vedat türkali'nin kült olmuş romanı. bir nesilde günsel platonik aşkı yaratmıştır
mutlaka okunması gereken kitaplar arasındadır.
okuyan her insan günsele aşık olurdu herhalde.gerçekten çok iyi bir roman.kalınlığına aldanmamak lazım kendisini okutuyor,merak içinde kalıyorsunuz ve o gazla bitiriyorsunuz kitabı.insanlardaki içsel yanlızlığı güzel anlatmış bence.
27 mayıs 1960 darbe oncesini anlatan okunulası kitap..
vedat türkali'nin ilk romanıdır.
bence en başarılı olanıdır. kendine ve çevresine
güveni zedelenmiş ve örgütsüz bir aydının çekebileceği sıkıntıları iyi anlatmıştır.
(bkz:
günsel)
(bkz:
kenan)
okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız, vedat türkali nin en bilinen romanıdır. eski ve vicdanı ezik devrimci kenan la cesur ve taze devrimci günsel in devrim aşkıyla iç içe geçmiş ve birbirinden bağımsız düşünülemez hale gelmiş öfkeli, naif ve ölümüne aşklarını anlatır.
okuyunca, 50 lerin sonunda yaşamış kadar olduğum kitaptır..yakın tarihle ilgilenenler mutlaka okumalı..
kitabı elinize aldığınız andan itibaren biraz daha diyen içsesinizle neredeyse bütün bir gününüzü alıp götürecek nitelikte olan kitaptır.ama olsun feda olsundur.bittikten sonraki geçen bir hafta süresince arasıra hülyalara dalıp gitmeniz olası bir durumdur tuhaf karşılanmaması gereklidir.
1974, milliyet yayınları roman yarışması nda 1.lik
1976, orhan kemal roman armağanı almış bir başucu kitabıdır.
1960'lı yılların siyasal ve toplumsal analizini bulabileceğiniz, aşk ile harmanlanmış yalnız bir adamın dramını anlatan sürükleyici bir vedat türkali romanı.
romanın bir diğer etikileyici tarafı da olayların geçtiği çevre. cağaloğlu; ankara caddesi, bayazıd; istanbul üniversitesi, beyoğlu ve ara sokakları, şişli dolmuşları, teşvikiye. eminim romanı okuduktan sonra buraları daha farklı bir gözle izleyecek acaba kenan'ın kitap dükkanı burası mı diye kendi kendinize soracaksınız.
her şeye ragmen kararlı bir günsel ve geçmişinde atamadıgı adımlardan,yapamadıgı şeylerden dolayı kararsız,karmakarışık bir kenan'ın hikayesini o zamanki koşullarla anlatan çok güzel bir roman.
vedat türkali'nin bugünlerde yeniden okumak istediğim romanıdır.
kelimelerin kifayesiz kaldığı, şahane roman. okuyalı yaklaşık 2,5 sene oldu hala arada alır sevdiğim yerlere bakarım. ayrıca günsel'den de nefret ettim.
fikrimce türk edebiyatının kilometre taşlarından olan romandır.
günsel ... susmayı tercih ettirir o'nu bilen her insana her ne kadar roman kahramanı olsa da.vardır çünkü imgeden öte, içsel dünyan da bir yerlerde hissedersin.
ve bir dönemin aynası olması açısından türkali'ye borçlu olduğumuzu düşündürür.
-ki kenan'dır tüm kırgınlıkların ,yarım kalan kavgaların,mağlubiyetlerin adı bir zaman-
''bir gün tek başına'' .. suskunluk biriktirir insanı günsel..sen en çok öyle güzel..bebeğinle...
roman 1959’da bir sonbahar gecesi başlıyor. 1944 yılında gizli bir komünist örgüte girmekle suçlanan kenan, nezarette polisten yediği bir tokattan sonra örgütten uzaklaşmış bir daha da girmemiştir. karısı nermin ve kızı zeynep’le kendine küçük bir dünya oluşturmuş , sosyal yaşantısı işlettiği kitabevine gidip gelmekten öteye gidememiştir. iş bitirici arkadaşı rasim, maddi konularda kenan’ı destekler.
