reha çamuroğlu'nun beklentileri karşılayamamış romanı. türk tarihinin köşe taşlarını romanlarına konu edinerek tarihi roman hasreti içindeki okurları ihya eden reha çamuroğlu, bir anlık gecikme isimli son romanı ile okurları üzerinde bir parça da olsa hayal kırıklığına neden oldu. romanın ince olması değil tabii ki mesele. romanlar sayfa sayıları ile doğru orantılı biçimde değer kazanmazlar. ortada, dokuzuncu hariciye koğuşu gibi ince, ama gerçekten önünde eğilmeyi gerektiren bir eser varken romanların sayfa sayılarından bahsedemeyiz. (bkz:
peyami safa) (bkz:
dokuzuncu hariciye koğuşu) ama bu romanın içi de tatmin etmiyor insanı ne yazık ki. aslında fazlasıyla ilgi çekici bir konusu var: abdülhamid'e düzenlenen başarısız yıldız suikasti. tabii roman, bunun önünü ve ardını anlatmalı bize. bu işin içinde olduğu bilinen, daha doğrusu bu işi yapan bir belçikalı ve sevgilisi ile onların işbirlikçisi olan iki ermeniden başka olayın entrik yapısını besleyecek bir şahıslar kadrosu bile yok romanda. malum suikastçının peşinde dolaşan bir iki hafiyenin, abdülhamid devrinde efsane halini almış hafiyecilik konusunda okuru hiç heyecanlandırmadığı ortada. mesela, o günlerin bir numaralı kelimesi olan ve neredeyse kundaktaki bebeklerin diline pelesenk olacak bir biçimde istanbul halkının dilinde dolaşan "jurnal" kelimesinin romanda bir kez bile geçmemiş olması çok da gerçekçi bir izlenim vermemektedir. romanın entrik yapısı son derece zayıf. aşk olgusu tamamen dışlanmış gibi durmakla birlikte, bir iki lüzumsuz sevişme sahnesine giriş yapılmış ve o eğretilikle bırakılıvermiş. suikast sahnesi bile detaylıca anlatılmış değil.
kendisini öldürmek isteyen suikastçıyı abdülhamid'in affedip kiraladığı ve avrupa'ya gönderdiği doğru olmakla birlikte, bunun hiçbir düşünsel alt yapıya sahip olmaması olacak bir iş midir? jorris suikasttan birkaç ay sonra haberi olmadan sultanın huzuruna çıkar, sultanla aynı salonda başbaşa kalır ve affedilip avrupa'ya gönderildiğini öğrenir. abdülhamid'i abartmak istediğimden değil, ama ona dair yazılan tüm hatırata bakın, insanların ondan çok etkilendiği ve çekindiği neredeyse istisnası olmayan bir kural gibidir. arabistan'da ayaklanma çıkaran bazı arap kabile liderlerinin istanbul'da sultan hamid'i görünce kendilerinden geçtikleri, hatta ayaklarına kapanıp af diledikleri hala konuşulan bir meseldir. istediği kadar soğukkanlı ve ukala olsun, anarşist olduğunu söyleyen bir belçikalının da sultan karşısında dehşete düşmemesi, idam edilmeyi beklerken üzerine aldığı bu görev karşısında hayret etmemesi imkansızdır. bunlardan romanda bahsedilmemiş olması da ciddi bir eksikliktir.
bütün bunlara rağmen bu roman, ileriki yıllar için ümitli olmamıza bir neden teşkil ediyor. avrupa'da insanlar tarihlerini tarih kitaplarından öğrenmiyorlar. çünkü onlar da bizim gibi, kalın tarih kitaplarını sıkıcı buluyorlar. ama onların tarihlerini bugüne taşıyan ve hayatlarının içine dahil eden sinema, tiyatro ve roman peşlerini hiç bırakmıyor. bugünlerde tarihi nitelikli televizyon dizileri insanı dehşete düşüren cinsten birer görsel harika oldu batı'da. biz ise elimizdekiyle yetinmek ve ilerisi için ümitvar olmak zorundayız. heyhat...