akla ilk olarak 3. sınıf bir amerikan filminde,saltanat çadırı boyutlarındaki kapalı,çelikten bir şemsiyeyi kullanarak,psikopat seri katilin kin dolu seri vuruşlarıyla adam öldürdüğü sahne gelebilir,evet.ama benimki çok daha farklı,bir serzeniş olacak.
şemsiye kullanmam genelde.istanbula geleli,şemsiyemi orospu eden rüzgarlar yüzünden,daha bi' soğudum.ama hala şemsiyeyi sevenler var burada,yağmurluğa terfi edemedik maalesef."maalesef" diyorum çünkü istanbul gibi kalabalık kentlerde,bu şeytan işi icadı kullanmanın bir sanat,ve yetenek ürünü olduğunu düşünüyorum.şöyle ki:yağmurlu bi günde kalabalık bir kaldırımda,veya kalablık bir trafiğe kapalı caddede yürümekteyim.zaten neresi kalabalık değil ki?"kalabalıklık" yere değil,sadece zamana bağlı bir fonksiyon olmuş bu memlekette.o "zaman" da sabah ezanı civarına tekabül ediyor,sokaklar boş günde ilk ve tek kez..
konuya döneyim,evet yolda yürüyorum.yağmur taneleri kafamdaki bereyi iplemeden gözüme gözüme vuruyor,tikli bir insan gibi göz kırpıyorum bu yüzden.ıslatmayacağını düşündüğüm seyrek ve ince yağmur taneleri beni "ahmak"lık mertabesine layık görmüş çoktan,kuru nokta bırakmamış üzerimde,deyim yerindeyse "köppek" gibi ıslatmış.ama yakınmıyorum.çünkü yağmuru seven ve şemsiyesiz bir hayatın daha güzel olacağını düşünen bir insan evladıyım,iş bu yüzden huzur doluyum.ama o da ne?tam karşıdan huzurumu bozacak bir nesene yaklaşıyor!
elinde rengarenk çiçek desenli şemsiyesiyle,kısa boylu,diğer eli poşetli bir teyze insanı!şemsiyesini,önünü görmeden,-45 derecelik bir açıyla tutuyor ve yönünü nasıl bulduğu konusu büyük meraklar uyandırıyor bende.hakkında daha fazla düşünmeme zaman kalmıyor.sanki özellikle ayarlanmışçasına;bütün süper,refleks kralı,matrixvari kaçınma hareketlerime rağmen,tam olarak "gözümü" sıyırarak geçiyor şemsiyenin iskeletinin uç bölgesini teşkil eden demir,ucu plastikli çıkıntılardan biri.arkama dönüp teyzeye ters ters bakıyorum sanki beni görüyor gibi.birkaç "üf püf" ten sonra tekrar önüme dönüyorm ki,o da ney!burnumun dibinde,refleks süremin yeterli olamayacağı kadar yaklaşmış siyah başka bir şemsiye.çat diye koyuyor kafama bir tane!sahibi bakıyor özür diler gibi ama napayım ben özürü.acıdı lan kafam!ters ters bakıp devam ediyorum.ama bir tane daha var,hayır iki,anam üç oldu!bitmez,herkeste şemsiye...bu keyifli yağmur altı yürüyüşüm,katil şemsiyeler sayesinde,"
başıboş şemsiyeden kaçınma taktikleri" konulu bir kitaba çok değerli malzemeler çıkarabilecek kadar fikir sahibi yapan,"bir sonraki şemsiyeden nasıl kaçarım" temalı felsefik bir güne dönüşüyor.(felsefik gün ne lan!)
düşünceli insanlar de yok değil.bu gibi olaylar yaşanmasın diye,şemsiyesini bayrak gibi göğe dikerek geçenler de oluyor;başkaları rahatsız olmasın diye kendi rahatından bir süreliğine vazgeçiyor.takdir ederim bu insaları,herkes böyle yapmalı.hatta
şemsiye ruhsatı gibi birşey olsa ne güzel olurdu lan.neyse ki artık yağmurlu günlerde kafama bir aparat yardımıyla monte ettiğim iki adet elektrikli testereyle dışarı çıkıyorum,şemsiyesine çok para verenlere duyrulur..deşerim ha!