kenan bir gece gazeteci arkadaşlarıyla içmeye gittiğinde felsefe son sınıf öğrencisi günsel’le tanışır. artık içkinin etkisinden midir yoksa yeni bir nermin istediğinden midir bilinmez günsel’i nermin zanneder. o gece koyu bir sohbet başlar aralarında. sabaha kadar içerler, uzun uzun konuşurlar. bu sohbetler arasında günsel’in o gece aralarında bulunan sermet’le uzun süredir sevgili olduğunu öğrenir kenan. sabaha karşı eve dönerken kenan, kan zehirlenmesi geçirir. rasim, kenan’ı eve taşır. nekahat döneminde günsel’i düşünür hep. kenan iyileştikten sonra bir gün günsel kitapçıya gelir. o gün sokaklarda gezerler, çay bahçelerinde oturup uzun uzun sohbet ederler ve günün sonunda ortak tanıdıkları olan baba’yı ziyaret etmeye karar verirler. baba’nın evinden çıktıktan sonra biraz sermet’ten biraz nermin’den konuşurlar. o gece kenan, günsel’e aşkını itiraf eder. günsel ondan kaçmaya çalışır.
“işin kötüsü, ben de istiyorum”
günsel de kenan’a aşık olmuştur. ama evli bir adamla olmak onun devrimci kimliğine, inandığı değerlere, uğruna mücadele verdiği şeylere terstir. hep küçümsediği küçük burjuvaların işidir evli erkekle olmak. kenan için de çok kolay olmamıştır yirmi yaş farka rağmen günsel’e aşık olmak, bu aşkı kabullenmek…. tam bir melodramdır bu.
her yerde tandığı bir adamı olan rasim, nermin’in annesi melahat hanım’ın alemdağ’daki değeri düşük arsasının değerini torpille artırır. bu parayla kenan ve rasim matbaa kuracaklardır. yani bir nevi kara parayla rasim, kenanla iş kurmak istemektedir. kenan şiddetle karşı çıkar. nermin, bu işin zeynep’in yararına olduğunu söyler ama nafile…
abayı günsel’e yakan kenan, nermin’den ayrılmaya karar verir. çiftin arasında esen soğuk rüzgarlar rasim’in dikkatini çeker. kenan’ın bir ilişkisi olduğunu anlar. “liseli oğlanlar gibi muhallebiciye gidemeyeceği için” teşvikiye’deki ufak stüdyo dairesinin anahtarını verir.
kenan günsel’i ne kadar severse sevsin onun sevgisine bir türlü inanmamaktadır. gencecik bir kız, yaşlı bir adamı nasıl sevebilir.
-seviyorsun beni değil mi?, diyordu kenan. söyle ne olursun? seviyorsun değil mi?
sağlıklı olmaktan çıkmıştı kenan’ın sesi…. öpmeyi bıraktı bir ara. baygın gibi duran kızın başını ellerinin arasına aldı. çiseleyen yağmur altındaki ıslak yüzüne baktı öylece, inler gibi:
-söylemiyorsun demek….dedi.
günsel uykuda gibiydi. gözlerini araladı soluk soluğa bitkin bir sesle:
-seviyorum, dedi. inan bana seviyorum!
sonra inip kalkan göğsünü çekmeye çalıştı kenan. gene bitkin bir sesle mırıldandı:
-oturalım mı bir yerde, ne olursun?....
kenan, aynı sağlıksız sesle üsteliyordu boyuna.
-gene söyle, çok çok söyle. seviyorum…. söyle…
günsel gözlerini iyice açıp baktı kenan’a, daha belirgin bir sesle:
-seviyorum, dedi. seviyorum seni, seviyorum! (148.sayfa)
ilk gençliğinin heyecanlarını, duygularını uçlarda yaşamayı günsel’le yeniden öğrenir kenan:
-dinle beni günsel, dedi.
kız yavaşça dönüp baktı…. kenan sessiz, fakat güvenli başladı:
-gelip geçici bir tutku sanma bunu… aramızda büyük yaş farkı var… bu da önemli değil. akıllıca bulmayabilirsin. sensiz olamam ben artık… yine heyecanlanmıştı, kısık bir sesle sürdürdü:
-benden daha akıllısın…. yardım et bana…. ama sensiz hiçbir şey olamayacağımı da bil… bırakma beni….
