlarda daha yaşları kaç başları kaç iken bira içen tiplerdir.
-okullarındaki insanların hepsi çok canayakındır, hepsi aynı görüşü paylaşır, arada çıkıntılar olsa da, herkes birbirini çok sever ve ciddi bir bağlılık sözkonusudur. devamlı görüşülür, boş vakitlerde birşeyler yapılır, beraber gezilir tozulur, otellerde brunch a gidilir (daha lise öğrencisi?), yılbaşında yalvar yakar birbirinde kalınır partiler verilir ama meyvesuyu ile idare edilir.
kısaca çok abuk kurallarla oluşturulmuş ve o kurallar çerçevesinde binlerce kişinin hayatını yemiş bir seridir bu. çocuklarımıza okumayalım, okutturmayalım. yazık günah, onun yerine foucault sarkacı nı falan okusun çocuklar, hiç değilse bir kere anlamaz iki kere anlamaz ama en sonunda geliştirir kişiyi. bununla ancak gerzek hayaller kurulur, ki sonunda yaşanan hayal kırıklığı çok fena bişey. kardeşimi zor kurtardım ben valla.
hiçbir zaman mavi saçlı kızın defteri kadar samimi ve içten olamayan günlüktür.
keşke genç kızlığı bu kitaptan değil de, mavi saçlı kız'dan öğrenseydik. belki o zaman hayata da, aşklara da daha farklı ve daha güzel gözlerle bakabilirdik.
çocukken evimizin bahçesinde bulduğum nesne.kızın karşılıksız aşkı ve karşı cins ile yaptığı yaramazlıklar defterin ana maddelerini oluşturuyordu.abim bulana kadar gizli gizli baya okumuştum.karşı cinsin ne haltlar karıştırdığı hakkında oldukça sağlam kaynaklı bilgiler edinmeye yarayan bir nevi nimet.
gençlere çok şeyler öğrettiği söylenilen ama tam tersi hiçbirşey öğretmeyen,gençleri toz pembe hayallerle kandıran kitaptır.bu kitapta kahramanın yaşadığı sorunlar hemen çözülür.kız annesine kolayca anlatır sorununu annesiyle paylaştığından hemen rahatlar anneside kızın neyse sorun hemen çözer.genç kızları sorunsuz hayatların da olabileceğini düşündüren ve bundan dolayıda onları zora alıştırmayan dediğim gibi pembe hayallerle kandıran kitaptır.