arşivde sürekli izlemekten çizilmiş bir kaç film vardır.
ne zaman film izleyesiniz gelse, arşive baksanız, ve henüz yeni bir film edinmemişseniz, eliniz hep o filmlere gider. sonra cipsler kolalar hazırlanır hatta filmin yanında hele de böylesine sevilen filmin yanında bira ilk tercihinizdir.
bilgisayar karşısında yerinizi alıp heyecanla açarsınız filminizi.
daha ilk sahneden, tepkiler verilmeye başlar, "ne güzel bir yerde çekilmiş", "kamera açıları harika", "aaa bu oyuncuyu çok seviyorum", "matthew macfadyen ne yakışıklı bir adamdır yaa", "aa kate winslet a bu saç çok yakışmış", "eveeet ben de burnuma kaşığı böyle yapıştırdım, küçükken", "amelie'nin babası da aynı babam" sanki bu filmi ilk kez izliyorsun.
sonra film ilerler yavaş yavaş entrikalar falan başlar filmde "yuhh bea!!! bu adama bu yapılırmı elizabeth! gözünü seviim affet yaa".
komik sahneler olur filmde... sanki daha önce filmi izlerken her seferinde bu sahneyi kaçırmış da yeni izliyormuş gibi koltuktan düşercesine gülersiniz. "ahaahh!!! aferin elizabeth nası soktun ama lafı"
ha ama...en güzeli romantik sahnelerdir. dizinizi karnınıza çekip, biraz da boynunuzu eğip, hafif gözler yaşlı "ayy çok yakışıyolar be! bir an hiç kavuşamicaklar sandım", "ayy kapıdaki nino değil mi", "aferin çocuğa hakikatli çocukmuş"
"e yavrum bu kaçıncı izleyişin bu filmi? hala mı kavuşamayacaklar sandın!!!" diyebilir yanınızda bir arkadaşınız sizinle bu filmi izliyorsa. aynı tepkileri verirsin çünkü. film öyle bir yazılmış öyle bir yönetilmiştir ve öyle bir oynanmıştır ki sanki filmin sonunda kara gözlüsüne kavuşan azize değil de sensin. her izleyişinizde bam teline basar bu filmler. her seferinde aynı acıyı, aynı hüznü, aynı mutluluğu hissedersiniz.