sonra tıkanır gibi ağır ağır ekledi:
-gecikmekten korkarım ben. söylemekten utanır gibiyim… niye sonraya kalsın? evlenmez misin benimle? ne olursun hemen karşı çıkma… başka çözümü yok ki! zaten bir türlü kurtulamıyorum…. aşşağılık içtepisi eziyor beni… böyle işte… anlatamadım değil mi? seni seviyorum… (150.sayfa)
kısa süre içinde günsel’e bağlanan kenan, nermin’den ayrılmak ister ama bir yandan da karısından vazgeçemez. sık sık nermin’le birlikte olur. görünüşte çift mutludur. günsel de zaman zaman sermet’i düşünmekte hatta onu terk ettiği için vicdan azabı çeker. sık sık sermet’le bir plaj kabininde öpüştükleri zamanın hatırası gelir. bu satırları okurken birkaç sayfa sonra günsel’in sermet’e, kenan’ın nermin’e döneceğini ve hikayenin çıkmaza gireceğini sanırız. çiftimizse aşklarına inanırlar ama içlerinde hep terk edilecekleri korkusu vardır.
derken 1960 yılına geliriz. şubat ayı başında günsel fena üşütmüştür. kenansa gece geç vakitlere kadar kızı sokaklarda gezdirdiği için suçluluk duyar. en sonunda sevgilisi üşümesin diye teşvikiye’deki stüdyo daireye götürür onu kenan. günsel’e yaklaşmak ister ama kız korkar. acaba sermet’le aralarında bir şey geçti mi diye şüphelenen kenan, günsel’e:
-nasıl kıskanmayayım seni? o kadar gençsin… sonra o kadar güzelsin ki… ödüm kopuyor seni bana bırakmayacaklar diye. (176.sayfa)
bu cümleyle kenan’la günsel’i yıkabilecek tek şeyin çevre olduğunu anlarız. yasak aşk, evli adam, kendisinden küçük bir kız, rasim, nermin, zeynep, sermet….
bu arada nermin boşanmaya yanaşmaz. ayrılmayı istememesinin sebebi de çok açıktır:
-zeynep’i babasız bırakacak kadar bencil olamam, izin vermem… senin olmana da kesinlikle izin vermem…
gözleri doldu hafifçe… tez atlattı… yine o soğuk, dimdik bakışıyla başladı:
-anneciğimin neler çektiğini bilirim…. ama o benim neler çektiğimi bilmez…
bir kasılma olmuştu sesinde.
-bizi babasız bıraktığı için bütün küçüklüğüm için için anneme lanet etmekle geçti… biliyorsun babam da kim!... sen ne yapsan ondan aşağılık olmazsın…
bütün direncini tüketmiş gibi acınacak bir yumuşaklıkla:
-yoksa zeynep’i benden ayırmaya mı kalkacaksın?, dedi. başka evde olan baba, baba değildir.
kısa bir sessizlik daha oldu… nermin kararlı kalktı… sigarasını bastırdı… gidecekken durdu, baktı kenan’a. apacı bir şeyler dolaşıyordu gözlerinin içinde.
-öyle mutlu yıllar yaşadım ki, dedi, hastalığına da katlanırım. ömrümün sonuna kadar… (179.-180.sayfa)
nermin, zorlu bir çocukluğun izlerini taşımaktadır. zeynep’in tıpkı çocukken kendisinin yaptığı gibi, onu anlamayacağından korkmaktadır. ayrıldıkları zaman küçük kız annesiyle kalacaktır. babasının evdeki boşluğunu hissedecek ve öfkesini yakınında olan annesinden çıkaracaktır. zeynep’in anne babasını anlayabilmesi için büyümesi gerekmektedir ve bunun için de uzun yıllar geçmesi gerekmektedir. nermin sadece kızını değil, kendini de düşünür. kenan’la çok uzun yıllardır birliktedir. üniversite yıllarından orta yaş zamanına dek kenan’la birliktedir. onu çok sevmektedir. yılların mutluluğunun son birkaç ayda bozulmasına aldırmaz nermin. bu soğuk hava geçicidir, kenan ona göre hastadır.
günsel, ağabeyinin ve yaşadıklarının da etkisiyle devrimci işçilerin ve öğrencilerle yakın ilişkidedir. örgütteki arkadaşlarının yanında çok mutludur. onlara nazım hikmet’ten şiirler okumak, onlarla marşlar söylemek, sorunlarına yardımcı olmak günsel’in vazgeçilmezidir. izmir’de yaşayan ağabeyi hasan’la sık sık mektuplaşırlar. ağabeyinin eski arkadaşları onu hep koruyup gözetirler. teyzesi nahide hanım, yeğeninin gizli ilişkisini anlamıştır ve endişelidir.
