ipek ongun'un
rockçı tipler ve içlerinde düğün salonu fotoğrafçılarının gezdiği
beyoğlundaki karanlık diskotekler hakkında görüşlerini bulabileceğimiz eserlerden biridir. daha sonra bu eser
cezmi ersöz'ün
karanlık bir disko beyoğlunda adlı yapıtına da ilham vermiştir.
yazarın bu eserinde özellikle 1980'lerdeki polisiye türk filmlerinin etkisinde yoğun bir şekilde kaldığını görmek mümkün. hatta yapıt
gülşen bubikoğlu'nun
akrep adlı filminden ve
cüneyt arkın'ın
komiser cemil serisinden de bir çok post modern etkiler taşıyor.
geçtiğimiz yıllarda yapılmış olan satanist avı operasyonu kapsamında yazarın,
akmar'daki
metallica posterleri ve konser afişlerini yolmaya calisirken goruldugu de rivayetler arasında.
metin, yazarın "
bir genç kızın gizli defteri -
arkadaşlar arasında" adlı eserinden alıntıdır.
" taksim'de buluştuk simten ve aylin'le.
"bir yere müzik dinlemeye gideğiz," dedi. "arkadaşlarla orada buluşacağız."
beyoğlu'nda, karanlık bir diskoydu beni götürdükleri yer. yani böyle gündüz gündüz karanlık bir yerde oturmak tuhafıma gitti ama artık içeri girmiştir bir kere. sadece karanlık mı, sigara dumanından göz gözü görmüyordu. "bak, çocuklar bize el sallıyorlar," dedi aylin.
"giriş biletinizi aldık," diye seslendi garip giyimli bir oğlan.
"sağol," dedi aylin ve onlara doğru yöneldik. masada bir kaç kişiydiler. hepsi uzun saçlı, kulağı küpeli tiplerdi. uzun saça, küpeye falan karşı değilim ama bunların halinde, görünüşlerinde beni rahatsız eden bir şeyler vardı. geri dönmek istedim ama aylin'in alaycı laflarını düşününce, haydi oturayım da, çok sıkılırsam bir bahane bulur kalkarım, diye düşünerek orda kaldım.
deriler giymişler, gümüş bir sürü şey takmışlardı. üç oğlan bir kızdılar. kıza da kız demeye bin şahit ister, bizim
radikal toprak bile onun yanında pamuk prenses kalır. sonra çok da suluydular, vara yoğa itişerek gülüşüyorlardı. aylin'le simten bunları nereden tanımışlar böyle, diye düşündüğümü anımsıyorum. ve de bira içiyorlardı. aylin'le simten de birer
bira ısmarlamazlar mı... onlara kötü kötü baktım ama hiç oralı olmadılar, akılları sıra
cool takılıyorlardı.
bana da, "ne içersin?" diye sordular. "meyve suyu`" deyince, yanımda oturan ve her tarafından gümüşler sallanan yaratık, "iyi ki süt demedi," diye benimle dalga geçti. "sataşma kıza," diye simten sözümona savunmamı yaptı ama o da gülüyordu.
rock konserlerinden ve rock'çılardan söz ettiler bir süre.yanımdaki yaratık pofur pofur sigara içiyordu üstelik. onlar konuşuyor, bense sıkıntı içinde susuyor, arada gizlice saatime bakıyordum. kendimi
uyuşturucu inine düşmüş gibi hissediyordum. burayı hiç beğenmemiştim.
"
hey bebek, hiç konuşmuyorsun," dedi yaratık. "sizleri dinliyorum," dedim dişlerimin arasından. "ama buraya eğlenmek için geldik. hadi bu bebeği güldürelim biraz," diyerek ortalarda dolaşan fotoğrafçıya el sallamaz mı... bense dönmüş ne olacak diye bekliyordum.
"çek bir foto, aslanım," dedi yaratık ve - elini omzuma attı. aynı anda flaş patladı, ardından da masamızdan kahkahalar yükseldi. kolunu tutup ittim.
"
hey bebek, ne oluyorsun, eğlendirmeye çalışıyoruz seni." "böyle eğlenceyi sevmem," dedim. "paralarınızı ben ödedim, istediğim şakayı yaparım," demez mi...
işte o anda film koptu. giriş parası beş yüz bin liraydı. cebimden bir milyon çıkardım ve masanın üstüne fırlatarak, "al işte," dedim. "madem öyle düşünüyorsun, ben de hem kendimin, hem seninkini ödeyerek bu hakareti yapma hakkını buluyorum kendimde." ve fırlayıp orayı terk ettim.
masadan kalkarken gözüm aylin'le simten'e ilişti. yüzleri benim bu bilmedikleri tarafımı görmenin şaşkınlığı içindeydi. " `