-sakın acımaya falan kalkma, dedi. karısıymış çocuğuymuş!...
ayağını sürüyerek giderken kendi kendine söylenir gibi:
-sana kimse acımaz sonra, dedi. (193.sayfa)
aşklarında çok engel vardır. nermin boşanmak istemez, sermet günsel’i bırakmaz. sevgililer birlikte olabilmek için sık sık teşvikiye’deki evde buluşurlar. gittikleri ikinci gece yatarlar. beraber geçirdikleri ilk sabahlarında rasim çifti bulur.
-haksız mıymışım bu herife sövmekle?
isteksiz güldü, tekrar öptü günsel’i.
bir sabahımızı bile çok gördüler…. ara beni… benim biricik kadınım… (204.sayfa)
nermin’in “zeynep için geceleri eve gel” ısrarına dayanamaz kenan ve eve geri döner. karı koca ayrı odalarda yatacaklardır.
kenan ve günsel ikilisi dolu dizgin aşklarına devam ederken izmir’den gelen hasan, onları birbirlerine daha da kenetler. kenan, sevgilisini ziyarete geldiğinde ağabeyle tanışırlar. hasan, kardeşiyle kenan’ın ilişkisini anlar, beğenir de onu. ama evli ve çocuklu olması hoşuna gitmez. kenansa, ondan çok etkilenir. günselle kavga ettikleri bir akşam istanbul’un ücra köşelerinden birinde içki masasına işçilerle beraber oturur. gecenin sonunda adamlardan dayak yer, parası da çalınır. biraz nezarette kalır. mecburen eve döner. nermin’in belalı ağabeyi selim, arazi meselesi için onları rahatsız eder. kardeşini tehdit eder. kenan onları umursamaz. artık zeynep’e de çok soğuktur. tek düşündüğü, varı yoğu günsel’dir.
-niye hasta oldun babacığım sen?
artık mutluluk duymuyordu kenan bu tür öpücüklerden konuşmalardan. neden? hiçbir şeyden mutluluk duymuyorum ki. günsel’le konuşmadan da mı? günsel’le mi? pazar günü buluşacağız günsel’le! (289. sayfa)
kenan yine de nerminle birlikte olmadan duramaz. bir gün seviştikten sonra kavga ederler. ağza alınmayacak hakaretler, küfürler işitir nermin. dayak da yer zavallı kadın, başını sivri bir köşeye çarpar bayılır. öldüğünü zanneder kenan.
“kenan, neyi söylemek istediğini bulamıyordu bir türlü. konuşmak, anlatmak gerek bu kadına. zavallı kadına… zavallı mı? nasıl söyledim o pis sözleri. iyi ettim. ya ölseydi. ölür mü düşmekle? ölseydi… ölseydi…” (297.sayfa)
zeynep’e karşı isteksiz ve yapmacık tutumu, nermin’i sürekli aşağılaması yani kenan’ın kötülüğü günsel’e olan aşkını aşık adam özelliğini yok eder. bu sayfaları okuduktan sonra kenan bizler için sinir bozucu bir adam olmuştur.
günsel’in de o masumluğu kalmamıştır artık. kenan dayağın izlerinin geçmesini evinde beklerken sık sık evi aramış, nermin çıkınca kapatmıştır.
“döndü, hızla postaneye girdi yeniden. kenan’ın artık ezberlediği ev numarasını çevirirken başkaldırma çekingenliğe dönüşmüş, içindeki acı taşıyamayacağı kadar ağırlaşmıştı. zil sesleri, sonra bir sessizlik, sonra, “aloo, buyurun efendim.” tıkanır gibi olmuştu. bağırmak, kötü şeyler söylemek geliyordu içinden. yalvarmak bile… bırak bu adamı! sen iyileştiremezsin. başında olmak istiyorum. çek git artık ne olursun? “aloo, buyurun efendim.” telefonu çarpar gibi kapattı.
…..
aloo, buyurun efendim! … pis karı! geber! (319.sayfa)
günsel, hikayenin başında işin kötüsü ben de istiyorum diyen masum kız değildir artık. aşık bir genç kız değil, kötü kalpli bir metres olmuştur. kıskançlık iki sevgilinin aşkını, özellikle de kenan’ın aşkını hastalıklı bir hale getirmiştir. günsel, örgüt arkadaşlarıyla bir toplantıda dönerken sermet, vakit geç oldu diye onu eve bırakır. bu sırada kenan’a rastlarlar. hakaretler yağdırır günsel’e bayılır sonra. o gece daha da kenetlenirler birbirlerine.
-belki de hiç sevmeyeceksin beni artık. anlamadın ki beni. benimki deli sevgisi sana karşı. erişemiyorum… hep yitiriyorum seni… kirliyim de şimdi, iğrencim… kendime güvenim de kalmadı… kuşkular içinde… üfff (353.sayfa)
onlar dolu dizgin aşklarını yaşamaya devam ederken günsel’in hamile kalacağı ihtimali keyiflerini kaçırır. korktukları başlarına gelir ama. bir türlü kenan’a söyleyemez. öte yandan ülke gitgide karışmaktadır. nisan ayı başlarında içinde günsel’in de bulunduğu çok kalabalık bir öğrenci topluluğu istanbul üniversitesi’nde anayasanın ihlalini protesto eder. günsel gözaltına alınır. sevgilisinin başına bir şey gelmesinden korkan kenan hemen rasim’den yardım ister.
gözaltında hırpalanır günsel. kalçasına inen yumruklarda hep karnını korumaya çalışır, bebeğini düşünür.
“peki ya karnıma vururlar da… offf nereden çıktı bu piç kurusu?.... gülümsedi. bayılırdı ‘piç kurusu’ sözüne . piç kurusu… piç kurusu…. piç kurusu… piç kurusu….
…..
kıyamamıştı piç kurusuna! elini karnına götürdü. düşüverdiği duygululuğu savuşturmak ister gibi alaylı gülümsedi. istenmeden gelen eşek kafalı bebek, bu canavarlara da dayatmasını, diretmesini bil de anlayalım bizim çocuğumuz olduğunu.” (462.sayfa)
günsel gözaltında bir gece kalıp rasim’in yardımı olmadan çıkar. günsel’in çıkışından önce kenan’ı başka bir sürpriz beklemektedir: nermin hamiledir.
gözaltındayken çocuğu doğurmaya kararlı olan günsel, nermin’in hamileliğini duyunca kenan’a bebek beklediğini bile söylemeden kürtaja karar verir. bebeğinden nefret etmeye başlar. hatta arkadaşı handan’a göre:
-kavgaya koşturman da devrimcilik filan değil senin. piçin düşsün de kurtul diye
(540.sayfa)
nermin, sermet, rasim, yaş farkı, kenan’ın evli oluşu çifti yıldıramamış onları birbirlerine daha da kenetlemiştir. fakat ağabeyi hasan’ın arkadaşı şevket, günsel’e kenan’ın polis olduğunu söyler. kenan’ın üniversiteden kimi arkadaşları zamanında masonlukla, polislikle suçlanmıştır. rasim’in her yerde bağlantısının olması, gözaltından kolayca çıktığı aklına gelince bu söylentiler günsel için dedikodu olmaktan çıkar. polisin aradığı iki arkadaşını teşvikiye’deki eve yerleştiren günsel, arkadaşlarının yakalandığını öğrenince kenan’dan nefret eder ve ortadan kaybolur. kenan her yerde sevgilisini arar hatta sermet’in bile kapısını çalar. teşvikiye’deki eve bakar, baba’nın evine bakar, handan’a sorar, kendi evinde de yoktur günsel. roman boyunca nermin’e ve zeynep’e yaptıkları yüzünden çok kızdığımız kenan’a günsel’i ararken düştüğü çaresizlik yüzünden acırız.
kenan çok öfkelenir. günsel’in onu terk edip sermet’e döndüğünü düşünür. o gelip de her şeyi açıklamadıkça bu iş bitmiştir. günler sonra kenan, günsel’i baba’nın evinde bulur. günsel suçlar onu. kitabevinde çalıştırdığı elemanlarının, kenan’ın eski arkadaşlarının ajan olduğunu söyler. hepsi birer kötü tesadüf olan durumlarla kenan’ı suçlar. kenan da bunları inkar eder, çevresinin özellikle de sermet’in dolduruşuna geldiğini söyler.
o konuşmadan sonra eve döndüğünde zeynep’i ve hamile karısını öldüresiye döver. ana kız can hıraş nermin’in annesine sığınırlar. kenan, rasim’den intikam almak için karısı refia’yla (refiş) yatar. gece yarısı eve döndüğünde neriman hanım’ı arar.
“eve geldiğinde onu geçiyordu. karanlık, yaslı bir kenti sırtında taşıyıp getirmiş gibiydi evin sessizliğine. ışıkları yakmadan girip salondaki koltuğa bıraktı kendini. gözlerini kapayıp bir süre kaldı. bugün de mi yirmi dört saat? neler oldu oysa. tek bir günün sırası gelsin diye yaşam boyu bekliyoruz. durulmaya başlamıştı. içine ilk çöken zeynep’in acısı oldu. fırlayıp kalktı, yaktı ışıkları. gözü nermin’in yıkılıp gittiği duvar dibindeki kana gitti. yaklaştı. eğilip baktı. koridora, zeynep’in yuvarlandığı mutfak kapısına doğru baktı. içinde dayanılmaz bir sızı duydu birden. ben yanından geçerken nasıl korkuyla açmıştı gözlerini… şimdi mi görüyorum? şimdi görüyorum. vah yavrum! (593.sayfa)
kenan pişman olur. nermin’den af diler. zeynep’i de alıp istanbul’dan gitmeyi her şeye baştan başlamayı teklif eder. nermin inanmaz.
“ne olursun benimle oynama kenan… bittim ben… ne olursun” (595.sayfa)
günsel’e bir mektup yazar.
“günsel’ciğim” diyordu, “ne polisim ben, ne de senin düşlediğin gibiyim. kendi düşlediğim gibi bile değilim. senin düşlediğin gibi olamadıktan sonra. karanlıkta son kez bırakıp gidince sen, birden anladım her şeyi. sokakta rastlarsan bir daha öyle bakma bana.” (595.sayfa)
saat on ikiyi geçince tarihi atar 26 mayıs 1960. günsel, kitapçıya uğrar. burak’tan acı haberi alır. kenan bileklerini kesip intihar etmiştir. o saatlerde kenan’ın cenazesi kaldırılmaktadır.
“niye yaptı bunu? küçük- burjuva iki kişilikliği… hiç yoksun artık. neyi tanıtlamak istedin? polis denmesi mi yıktı seni, biz mi yıktık? bizi de yıkmak istiyorlar, bilmiyor musun? gözlerinden yaşlar inmeye başladı yanaklarına. sessiz hıçkırıyordu. seviniyordu ağlayabildiğine.
...kenan orda. öldürüp üstüne toprak yığana kadar bırakmadılar peşini. acıdan yıkıldı yıkılacaktı. bir hıçkırık takıldı boğazına, gelmedi sonu. tıkanmıştı, taş gibiydi yine. hırıldayıp uzaklaşan araba sesleri; otlarda, toprak, asfalt yollardan biten ayak patırtıları, sonra yalnız gömülenlerin sürüp giden yaşamı, kımıl kımıl otların, çiçeklerin, dalların esintili, serin soluğu. bulutlar geçiyordu. mezara yaklaşıp bakakaldı günsel. rasim’in, nermin’in kırmızılı beyazlı karanfillerinden, güllerden çelenkleri vardı ıslak toprak üstünde. ölümde de aramızdalar! çelenkleri fırlatıp uzaklara atmak geldi içinden. uzanacaktı ki iğrenerek çekti elini. dokunamayacaktı. bir şeyler söylemek istedi. niye yaptın? inan ki ben seni… boştu hepsi. ağlayamıyordu. yine bir hıçkırık takıldı boğazına . niye ağlayamıyorum? o kadar çok şey var ki söyleyecek. hep aramızda oldular. bir kez daha tiksintiyle baktı çelenklere. kenan’a da acıyarak bakıyordu ilk kez.
… kapıdan geçp yola çıkınca birden anımsamış gibi elini tayyörünün cebine soktu, karnına, bebeğine bastırdı yavaşça. yepyeni bir korkuyla ürperdi. seni de alsalardı elimden kiminle yan yana savaşırdım ben? yeter mi gücüm bunca pisliğe karşı? yıkılmamalıyız onun gibi bebeğim güçlü olmalıyız”
(607-608.sayfa)
şaşırtıcı bir özenle kurulmuş olay örgüsüne sahip okunası bir kitaptır. tuğla gibi görünümüne rağmen çok kısa bir sürede okunup biter. o kadar gerçekçidir ki ayracı kitabın arasına koyup oturduğunuz yerden kalkacak olduğunuzda mutfaktan nermin'in " çay taze, gel de iç!" diye sesleneceğini zannedersiniz.
tutunamayanlar'la ilginç benzerlikler taşıyan,
vedat türkaliromanıdır. her ikisinde de terk edilen kadın karakterin adı
nermin'dir. ayrıca tutunamayanlar'da platonik aşkın kahramanı
günseli,
bir gün tek başına'da ise
günsel'dir.
kenan'ın polisle işbirliği yapıp yapmadığı ise hala belli değildir.
sonuç olarak güzel kitaptır. ele yapışan, bırakılamayanındandır.
"... jandarma biz
sosyalistiz
biziz gerçek dost sana
kurtuluşun bizimledir
elini uzat bana.
jandarma köylüyse, polis de halk çocuğu! ama jandarmayken, polisken ne köylülüğü kalıyor, ne halk çocukluğu. yok canım yazanlar bilmiyor bunu değil mi hıyarağası?! nâzım'ın derler. bir şeyler kazandırıyor bu marşlar. iyileştirmiyor ya, acı dindiriyor! kökeninden senin yaran, doğuştan; iyileşmez ki..
bu marşlar senin afyonun sadece. herkes için de öyle sanma.."
çözümlemeleriyle, tespitleriyle, içtenliğiyle gönlünüzü fetheden bir eser.
bazı bazı kahramanın yerine kendinizi koyabiliyorsunuz ya -ki en önemlisi budur; kahramanın size olan yakınlığı- bu eseri daha da sıcak kılıyor.
evvelinde görürsünüz ki devasa bir eserdir, diğer kitaplara göre daha çok zaman ayıracağınızı sanarsınız. lâkin bir başlarsınız; elinizden düşüremezsiniz.
üzerinden zaman geçtikçe de yeniden okumak istersiniz. kitabı her kapattığınızda da, kitabın arkasındaki o güzel adama duyduğunuz saygı bir kat daha artar..
üstadın ilk eseridir.
görünüşünden ürküp almamazlık etmeyin, alın ve okuyun. sahiden kitaptan övgüyle bahsedenlere ve kitabı okumanızı şiddetle tavsiye edenlere minnettar kalacaksınız.
vedat türkali'nin ilk romanı, okuyanı çepeçevre sarar ve elden bırakılamaz. okuyup bitirdikten sonra tekrar okuyacağım ben bu kitabı dedirtir. içiyle barışık olmayan (kolpa mutlu aile), çevresinden kopmuş eski bir komünist ve külü kor haline getiren genç bir kız...**
akıp giden, harika vedat türkali romanıdır. okuyunuz, okutunuz.
hiç de akıcı olmayan bir kitap. kitaptaki karakterlerin hepsi birbirinden sevimsiz. hele kenan'ın mızmızlığı insanı deli ediyor.
insanlığımızın imtihandan geçirildiği yaralı günlerde yaşananların kenan'la günsel'in aşkı etrafında aktarıldığı başarılı roman.
kenan, ezik kenan, yitip giden kenan... bazen öyle hain ki; -özellikle kızı zeynep'e karşı- acımak gelmiyor içimden. sonra "aşk ve insanlık" basıyor içimi, "halden anlamak" askerlerini salıyor üstüme, "her şey insanlar için ve vicdan" da katılıyor bu arsızlara. "pes" diyorum, "pes" ediyorum. yitip gidişine kanayarak yanıyorum...
(bkz:
ağla sevdam)
"boş yollarda uçar gibi giden arabanın içinde bütün yalnızlıklarıyla ayrılığı yaşıyorlardı"